|
Kamuoyu araştırmalarının sonuçlarını Prof. Dr. Ayşe
Ayata değerlendirdi
İzmir
Türkiyede kadınlar toplumsal hayatın her alanında, eğitimde, siyasette
ve istihdamda toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılığa maruz
kalmaktadırlar. Kadınlık rollerinin daha çok özel alanda tanımlanması,
kadına atfedilen annelik ve ev kadınlığı rollerinin ön plana çıkması, bu
rollerin gerek kadınlar gerekse de erkekler tarafından içselleştirilmiş
olması, kadınların eğitim düzeylerinin erkeklerden daha düşük olması,
çalışma hayatında gereğinden az yer almaları ve siyasete aktif
katılımlarının ve temsiliyetlerinin düşük olması bu ayrımcılığın
artmasındaki önemli sebeplerdir.
Türkiyede kadın sorununa duyarlı ve bu sorunu çözmeye yönelik
politikaların üretilmesinde devletin, yerel yönetimlerin, karar
vericilerin ve uygulayıcıların, sivil toplum kuruluşlarının ve
vatandaşların birlikte katılımı ve işbirliği vazgeçilmez bir ön
koşuldur. Söz konusu politikaların çözüme yönelik, etkin ve gerçekçi
olabilmesi ve uygulanabilirliği ancak kadınların ihtiyaç, talep ve
öncelik alanlarının belirlenmesi ile mümkündür. Bu amaçla İzmir ilinde
gerçekleştirilen araştırma aile, eğitim, istihdam, yerel hizmetlerden
yararlanma ile toplumsal ve siyasal katılımdaki sorunların genel
hatlarını belirlemek üzere yapılmıştır. Araştırma sonuçları öncelikler,
sorunlar ve talepler anlamında hem İzmirli kadınların bakış açısını
ortaya koymakta hem de bu konularda erkeklerin durum, tutum ve
kanaatlerinin anlaşılmasını sağlamaktadır.
Araştırma örnekleminin %69,7sini kadınlar %30,3ünü erkekler
oluşturmaktadırlar. Örneklemde yer alan erkeklerin %31,4ü alt
sosyo-ekonomik statüde, %50,8i orta sosyo-ekonomik statüde, %17,8i üst
sosyo-ekonomik statüdedir. Kadınlarınsa %47,1i alt sosyo-ekonomik
statüde, %39u orta sosyo-ekonomik statüde, %13,8i üst sosyo-ekonomik
statüdedir. Eğitim durumu açısından erkeklerin %0,4ü okur yazar değil,
%10,6sı ilkokul mezunu, %16,9u ortaokul mezunu, %33,5i lise mezunu,
%37,3ü üniversite mezundur. Kadınlarınsa %1,5i okur yazar değil,
%1,5i okur yazar, %23,8i ilkokul mezunu, %13,1u ortaokul mezunu,
%36,5i lise mezunu, %22,5i üniversite mezundur. Örneklemdeki
erkeklerin %66,5i, kadınlarınsa %24,5i ücretli bir işte çalışmaktadır.
-
AİLE
1.1.
Çocuk sayısı
Ailede her çocuğa eşit imkanların sağlanabilmesi ve eşit eğitim
olanaklarının sunulması çocukların sosyalleşme sürecinde ve yetkin
bireyler olarak yetişmelerinde büyük önem taşımaktadır. Bu açıdan her
ailede ideal çocuk sayısı ihtiyaç ve talepleri karşılanabilen çocuklarla
belirlenebilir. İzmir ilinde ortalama çocuk sayısı 1-2 arasında
değişmektedir. Deneklerin yarıya yakınının hiç çocuğu yoktur. Sahip
olunmak istenen çocuk sayısının ağırlıklı olarak 2 olduğu ifade
edilmiştir. 2den fazla çocuk sahibi olmak isteyen kadınların sayısı
(%16,4) erkeklerin sayısından (%14) fazladır. Orta gelir seviyesinde
4ten fazla çocuk sahibi olmak isteyen erkeklerin sayısı kadınların 5
katıdır. İlkokul mezunları arasında 4ten fazla çocuk sahibi olmak
isteyen erkeklerin sayısı ise kadınların 10 katıdır. Genel olarak eğitim
seviyesi ve gelir arttıkça sahip olunan çocuk sayısı da azalmaktadır.
Kadın ve erkeklerin yaklaşık 3/4ü çocukların çalışma yaşının 15
olduğunu bilmektedir. Çocukların çalışmaları gerek erkekler gerek
kadınlar tarafından kabul görmemektedir. Gelir düzeyi ve eğitim seviyesi
arttıkça çocukların çalışmasının kabul görmeme düzeyi de artmaktadır.
Ülkemizde ne yazık ki kız çocuklarının eğitimi erkek çocukların
eğitimden daha düşük seviyededir. Özellikle maddi imkanları yetersiz
olan ve eğitim seviyesi düşük olan ailelerde bir tercih yapma
zorunluluğunda kalındığında erkek çocuklarının okutulmasına öncelik
verilmektedir. Bu da geleceğin genç kadınlarının toplumsal, siyasal ve
ekonomik hayatta erkeklere nazaran daha dezavantajlı bir konumda
olmalarına neden olmaktadır. İzmirde kadın ve erkeklerin hemen hemen
hepsi kız çocuklarını okula gönderdiklerini ifade etmektedirler. Bu
toplumda ikincil statüde olan kadınların güçlendirilmesinde çok önemli
bir adımdır. Kız çocuklarının okula gönderilmediği birkaç istisnai
örnekte de maddi imkansızlıklar ve erkeklerle karışık sınıflarda
okunması temel engel olarak belirtilmiştir.
1.2.
Aile Planlaması
Aile planlaması, kadın sağlığı ve dolayısıyla ana-çocuk sağlığı hakkında
bilgi düzeyi, kadın ve çocukların fiziksel ve psikolojik sağlıkları
açısından büyük önem taşımaktadır. Bilgi düzeylerinin yükseltilmesi
ancak kullanılan bilgi kaynaklarının tespiti ve bunların
çeşitlendirilmesi ile mümkündür.
İzmirde aile planlaması ve kadın sağlığı konusunda bilgi edinme
kaynakları erkek ve kadınlarda farklılaşmaktadır. Kadınların büyük
çoğunluğu söz konusu bilgileri sağlık kurumları ve personelinin (%84,3)
yanısıra televizyon, radyo ve gazetelerden (%39,0) ve İnternetten (%23)
aldığını ifade ederken erkekler sırasıyla televizyon, radyo ve
gazetelerden (%64), sağlık kurumları ve personelinden (%53,8) ve
kitaplardan (%40,3) bilgi edinmektedirler. Kadınların sosyo-ekonomik
statüsü arttıkça bilgi kaynakları da farklılaşmaktadır. Ancak gelir ve
eğitim düzeyi düşük olan kadınların bilgi kaynağı yine öncelikle sağlık
kurumları ve personelidir. Orta sosyo-ekonomik statüde olan kadınlar
ağırlıklı olarak sağlık kurumları ve personelinden ve kitle iletişim
araçlarından bilgilenmekteyken, üst sosyo-ekonomik statüdeki kadınlar
bunlara ek olarak İnternet ve kitaplardan da yoğun olarak
faydalanmaktadır. Eğitim düzeyi düşük kadınlar yalnızca sağlık kurumları
ve personeli, kitle iletişim araçları ve arkadaşlarından bilgi
edinmekteyken eğitim düzeyi yüksek olan kadınların bilgi kaynakları
çeşitlenmekte kitaplar ve İnternet gibi kaynaklar kullanılmaktadır.
Burada önemli olan bir noktaya dikkat çekmek isteriz. Kadınlar ve
özellikle düşük eğitim grubundaki kadınların daha fazla sağlık
personelinden bilgi almaları onların kişiselleşmiş ve özel bilgiye
ihtiyaçlarına işaret edebilir. Diğer yandan alt gelir grubunda hizmete
ulaşım zorlukları tıbbi bilgiden yararlanmayı düşürmektedir. Erkeklerde
İnternet ve kitap gibi kaynaklara daha yoğun başvurma söz konusudur.
Burada bilginin erkeklere daha açık olduğunu ve onlarca daha anlaşılır
olduğunu düşünebiliriz. Erkeklerin sosyo-ekonomik statüleri ve eğitim
düzeyleri arttıkça kitap ve İnternet gibi kaynaklardan bilgi edinme
oranları da artmaktadır. Bir diğer ilginç bulgu da alt ve orta gelir
düzeyindeki erkeklerin ve eğitim düzeyi yüksek erkeklerin %5,6 ile %9.5
arasında değişen oranlarda aile planlaması bilgilerini eşlerinden
öğrendiklerini ifade etmeleridir. Söz konusu alanlarda bilgi
kaynaklarının çeşitlendirilmesi, bilgi kaynaklarına erişimin
kolaylaştırılması, sunulan hizmetlerin farklı eğitim ve gelir
seviyelerindeki kadın ve erkeklere göre yeniden gözden geçirilmesi
şüphesiz kadın ve ana-çocuk sağlığı konusunda daha bilinçli bireylerin
yetişmesine katkıda bulunacaktır.
1.3. Aile İçi İlişkiler
Aile içi ilişkilerin eşitlikçi olmasının temel göstergeleri arasında
aileye ilişkin konularda ve aile gelirini kontrol etmede birlikte karar
vermek sayılabilir. İzmirde kadınların kendi gelirleri üzerinde kontrol
sahibi olma oranları (%75,9) erkeklerinkine (%78,3) çok yakındır. Bunun
sebepleri ücretli bir işte çalışan kadınların sayısının görece
yüksekliği (%24,5) ve evli kadınların oranının görece düşüklüğü (%52,7)
olabilir. Kadın gelir elde ettiğinde ve gelir üzerindeki kontrolü
arttığında erkeğe bağımlılığı azalmaktadır. Ancak sosyo-ekonomik statü
arttıkça kadınların gelir üzerindeki kontrolü azalmakta fakat eşleriyle
birlikte karar verme oranlarının artmakta olduğu gözlemlenmektedir.
Evi kimin geçindirmesi gerektiği konusundaki görüşler göz önüne
alındığında erkekler daha geleneksel iş bölümüne yakın bir pozisyona
sahip olmakla birlikte kadınlar da erkeklere nazaran daha eşitlikçi bir
tutum sergilemektedirler. Erkeklerin ve kadınların 1/3ü erkeklerin evin
gelirini sağlaması gerektiğini vurgulamışlardır. Geliri birlikte
sağlamanın gerekliliği erkeklerin %39,8i, kadınlarınsa %45,3ü
tarafından vurgulanmaktadır.
Sosyo-ekonomik statü artıkça erkeğin evi geçindirmesi gerektiğini
düşünen kadınların sayısı önemli ölçüde azalmaktadır. Kadın ve erkekler
arasındaki düşünce farklarının en belirgin olduğu kesim orta ve üst
sosyo-ekonomik statüye sahip olan gruptur. Orta gelir düzeyinde, erkeğin
evi geçindirmesi gerektiğini söyleyen kadınlar (%22,6) erkeklerden
(%8,6) çok daha fazlayken, üst gelir düzeyinde bu görüşteki erkeklerin
(%20) sayısı kadınların (%12) sayısından az olmaktadır. Buradan
erkeklerin sosyo-ekonomik statülerinin yükselmesinin mutlaka daha
eşitlikçi bir anlayışa sahip olmalarıyla sonuçlanmadığını, ancak
kadınlar için bunun tam aksinin söz konusu olduğunu söylemek mümkündür.
Lise ve üniversite mezunu kadınlarda erkeğin evi geçindirmesi
gerektiğini düşünenler %20nin altına inse de, lise eğitimli erkekler
arasında %32,5lik bir kesimin hala bu görüşü savunduğu görülmektedir.
Her iki grupta eğitim düzeyi arttıkça evi her iki eşin birlikte
geçindirmesi fikri artarken, erkek ve kadınlar arasında düşünce farkları
korunmaktadır. Eğitim seviyesinin yükselmesi kadınların daha eşitlikçi
bir tutum sergilemelerini sağlamakta, kadınların eğitim düzeyleri
arttıkça kendi statülerini iyileştirme eğilimleri de artmaktadır. Bu
kadınların çalışmakta olduğu ya da aileye maddi katkıda bulunacak
potansiyele sahip oldukları düşünülebilir.
Mevcut duruma bakıldığında kadının aile gelirindeki payının erkeklere
oranla daha az olduğu görülmektedir. Alt gelir grubundaki erkekler ve
kadınlar evin geçiminin ağırlıklı olarak erkekler tarafından
sağlandığını ifade etmişlerdir. Orta ve üst gelir gruplarındaysa çok
ilginç bir karmaşa mevcuttur. Orta gelir grubundaki kadınların yarısı
evin geçimini erkeğin sağladığını bildirirken, erkeklerden bu şekilde
düşünenlerin oranı yalnızca %34,3tür. Üst gelir gruplarında erkeklerin
%46,7si aileyi kendilerinin geçindirdiğini belirtmektedir. Kadınlarınsa
%58,9u ortaklaşa geçim sağladıklarını beyan etmektedir. Burada ikili
bir neden söz konusu olabilir. Birincisi, erkekler kadınların kazancını
küçümsemektedir, önemsememektedir. İkincisi, erkekler eşlerin aile
gelirine katkısını bir yabancı (anketör) önünde tekrarlamak
istememektedir. Kadınların eğitim durumu yükseldikçe aileyi beraber
geçindirme oranı da artmaktadır. Özellikle kadınların eğitim
seviyelerinin yükseltilmesi iş bulma çeşitliliğini ve olanaklarını
arttırarak aile içinde daha eşitlikçi ilişkilerin oluşmasına katkıda
bulunmaktadır. Kadınların ailede gelir kontrolü konusunda beraberliği
daha çok savundukları göz önüne alındığında yeterli eğitim olanakları
sağlanan kadınlar hem ailelerinin gelir düzeyinin dolayısıyla refahının
artmasını sağlamakta hem de ekonomik anlamda erkeğe bağımlılıklarını
azaltarak aile içi karar almada daha etkin olmaktadır.
1.4. Aile İçi Şiddet
Genelde şiddet, özelde aile içi şiddet, toplumumuzda son derece hassas
bir konudur. Aile mahremiyeti görüşünün oldukça yaygın olduğu göz önüne
alındığında şiddet eylemlerinin içeriği, boyutu ve şiddet uygulayanların
belirlenmesi oldukça zordur. Önemli olan bir diğer husus da şiddet
algısının çeşitliliği ve içeriğinin kadın ve erkekler arasında
farklılaşmasıdır.
İzmirde aile içi şiddet konusunda kadın ve erkeklerin şiddet eylemi
olarak algıladıkları en belirgin davranışlar sırasıyla dayak, tecavüz ve
küfürdür. Kadınlar küfür, azar, dayak ve tecavüzü erkeklerden daha
yüksek oranda şiddet eylemi olarak algılamaktadırlar. Özel yaşam içinde
kadınlar bu tür muameleyle daha fazla karşılaşmakta ve rencide
olmaktadır.
Erkekler (%34,7) kadınlara (%20,6) oranla daha fazla şiddete maruz
kaldıklarını ifade etmişlerdir. Erkeklerin şiddet içeren davranış
algısının kadınların algısından çok farklılaşmamasına rağmen daha fazla
şiddete maruz kaldıklarını ifade etmeleri dikkat çekicidir. Erkeklerde
sosyo-ekonomik statü arttıkça şiddet algısı artmakta ve en az şiddete
maruz kaldıklarını ifade eden erkekler üst sosyo-ekonomik statüde
(%28,6), en fazla şiddete maruz kaldıklarını ifade edenlerse orta
sosyo-ekonomik statüde (%37,5) bulunmaktadır. Kadınlarda ise
sosyo-ekonomik statü yükseldikçe kadınlar diğer kadınlara oranla daha az
şiddete maruz kaldıklarını bildirmektedirler. Eğitim düzeyi yüksek
erkeklerde ve kadınlarda şiddet algısı da artmaktadır. Orta okul ve
üzeri eğitimli erkeklerde şiddete maruz kaldığını söyleyenlerin oranı
yükselirken, ilkokul ve üzeri eğitimli kadınlar daha az şiddete maruz
kaldıklarını ifade etmektedirler. Kadınların eğitimi arttıkça şiddet
görmeye toleranslarının ve bu tür muamele ile karşılaşma oranlarının
azalması beklenilebilir.
Kadın ve erkeklere şiddet uygulayanlar farklılaşmaktadır. Kadına şiddet
uygulayanlar sırasıyla eşi (%59,8), anne-babası (%28,6), ağabey ve
kardeşleri (%10,7) ve erkek arkadaşlarıdır (%7,1). Erkeklerin şiddet
gördükleri kişiler sırasıyla anne-baba (%48,8), öğretmen (%31,7),
arkadaş (%19,5), ağabey ve kardeşleri (%6,1) ve patron (%4,9) olarak
ortaya çıkmaktadır. Dikkat çeken nokta erkeklerin şidddet algısındaki
tanımlanan rollerinin yine erkekler kaynaklı olmasıdır. Erkeklerin
şiddet uygulayan aile fertleri, öğretmenleri, arkadaşları ve patronları
genellikle erkeklerden oluşmaktadır. Erkeklerin kamusal alandaki
varlığının kadına oranla daha fazla olması ve erkeklere şiddet
uygulayanların ağırlıklı olarak aile dışı bireyler olmasından dolayı
erkeklere yönelik şiddetin daha çok özel alan dışında uygulandığı
sonucunu çıkartmak mümkündür. Ancak kadınların aile içi şiddete maruz
kalma oranları erkeklerinkinden daha yüksektir. Kadınlara yönelik
şiddetin ağırlıklı olarak dayak ve tecavüz olduğu göz önüne alındığında,
bu durum kadının özel alanda daha baskıcı ve şiddete dayalı eylemlere
maruz kaldığının göstergesidir. Eğitim düzeyi arttıkça kadınların
eşlerinden şiddet görme oranı düşmekte fakat anne ve babadan, ağabey ve
kardeşlerden ve erkek arkadaşlardan şiddet görme oranı artmaktadır. Orta
sosyo-ekonomik statüdeki kadınlar eşlerinden ve ağabey ve kardeşlerinden
en az, anne ve babadan ve erkek arkadaşlardan en fazla şiddet gören
kesimdir. Kadınların sosyo-ekonomik statüsü arttıkça patrondan şiddet
görme de artmaktadır. Erkeklerde ise patronlarından şiddet gördüğünü
ifade edenler yalnızca orta sosyo-ekonomik statüdekiler ve üniversite
mezunu olan kişilerdir.

Kadın ve erkekler arasında kadına karşı uygulanan şiddete ilişkin
tutumlarda bazı farklar olsa da bunlar belirgin değildir. Kadınların
%78,1i kadının şiddeti hiçbir koşulda hak etmediğini düşünürken
erkeklerde bu oran %63,1dir. Kadına karşı şiddetin bazı durumlarda
meşru olabileceğini düşünen erkeklerin oranı %17,8 iken kadınlarda bu
oran %7,2dir. Yapılan başka çalışmalar başta sadakatsizlik olmak üzere
eşin emirlerine karşı çıkma, cinsel ilişkiyi reddetme, yemek yapmama ve
çocuklara bakmamayı, şiddeti meşrulaştıran nedenler arasında
göstermektedir.
Kadınlarda eğitim düzeyi ve sosyo-ekonomik statü yükseldikçe kadınların
hiçbir durumda şiddeti haketmediklerini düşünenlerin oranı artmaktadır.
Diğer yandan kadınlara karşı şiddetin bazı durumlarda meşru
olabileceğini düşünen kadınların en yüksek sayıda olduğu kesim üst
sosyo-ekonomik statüdekilerdir. Erkeklerde eğitim düzeyi ve
sosyo-ekonomik statü arttıkça şiddeti bazı hallerde onaylama yaklaşımı
azalmaktadır. Yine de lise mezunu erkeklerin %19u, üniversite mezunu
erkeklerinse %11,1i bazı durumlarda şiddeti onaylamaktadır.
İzmir töre cinayetlerinin yaygın olduğu bir yöre değildir. Bu nedenle
töre cinayetleri dışsal olarak algılanmakta ve kabul görmemektedir.
Erkeklerin %8,1i töre cinayetlerini onaylarken kadınlarda bu oran
%1,1dir. Kadınların %53,4ü, erkeklerinse %35,6sı töreye göre baskı
altına alınan kadınları destekleme eğilimindedir. Bu anlamda, bir yandan
erkeklerin kadınlara göre erkek egemen gelenekleri sürdürme konusunda
daha tutucu oldukları ve mağdur kadınları daha dışlayıcı bir tavır
sergiledikleri görülmekteyse de, diğer yandan da kayda değer sayıda
erkek töre mağduru kadınlara destek sunan bir yaklaşımı benimsemektedir.

-
İSTİHDAM
2.1.
Çalışma/İşsizlik
Kadınların işgücü katılımları erkeklerden çok daha düşüktür. Erkeklerin
%66,5i ücretli bir işte çalışırken kadınların sadece %24,5i
çalışmaktadır.
Erkekler ve kadınlar arasında işsizliğinin sebepleri çok da
farklılaşmamaktadır. Kadınların %35,4ü ve erkeklerin %24,9u temel
çalışmama sebebi olarak iş bulamamayı bildirmektedirler. Erkekler ikinci
sebep olarak paraya ihtiyaçlarının olmadığını (%5,1) bildirirken
kadınlar sırasıyla ailelerine bakmaları gerektiğini (%11), eşlerinin
izin vermemesini (%9,3) ve sağlık problemlerini (%9) göstermektedirler.
Kadın ve erkekler arasında işsizliğin işgücü piyasasının niteliğinden
kaynaklanan ortak sebepleri olsa da, kadın ve erkek istihdamlarındaki
farklılığın bir nedeni olarak da toplumda yer alan kadının yerini özel
alanda görme ve kadına ağırlıklı olarak aile içi roller atfedilmesi
görülmektedir.

Çalışma koşullarına ilişkin tutumlara gelindiğinde çalışan erkeklerin
çalışma ortamından memnuniyetleri kadınlarla hemen hemen aynıdır.
Kadınlar arasında çalışma ortamından memnuniyetin en düşük olduğu kesim
üniversite mezunlarıdır (%69,4). Üniversite mezunlarının %11,1
işyerlerindeki güvenliği yetersiz bulmaktadır. Bu da eğitim seviyesi
arttıkça beklenti düzeylerinin artması ile açıklanabilir. Kadınların
%71,4ü işyerlerinde kadın oldukları için farklı muameleye maruz
kalmadıklarını belirtmişlerdir. Farklı muamelelerin önde geleni örneği
olarak %8,3 ile daha rahat çalışma olanağı verilmesi olarak
gösterilmiştir ki bu olumlu bir durumdur. En yaygın ayrımcılık ise daha
az ücret ödenmesidir (%7,5).
Kadınların çalışma hayatında daha çok yer almaları şüphesiz kadının
erkeğe bağımlılığını azaltacak, toplumdaki statülerini iyileştirecek ve
kadın erkek eşitliğini kolaylaştıracaktır.
2.2.
Mesleki eğitim
Mesleki eğitimin arttırılması kadınlar ve erkekler için yeni iş
olanaklarının yaratılmasını sağlamaktadır. Özellikle kadınlar için
mesleki eğitim kursları hem ev içi emeğin değerlendirilmesine katkıda
bulunmakta hem de gelir sağlayıcı olanaklar yaratmaktadır. İzmirde
kadınların %45,1i erkeklerin ise %44,3ü mesleki eğitim
istemektedirler. Mesleki eğitim almak isteyen kadınların en çok
bilgisayar eğitimi (%30,7), çocuk bakımı (%4,9) ve biçki-dikiş-terzilik
eğitimi (%4,1) almak istedikleri görülmektedir. Genç ve orta yaşlı
kadınların birinci tercihi bilgisayar öğrenmek iken (15-24, 25-34, 35-44
ve 45-54 yaş grubu) daha yaşlı kadınlar (55-64 yaş grubu) çocuk bakımı
ve biçki-dikiş-terzilik kurslarını tercih etmektedirler. Burada ilginç
olan genç ve orta yaşlı kadınların geleneksel kadın mesleği olarak
tanımlanan çocuk bakımı ve biçki-dikiş-terzilik gibi alanlara az taelp
göstermesidir. Bu da özellikle genç kadınların mesleki eğitimi hem
çalışmak hem de dünyaya açılıp bilgi edinmek için amaçladığını
göstermektedir. Mesleki eğitim almak isteyen erkekler ise en çok
bilgisayar eğitimi almak istemektedirler.
Kadınların eğitim düzeyi arttıkça mesleki eğitim talepleri de
artmaktadır. En az talep edenler okuma yazma bilmeyen, okur-yazar ve ve
ilkokul mezunu olan kadınlar iken eğitim düzeyi arttıkça eğitim talebi
de artmaktadır. İlkokul üzerinde eğitim almış kadınlarda bilgisayar
kursu en yoğun olarak talep edilmekte, buna ek üniversite mezunlarından
muhasebe eğitimi (%7,9) isteği gelmektedir. Alt eğitim seviyelerindeki
kadınların talepleri ev içinde de yapılabilecek, geleneksel kadınlık
rolleri ile çatışmayan ve aynı zamanda gelir üretebilecek olan çocuk
bakımı, biçki-dikiş-terzilik ve aşçılıktır. Kadınlar kendilerinin temel
bilgisinin ancak buna yeteceğini de düşünüyor olabilir.
En yoğun mesleki eğitim talebi düşük eğitimli erkeklerden gelmektedir.
En yoğun talep bilgisayar kursuna gösterilmekte, bunu okur yazarlarda,
orta okul ve lise mezunlarında muhasebe takip etmektedir. En çok mesleki
eğitim kursu isteyenler 15-24 yaş grubu iken en çok tercih edilen
bilgisayar kursudur. Kadın ve erkekler yaşlandıkça mesleki eğitim
talepleri de azalmaktadır.
Meslek eğitimi olanaklarının farklı yaş grupları ve eğitim
düzeylerindeki kadın ve erkeklerin talepleri göz önüne alınarak
sunulması, bunlardan faydalanma düzeyini de arttıracaktır.
-
TOPLUMSAL VE SİYASAL KATILIM
Kadınların toplumsal ve siyasal katılımlarının arttırılması kadın erkek
eşitliğinin sağlanmasına, kadınların ihtiyaç ve taleplerine duyarlı
politikalar geliştirilmesine ve kadınların siyasette temsiliyetlerinin
artmasını sağlayacaktır. Bunun için öncelikli olarak erkek egemen tutum
ve davranışların yerini daha eşitlikçi tutum ve davranışlara
bırakmaları, erkek ve kadınların kadın sorunu konusunda duyarlılık ve
bilinç düzeylerinin artırılması gerekmektedir.
3.1.
Kadın Erkek Eşitliğine İlişkin Tutumlar
Kadın-erkek eşitliğinin sağlanmasının en önemli iki unsur şüphesiz bu
konudaki bilgi ve bilinç düzeyinin arttırılması ve eşitlik doğrultusunda
tutum ve davranışların geliştirilmesidir. İzmirde kadın ve erkek
eşitliğinin anayasada güvence altına alındığı, kız ve erkek çocuklarının
eşit miras hakkına sahip olduğu, kadın ve erkeklerin adil ücret ve
sosyal güvenlik hakkına sahip olduğu çok ağırlıklı olarak bilinmektedir.
Ancak bu yasal haklar konusunda erkeklerin kadınlardan daha bilgili
oldukları, yalnızca herkesin adil ücret ve sosyal güvenlik hakkı
üzerinde kadınların daha bilgili oldukları görülmektedir. Erkeklerin
ortalama eğitimleri kadınlardan daha yüksek olduğu ve kamu yaşamına daha
fazla aşina oldukları için kamusal doğru veya hukuki prensipleri bilme
oranları daha yüksektir. Dikkat çeken bir diğer husus bazı
sosyo-ekonomik statü ve eğitim gruplarında kadın ve erkeğin birbirine
benzerliğinin farklı eğitim grubu ve sosyo-ekonomik statüdeki
hemcinslerine göre daha yakın olmasıdır. Örneğin kadınların miras
hakkının varlığını bilme alt gelir grubu erkeklerde %75 kadınlarda %89,5
iken, üst sosyo ekonomik statüde erkelerde %93,8 kadınlarda ise
%97,3tür. Kadınların sosyo-ekonomik statüleri ve eğitim düzeyleri
yükseldikçe söz konusu haklardan haberdarlıkları da artmaktadır. Üst
sosyo-ekonomik statüdeki veya yüksek eğitim sahibi kadınlar bu haklardan
aynı statü veya eğitimdeki erkeklerden daha fazla bilgi sahibidir.
Kadınların sahip oldukları yasal hakları yeterince kullandığını düşünen
erkeklerin oranı (%41,9) kadınlardan azdır (%47,3). Sosyo-ekonomik statü
ve eğitim düzeyi arttıkça yasal haklarını yeterince kullandıklarını
düşünen kadınların sayısı artmaktadır. Ancak her eğitim düzeyinde
erkeklerin yarıya yakını ya da yarısından fazlası kadınların sahip
oldukları haklardan yeterince yararlanamadıklarını düşünmektedir. Üst
sosyo-ekonomik statüdeki erkeklerin yalnızca %12,5i kadınların yasal
haklarını kullandıklarını düşünmektedir.
Kadınların büyük çoğunluğu (%75,3) yasal düzenlemelerin kadın erkek
eşitliğinin sağlanması konusunda yetersiz olduğunu düşünmektedirler.
Erkeklerin %58,1i bu görüşe katılmaktadır. Yasal düzenlemelerin yeterli
olduğunu söyleyenlerin en fazla olduğu grup üst sosyo-ekonomik statüdeki
kesimdir (%52,4). Yasal düzenlemeleri en yüksek oranda yeterli bulan
kesimse üniversite mezunu kadınlar (%16,7) ve erkeklerdir (%40).
Kadınların %61,5i kadınların toplumda bir değeri olmadığını düşünürken
erkeklerin %34,3ü bu düşünceye katılmaktadır. Gelenekçilik ve kadının
yerini daha çok aile içinde tanımlama eğilimi erkekler ve kadınlar
arasında büyük bir farklılık göstermemektedir. Erkeklerin %38,6sı
kadının yerinin evi olduğu düşüncesine katılırken kadınların %35,7si
bu düşünceye katılmaktadır. Sosyo-ekonomik statü yükseldikçe ve eğitim
düzeyi arttıkça kadın ve erkekler arasında kadının yerinin evi olduğunu
düşünenlerin sayısı azalmakla beraber kadın erkeklerin bu konu
hakkındaki görüş farkları belirgindir. Üst sosyo-ekonomik statüdeki
kadınların yalnızca %13,3ü, erkeklerinse %33.3ü kadınların yerinin evi
olduğunu savunmaktadır. Üst sosyo-ekonomik statüdeki kadınların
ağırlıklı olarak çalışan kadınlar olabileceği göz önüne alındığında
çalışma yaşamına katılan kadınlar kendi yerlerini daha çok kamusal
alanda tanımlamaktadırlar. Üniversite mezunu ve üst sosyo-ekonomik
statüdeki erkeklerin 1/3ünün kadının yerinin evi olduğunu düşündüğü göz
önüne alındığında, erkeklerin geleneksel değerlere bağlılığının eğitim
düzeylerinden bağımsız olduğu ve erkek egemen değerlerin sürdürülmesinde
daha etkin oldukları sonucu çıkartmak mümkündür. Kadınların (%75,3) ve
erkeklerin (%62,3) önemli bir kısmı iş yerinde taciz olduğu
kanaatindedirler. Yine çok sayıda kadın (%57,3) ve erkek (%41,5)
toplumda kadınların çalışmasının hoş karşılanmadığını söylemiştir.
Halbuki çalıştığı yerde cinsel tacize maruz kaldığını söyleyen yalnızca
bir kadın (%0,8) vardır ve cinsel taciz tehlikesi iş aramama nedenleri
arasında sayılmamaktadır. Kadının yeri evidir önermesine özellikle
erkeklerden gelen onay da dikkate alındığında, kadının çalışmasına
yönelik çok önemli bir ideolojik engel olduğu anlaşılmaktadır. Bu
engelin gerçeklere dayanmadığını ama yine de kadın ve erkek pekçok kişi
tarafından içselleştirildiğini görüyoruz.

Erkeklerin eşlerini aldatmalarını hoş karşılanabilir bulan kadınların
oranı (%31,3) erkeklerinkinden (%27,5) fazladır. Alt ve orta
sosyo-ekonomik statüdeki kadınlar erkeklerin eşlerini aldatmalarını
erkeklerden daha yüksek oranda hoş karşılanabilir bulmaktadırlar.
İlkokul mezunları hariç tüm eğitim seviyelerindeki kadınlar da
erkeklerin eşlerini aldatmalarını erkeklerden yüksek oranda hoş
karşılamaktadır. Muhafazakar aile değerlerinin korunmasına yönelik iki
sonuca dikkat çekmek isteriz. Kadınların %56,4ü ve erkeklerin %62,3ü
çocukların evliliğin devamını sağlayacağını düşünmektedir. Erkeklerdeki
oranın yüksekliği erkeklerin kadınlardan daha çok çocuk istemesi ile
ilgili düşünülebilir. Ayrıca kadınların %73,8i ve erkeklerin %58,9u
boşanmış kadınların toplum tarafından dışlanacağını düşünmektedir. Bu
boşanmayı çok zorlaştıran bir düşüncedir. Dışlanacağını düşünen kadın
evlilik içinde kalarak çok zor şartlara dayanmak zorunda kalacaktır.
İzmirde gerek kadınlar gerekse de erkekler töre cinayetlerinin bir
insalık suçu olduğu düşüncesine katılmaktadırlar. Ancak erkeklerin
kadınlara oranla töre cinayetlerini daha fazla onayladıklarını belirtmek
gereklidir. Erkeklerin %8,1i ailedeki kadın ve kızların aile namusunu
zedeyelecek bir davranışları söz konusu olduğunda törelere göre
cezalandırılması gerektiğini söylerken kadınların sadece %1,1i bu
görüşe katılmaktadır.
3.2. Temel İhtiyaçların Karşılanması ve Kanaatler
Gerek kadınlar gerek erkekler için en temel ihtiyaçlar sağlık ve
eğitimdir. Sağlık, eğitim ve yaşlılar için bakımevleri hem kadınlar hem
de erkekler için çok büyük önem taşımaktadır. Kadınlar sağlığın yanısıra
kadın sağlığına yönelik hizmetler, kadın sığınma evleri, kadın erkek
eşitliğinin sağlanması, okuma yazma kursları açılması gibi konuları da
önemli bulmaktadır. Erkeklerin önemsiz bulduğu üç konu dikkat çekicidir:
seyyar sağlık merkezleri (%13,6), kadın doktor ihtiyacı (%10,6), ve
kadınların sorunlarını çözmeye yönelik politikalar (%10,2).
Sosyo-ekonomik statüleri ne olursa olsun, kadın ve erkekler için sağlık
ve eğitim ihtiyaçları daha çok ön plana çıkmaktadır. Üst sosyo-ekonomik
statüdeki kadın ve erkeklerin tümü sağlık ve eğitim imkanlarının
sağlanmasının önemi konusunda hemfikirdir. Kadın doktor ihtiyacını ve
kadınların sorunlarını çözmeye yönelik politikaları önemsiz bulma
eğilimi en güçlü olan kesim üst sosyo-ekonomik statüdeki erkeklerdir.
Üniversite mezunları arasında kadınlara iş ve meslek kazandırılması
konusundaki farklılaşma dikkat çekicidir. Kadınların tümü bu konuyu
önemli bulurken erkeklerin %6,7si önemsiz bulmaktadır. Benzeri şekilde
üniversite mezunu kadınların %97,6sı kadın sorununu çözmeye yönelik
politikaları önemsemekteyken aynı eğitim düzeyindeki erkeklerin %13,3ü
bunun önemli olmadığını düşünmektedir. Buradan kadın sorununa ilişkin
meselelerin erkekler tarafından daha ikincil bir ihtiyaç olarak
görüldüğü sonunucu çıkartmak mümkündür. Diğer yandan İzmir ili genelinde
kadın erkek eşitliğinin sağlanmasının önemi konusundaki düşünce farkları
oldukça azdır.
3.3. Yerel Hizmetlerden Haberdarlık
İzmir gibi metropol bir yerleşimde belediyenin sunduğu hizmetler ve
çeşitlenmesi fazladır. İzmirde kadınlar da erkekler de kadınlara
yönelik olan yerel hizmetlerden eş düzeyde (%18) fakat son derece az
haberdardır. Belediyelere başvuru oranı erkeklerde %22,5, kadınlarda ise
%18,8dir. Erkeklerin kamu yaşamına katılmaya, dilekçe vermeye, iş
takip etmeye daha alışık olduğunu göz önüne alırsak erkeklerin bu işleri
niye daha çok takip ettiği ortaya çıkabilir. Ayrıca ülkemizde genelde
gayrimenkul sahibi ve belediyede hak sahibi erkektir. Belediyelerin
kadınlara yeterli hizmet verdiklerini düşünen kadınların oranı (%29,7)
erkeklerden (%21,2) daha fazladır. Sosyo-ekonomik statü arttıkça
belediyelerin yeterli hizmet verdiklerini düşünenlerin oranı
artmaktadır. Diğer yandan kadın ve erkeklerin 1/3ü belediyenin
kadınlara verdikleri hizmetler konusunda fikir beyan etmemişlerdir.

3.4. Sağlık Hizmetlerinden Yararlanma
Yeterli sağlık hizmeti aldığını söyleyen kadınların oranı (%52,1)
erkeklerinkinden (%50) fazladır. Sosyo-ekonomik statü arttıkça yeterli
sağlık hizmeti aldığını ifade eden kadınların sayısı artmaktadır. Aldığı
sağlık hizmetinden en memnun olan iki grup üniversite mezunu kadınlar
(%61,9) ve lise mezunu erkeklerdir (%59,5). Kadınlar, yeterli sağlık
hizmeti alamama sebeplerinin birinci nedeni olarak hizmet kalitesinin
yetersizliğini (%63,1) görmektedirler. İkinci ve üçüncü sırada hastane
ve sağlık ocaklarının kalabalık olması (%60) ve sağlık personelinin kötü
muamelesi (%49,6) almaktadır. Kaliteden memnuniyet sosyo-ekonomik statü
yükseldikçe düşmekte, üniversite mezunu kadınlar hizmet kalitesinin
yetersizliğinden en çok şikayetçi olan kesim olarak karşımıza
çıkmaktadır (%58,3). Erkeklerde yeterli sağlık hizmeti alamama
sebeplerinin birincisi sağlık hizmetlerinin kalitesinin yetersizliğidir
(%54,2). İkinci ve üçüncü sırada hastane ve sağlık ocaklarının kalabalık
olması (%53,4) ve tedavi ücretlerinin pahalı olması (%39) yer
almaktadır. Orta sosyo-ekonomik statüdeki erkekler hizmet kalitesinden
en hoşnutsuz kesimdir; lise ve üniversite mezunlarının yarısından çoğu
hizmet kalitesinden rahatsızdır.
3.5. Siyasal Davranış
Kadının kamu yaşamına açılmasında karar alıcı organlarda yer almasının
önemi büyüktür. Böylelikle hem kadınların güçlendirilmesi, hem yerel ve
genel hizmetlerden yararlanmaları ve onlara yön vermeleri mümkün
olacaktır. Bu çerçevenin bazı önemli yönlerine dikkat çekmek isteriz.
Kadınlar arasında da oy verme oranı yüksekken (%80,3, erkeklerde %84,3)
kadınların katılımının diğer bir aracı olan sivil toplum kuruluşlarından
haberdarlığı çok düşüktür (%27,6). Türkiyede siyasi katılım genelde
yüksektir ve bu araştırma da bunu doğrulamaktadır. Burada iki katılım
durumunun farklı yapılarına dikkat çekmek isteriz. Oy verme, sürekliliği
olmayan, bir bakıma olağan dışı bir olgudur. Onun için oyun yönü de
dahil genelde kadınların bu konuda önemli bir özgürlük alanı da vardır.
Halbuki sivil toplum kuruluşları süreklidir ve ev dışında faaliyeti
zorunlu kılar. Bu nedenle bir çok yerel merkezimizde kadınların sivil
toplum örgütlenmeleri çok azdır, faaliyetleri kısıtlıdır. Onlar
hakkındaki bilginin azlığı da buna bağlı olabilir.
Erkekler (%70,5) yerel yönetimde kadınların temsil olunması gerektiği
konusunda kadınların (%72,5) çok da gerisinde kalmamaktadırlar. Yerel
yönetimlerin hizmet alanları özel yaşama daha yakındır. Belediyelerin
temel hizmetlerinin (yol, su, elektrik gibi) yaygın kullanıcıları
kadınlardır. Bu hizmetlerin aksamasından en çok onlar rahatsız olur.
Ayrıca, bu yakınlık onların siyasi karar alma süreçlerine katkı
vermesini kolaylaştırabilir. Sosyoekonomik statü ve eğitim seviyesi
arttıkça kadın temsiliyetinin gerekliliğine inanan kadınların sayıları
artmaktadır. Kendi destekledikleri parti olmasa da kadın sorunlarına
duyarlı bir partiye oy verme oranı kadınlarda erkeklere nazaran daha
fazladır. Kadınlar kendi sorunlarının çözümü için kimi zaman siyasal
tercihlerinde değişiklik yapabilmektedirler. Sosyo-ekonomik statü ve
eğitim ile söz konusu partilere oy verme oranı arasında net bir ilişki
bulunmamaktadır.

Kadınların siyasete girmesinin önündeki engeller konusunda erkekler
sırasıyla kadınların ilgisizliğini, siyasetin erkek egemen bir alan
olmasını ve kadınların pasifliğini görürlerken kadınlar için sıralama
siyasetin erkek egemen bir alan olması, kadınların eğitimsizliği,
pasifliği ve ilgisizliği olarak ortaya çıkıyor. Gerek kadınlar gerekse
de erkeklerin yarıdan fazlası kadınların siyasete girmesinin önündeki en
büyük engelin siyasetin erkek egemen bir alan olması konusunda
hemfikirdirler. Ev işlerinden ve kadının temel görevinin annelik ve ev
işleri olduğundan dolayı siyasete giremediklerini düşünen kadınların
oranı erkeklerden daha azdır. Erkeklerin sosyo-ekonomik statüleri
arttıkça siyasete girmenin önündeki engelin ev işleri ve annelik
olduğunu düşünenlerin oranı azalmaktadır.

Kadınların 1/3ü siyasete girmek isterken, çalışmayan kadınlar (%32,4)
çalışanlara (%26,3) göre daha çok siyasete katılmak istemektedir.
Çalışan kadınlar için siyasete atılmanın önündeki en büyük engel
eğitimlerini yetersiz görmeleridir (%21,8). Kadınların %11,6sı eğitimi
siyasete girmek için bir ön koşul olarak görüyor. Kadınlarda eğitim
arttıkça siyasete katılma isteği artmakta, üniversite mezunları arasında
bu oran %41,3e ulaşmaktadır. Sırasıyla 15-24, 35-44, ve 25-34 yaş
grubundaki kadınlar siyasete girmek istediklerini belirtmişlerdir. Bu
veriler de ileriye yönelik önemli bir umut ışığı olabilir; eğitimli
kadınların yanısıra genç kadınların da kadın siyasete katılmamalı
önyargısını kırma eğiliminde olduğunu düşünebiliriz.
SONUÇ
İzmir şehrinde modern değerler ağırlıklı olarak benimsense de gelenekse
değerlerle bir arada bulunmaktadır. Kadınların eğitim düzeyleri ve
ücretli bir işte çalışma oranları görece olarak yüksek olsa da hala
toplumsal, ekonomik ve siyasal alanda kadın-erkek eşitliğinin sağlanması
için yapılması gerekenler bulunmaktadır. Daha eşitlikçi bir toplumu
başlıca koşulu eğitim düzeyinin arttırılmasıdır. Kadın-erkek
ilişkilerinde eşitlikçi tutumların geliştirilmesinde, kadınların kamusal
alanda daha fazla yer almasının sağlanmasında, çalışma hayatında iş
olanaklarının arttırılmasında ve aile içinde kadına karşı baskıcı
davranışların önlenmesinde kadınların eğitimi son derece önemlidir.
Araştırma bulgularından da görüleceği gibi eğitim, kadının kendi
statüsünü iyileştirmesini, sorunlarına dair duyarlılığının artmasını ve
bilinçlenmesini sağlamaktadır. Eğitim kadının toplumsal hayatta
güçlendirilmesinin ön koşuludur. Yaygın ve örgün eğitim imkanlarının
arttırılması ve kadınların ihtiyaçlarına göre şekillendirilmesi
kadınlara yönelik politikaların geliştirilmesinde öncelik teşkil
etmelidir. İzmirde mesleki eğitim hizmetleri tasarlanırken genç
kadınların talepleri (bilgisayar kursu gibi) göz önüne alınmalıdır.
İzmirde kadınların
kendi gelirleri üzerindeki kontrolü yüksektir. Fakat bunun en önemli
sebebi kadınların yalnız yarısının evli olmasıdır. Kadın erkek
eşitliğinin sağlanmasında şüphesiz evli kadınların aile içindeki ikincil
statüsünün ortadan kaldırılması gerekmektedir. Aile ilişkilerinde erkek
egemen tutumlar kadını özel alanla kısıtlamakta, kadınlık rollerini
annelik ve ev kadınlığı ile sınırlamakta ve aile içinde eşitsizlikle
sonuçlanmaktadır. Aile içi gelirin ağırlıklı olarak erkek tarafından
sağlanması hem kadının erkeğe bağımlılığını arttırmakta hem de erkek
egemenliğini pekiştiren tutumların yaygınlaşmasına neden olmaktadır.
İzmirde kadınların erkeklere nazaran daha eşitlikçi tutum ve
davranışlar sergiledikleri göz önüne alındığında eğitim olanaklarının
arttırılması, mesleki eğitimin çeşitlendirilmesi ve erişilebilirliğinin
kolaylaştırılması ile aile içinde ve toplumda statülerini
iyileştirebileceklerdir.
İzmirde hem erkekler
hem de kadınlar yaşlılar için bakımevleri talep etmektedirler. Bu
hizmetin sağlanması gerek yurttaşların hizmetlerden memnuniyet düzeyini
arttıracak gerekse de ailelerine bakmaları gerektiği için çalışamayan
kadınların ücretli bir iş edinmeleri önündeki engelleri kaldıracatır.
Kadınların kamusal alana
katılımının ve temsiliyetinin en önemli gereklerinden biri kadının
siyasete aktif katılımının arttırılmasıdır. İzmirde kadınların,
kadınlara yönelik sivil toplum faaliyetlerinden düşük seviyede haberdar
oldukları dolayısıyla gerekli katılımı sağlayamadıkları görülmektedir.
Sivil toplum kuruluşları erişimi kolay ve kadın temsiliyetinin
sağlanmasında daha duyarlı örgütlerdir. Bu açıdan kadınların sivil
toplum faaliyetine katılmalarının en azından STKlardan
yararlanmalarının teşvik edilmesi gereklidir.
Aynı şekilde siyasete aktif katılım kadınlar arasında yaygın değildir.
Kadınların siyasete ilgisizliği ve pasifliği aslında sadece kadınların
kendilerinden değil siyasetin erkek egemen bir alan olmasından ve
kadınların özellikle aile içi rolleri ile çatışmasından
kaynaklanmaktadır. Ancak İzmirde özellikle genç, çalışmayan ve eğitimli
kadınlar arasında yaygın olan siyasete ilgi ve katılma isteği
değerlendirilmesi gereken bir potansiyeldir. Kadınlar siyasete
katılımlarının önündeki en büyük engel olarak yine de eğitimsizliği
göstermektedir. Dolayısıyla, kadınların siyasete atılmaları için gerekli
olan siyasete yönelik eğitiminin sunulması çok etkili sonuç verebilir.
Özellikle çalışmayan fakat siyasete katılmak isteyen
kadınların teşviki ile bu kadınların gerek boş zamanlarını daha etkin
değerlendirmeleri gerekse de kamusal alanda daha geniş ilişki ağlarının
parçası olmaları sağlanabilir. Yerel yönetimde kadınların temsiline
yönelik kadınların oldukça güçlü bir talebi olduğu göz önüne alınmalı,
yerel yönetimde kadın personelin sayısı arttırılmalıdır.
Kadın-erkek eşitliğinin
sağlanmasında ve kadının insan haklarının korunmasına yönelik
politikaların geliştirilmesinde devlet, yerel yönetimler ve sivil toplum
işbirliği son derece önemlidir. Bu işbirliğinde ihtiyaç, talep ve
öncelik alanlarının ortaklaşa belirlenmesi çözüme yönelik politikaların
üretilmesi ile sonuçlanacaktır. Bu açıdan yerel yönetimlerin sürece
aktif katılımı gerek hizmet sağlama olanaklarının çeşitliliği gerekse
erişilebilirliklerinin yüksek olmasından dolayı şarttır.
|