|
| Üye ol | Arşiv | Program Sayfası | BM Projeleri | English | İrtibat |
|
Anne-Brigitte Albrectsen iki yıldır sürdürdüğü UNFPA Türkiye Temsilciliği görevinden ayrılıyor Albrectsen, görev süresi sırasında, aralarında Kadına karşı şiddete son kampanyası da dahil olmak üzere bir çok başarılı kampanyaya imza attı. Albrectsen ile Birleşmiş Milletler Ortak Programına katkıları, Tükiyedeki kadın hareketi ve UNFPA Turkiye Temsilciğini konuştuk. Soru: Sayın Albrectsen, kadınların ve kız çocuklarının haklarının korunması ve geliştirilmesi BM Ortak Programının ana mimarlarından birisi de sizsiniz. Bu program neden Türkiye için önemli? Albrectsen: Son yıllarda önemli yasal değişiklikler hayata geçirilmiş olmakla birlikte reformların uygulamaya konmasında hala gecikme yaşanıyor. Bu durum genelde yasaların yerel düzeyde uygulamaya konmasının önündeki bilgi ve birikim eksiklinden ve bazı durumlarda da siyasi irade eksikliğinden kaynaklanıyor. Olumlu bir gelişme olarak birçok yerel yönetim temsilcisi ve siyasetçi kadınların ve kız çocuklarının hayatlarını iyileştirmeye yönelik değişikliklerin planlanması ve uygulanması konusunda Birleşmiş Milletlere başvurarak yardım talep etmektedir. Biz de bu taleplere Ortak Program ile yanıt verdik. Ortak Program, bir dizi katılımcı süreç sayesinde kadınların taleplerinin gündeme getirilmesi ve duyurulması amacıyla oluşturulmuştur. Program, kadınların taleplerinin tamamını karşılamaya yetmeyebilir, ancak öncelikli ihtiyaçların daha iyi ve etkin bir şekilde karşılanmasını sağlayacak siyasi bir ortam hazırlayacaktır. Soru: Bir çok ülke ve vakıf programa maddi destek sağlıyor. Programa mali kaynak arayışınız sırasında karşılaştığınız zorluklar hakkında bize bilgi verebilir misiniz? Albrectsen: İşe BÜYÜK düşünerek başladık. Kadın hakları konusundaki bir çok proje, mali kaynakların hızla erimesi sonucu sürdürülemez olmuştu. Biliyorduk ki südürülebilir bir etki yaratabilmek amacıyla sponsorları ve donörleri kaynaklarını kapsamlı bir ortak programın havuzunda toplamalarının hem kendileri hem de Türk kadınları için daha yararlı olduğuna inandırmamız gerekiyordu. Bu fikirden yola çıkarak Ankaradaki büyükelçilikler ve 100ün üzerinde özel sector kuruluşu ile 8-9 ay süren görüşmeler gerçekleştirdik. Bugün, BMnin katkılarının yanı sıra altı ülke ve bir vakıf programımızı maddi olarak desteklemektedir. Umarız başka ülkeler de programımızı destekleme kararı alırlar. Bu programı desteklemenin yararı açıkca görülmektedir. Küçük katkılar bile kaynakların birleştirilmesi sonucu çok yararlı sonuçlar sağlayabilmektedir. Soru: Türkiyede geçirdiğiniz iki yıl sonrasında, ülkede kadın-erkek eşitliği konusunda yaşanan gelişmeler konusundaki tecrübeleriniz hakkında bize bilgi verir misiniz? Albrectsen: Türkiyede son iki yıl kadın-erkek eşitliği ile ilgili konularda heyecan verici ve olumlu bir atmosferde geçti. Yasal zeminde yeni girişimler başlatıldı, kadın hakları ve kadına karşı şiddet hususlarında toplumda yapılan tartışmalar daha bilinçli bir hal aldı. Hürriyet gazetesinin yürüttüğü şiddete son kampanyası, töre cinayetlerini araştırmak üzere Meclis Araştırma Komisyonu kurulması ve eşini döven AKP milletvekilinin partinin Merkez Karar ve Yönetim Kurulu'ndaki görevine son verilmesi kadın-erkek eşitliğinin artık ülkenin gündemine oturduğunu açıkca göstermektedir. Henüz daha aşılacak uzun bir yol olduğunu düşündüğümüzde kazanılan bu ivmenin hızını kaybetmemesini umuyorum. Bir taraftan da önümüzdeki dönemde 2007 seçimleri için çalışmaların başlayacak olması olumlu gelişmelerin önüne set çekebilir. Ancak, ümit ediyoruz ki, çoğunluğunu erkeklerin oluşturduğu milletvekilleri, seçmenlerinin yarısını kadınların teşkil ettiğini hatırlayacaklardır. Soru: Türkiye hem coğrafi hem de nüfus yönünden büyük bir ülke. Nüfusun büyük bölümüne ulaşmayı nasıl başarıyorsunuz? Albrectsen: Aslında belki de nüfusun büyük bölümüne ulaşamadık. Bizim ulaşmamızın zor olduğu alanlarda ortaklıklara gittik. Örneğin, uzunca bir süreden bu yana yerel radyo istasyonları, yerel medya ve Futbol Federasyonu ile ortaklıklar kurarak çoğunluğunu erkeklerin oluşturduğu bir kitleye mesajımızı iletmeye çalıştık Diyanet İşleri Başkanlığından Cuma hutbelerinde töre cinayetleri ve aile içi şiddet konularının gündeme getirilmesi hususunda yardım aldık. Soru: UNFPA Türkiye Temsilciliği oldukça faal. Hem kamu hem de özel sector kuruluşları ile bir çok ortak proje yürütüyorsunuz. Bize bu projelerden de bahsedin. Sizi en fazla heyecanlandıran proje hangisi oldu? Albrectsen: Kadın hakları konusundaki çalışmalar dışında en keyif aldığım konu gençlerle yaptığım çalışmalar ve gençlerin haklarına katkıda bulunmak olmuştur. Türkiyede gençlerin karşısına ilişkilerinde olsun cinselliklerinde olsun bir çok tabu çıkmaktadır. Aslında, dünya genelinde edinilen tecrübelere baktığımızda, bu tabuların yıkılması ile gençler daha güvenli, mutlu ve sağlıklı bir yaşam sürüyorlar ki bu da tüm toplumun iyiliğine bir gelişmedir. Örneğin, üreme sağlığı konusunda tüm bilgilere ve haklara sahip olmadan HIV/AIDSin engellenmesi mümkün olamamaktadır. Doğuş Holding ve Johnson & Johnson ile başlattığımız ortaklık çerçevesinde, yaşlarına ve kültürel açıdan uygun olmak kaydıyla ergenlik yaşına yaklaşan gençlerle Çocuk Esirgeme Yurtlarında kalan genç kız ve erkeklere sağlıklı bir yaşam için gerekli bilgiler verilmektedir. Özel sektör kuruluşlarının sosyal sorumluluğa sahip aktif ortaklarımız haline gelmeleri çalışmalarımız açısından son dönemde yaşanan bir diğer önemli ve heyecan verici gelişme olmuştur. Soru: Türkiyedeki kadın hareketini nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu hareket nasıl daha aktif hale getirilebilir? Albrictsen: Aslında ben Türkiyedeki kadın hareketinin oldukça aktif ve son dönemde yapılan reformaların arkasındaki itici güç olduğunu düşünüyorum. Umarım hem merkezi hükümet hem de yerel yönetimler kadın kuruluşları ile daha yakın bir diyaloga girme isteği gösterirler. Yine umarım ki STKlar da, kamu kuruluşlarına yönelik şüphelerini yenmenin bir yolunu bulurlar. Her iki taraf da, bugün yaptıklarının aksine, birbirleriyle mücadele etmek yerine birbirlerinin güçlerini takdir etmeyi öğrenmek zorundadır. Siyasi ve sosyal reformları hayata geçirmek isteyen her hükümet için kadın hareketinin sağlayabileceği önemli katkılar vardır. Soru: Türk basının toplumsal cinsiyet konusunu ele alışını nasıl buluyorsunuz? Albrectsen: Çok karmaşık bir görüntü arz ediyor. Bir taraftan baktığımızda, kadınlarla ilgili konular iki-üç yıl öncesine göre basında daha fazla tartışılıyor ve işleniyor. Tabii ki bu olumlu bir gelişmedir. Diğer taraftan ise, bir çok basın kuruluşunun editoryal tutumunun hala oldukça geleneksel düşünen erkekler tarafından belirlendiğini ve okuyucuların/izleyicilerin sansasyonel ve kadınların ya çok geleneksel ya da süper seksi kalıplar içinde gösterilmesine rağbet ettiğini düşünüyorum. Sanırım medyanın, toplumdaki kadın imajının kadın hakları ve kendini ifade etme özgürlüğü kapsamında yeniden yapılandırılmasına yardımcı olmak amacıyla ciddi bir çaba göstermesi gerekebilecektir. Soru: Bize yeni görevinizden bahseder misiniz? Albrectsen: Doğduğum şehir olan Kopenhakda Danimarka Dışişleri Bakanlığında uluslararası kuruluşlar ve performans yönetimi konularında uzman olarak çalışacağım. BM sistemi dışına çıkıyor olmamla birlikte BM ile yakın bir çalışma ilişkisi içerisinde olacağım. BM reform sürecine ve kalkınma kuruluşlarının oluşturduğu global sistemin dünyaya verdiği hizmetleri iyileştirmelerine katkım olmasını umuyorum. Türkiyeyi ve burada çalışmayı çok özleyeceğim. Burada elde ettiğim olumlu tecrübelerin başka bir yerde insanların kalkınmasına katkıda bulunmasını ümit ediyorum. |