|
Kamuoyu araştırmalarının sonuçlarını Prof. Dr. Ayşe
Ayata değerlendirdi
Kars
Türkiyede kadınlar toplumsal hayatın her alanında, eğitimde, siyasette
ve istihdamda toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılığa maruz
kalmaktadırlar. Kadınlık rollerinin daha çok özel alanda tanımlanması,
kadına atfedilen annelik ve ev kadınlığı rollerinin ön plana çıkması, bu
rollerin gerek kadınlar gerekse de erkekler tarafından içselleştirilmiş
olması, kadınların eğitim düzeylerinin erkeklerden daha düşük olması,
çalışma hayatında gereğinden az yer almaları ve siyasete aktif
katılımlarının ve temsiliyetlerinin düşük olması bu ayrımcılığın
artmasındaki önemli sebeplerdir.
Türkiyede kadın sorununa duyarlı ve bu sorunu çözmeye yönelik
politikaların üretilmesinde devletin, yerel yönetimlerin, karar
vericilerin ve uygulayıcıların, sivil toplum kuruluşlarının ve
vatandaşların birlikte katılımı ve işbirliği vazgeçilmez bir ön
koşuldur. Söz konusu politikaların çözüme yönelik, etkin ve gerçekçi
olabilmesi ve uygulanabilirliği ancak kadınların ihtiyaç, talep ve
öncelik alanlarının belirlenmesi ile mümkündür. Bu amaçla Kars ilinde
gerçekleştirilen araştırma aile, eğitim, istihdam, yerel hizmetlerden
yararlanma ile toplumsal ve siyasal katılımdaki sorunların genel
hatlarını belirlemek üzere yapılmıştır. Araştırma sonuçları öncelikler,
sorunlar ve talepler anlamında hem Karslı kadınların bakış açısını
ortaya koymakta hem de bu konularda erkeklerin durum, tutum ve
kanaatlerinin anlaşılmasını sağlamaktadır.
Araştırma örnekleminin %69,2sini kadınlar %30,8ini erkekler
oluşturmaktadırlar. Örneklemde yer alan erkeklerin %23,9u alt
sosyo-ekonomik statüde, %61,2si orta sosyo-ekonomik statüde, %14,9u
üst sosyo-ekonomik statüdedir. Kadınlarınsa %44,9u alt sosyo-ekonomik
statüde, %45,2si orta sosyo-ekonomik statüde, %10u üst sosyo-ekonomik
statüdedir. Eğitim durumu açısından erkeklerin %3,7si okur yazar değil,
%14,9u ilkokul mezunu, %12,7si ortaokul mezunu, %44,8i lise mezunu,
%21,6sı üniversite mezundur. Kadınlarınsa %13,3ü okur yazar değil,
%2,3ü okur yazar, %33,2si ilkokul mezunu, %11i ortaokul mezunu,
%30,6sı lise mezunu, %8i üniversite mezundur. Örneklemdeki erkeklerin
%66,5i, kadınlarınsa %24,5i ücretli bir işte çalışmaktadır.
-
AİLE
1.1.
Çocuk sayısı
Ailede
her çocuğa eşit imkanların sağlanabilmesi ve eşit eğitim olanaklarının
sunulması çocukların sosyalleşme sürecinde ve yetkin bireyler olarak
yetişmelerinde büyük önem taşımaktadır. Bu açıdan her ailede ideal çocuk
sayısı ihtiyaç ve talepleri karşılanabilen çocuklarla belirlenebilir.
Kars ilinde ortalama çocuk sayısı 2-3 arasında değişmektedir. İdeal
çocuk sayısının ağırlıklı olarak 2 olduğu ifade edilmiştir. Yaklaşık,
kadınların beşte biri üç çocuk isterken erkeklerde dörtten fazla çocuk
isteme eğilimi kadınlara göre dört kat daha fazladır. Alt ve orta
sosyo-ekonomik statüdeki kesimlerde çocuk sayısı 2-3 arasında değişirken
üst sosyo-ekonomik statüdeki gruplarda bu sayı 2dir. Kadınların eğitim
düzeyi yükseldikçe sahip olunmak istenen ve sahip olunan çocuk sayısı da
düşmektedir. Okuma-yazma bilmeyen ve okur-yazar kadınlarda çocuk sayısı
genelde 4ten fazladır. Temel eğitim almış olan kadınlarda çocuk sayısı
ortalama 3ün altına düşmektedir. Genel olarak eğitim seviyesi ve gelir
arttıkça sahip olunan çocuk sayısı da azalmaktadır. Kadın ve erkeklerin
yaklaşık yarısı çocukların çalışma yaşının 15 olduğunu bilmektedir.
Çocukların çalışmaları gerek erkekler gerek kadınlar tarafından kabul
görmemektedir. Kabul görmeme düzeyinin artmasında gelir düzeyinden çok
eğitim seviyesinin artması daha etkilidir.
Ülkemizde ne yazık ki kız çocuklarının eğitimi erkek çocukların
eğitimden daha düşük seviyedir. Özellikle maddi imkanları yetersiz olan
ve eğitim seviyesi düşük olan ailelerde bir tercih yapma zorunluluğunda
kalındığında erkek çocuklarının okutulmasına öncelik verilmektedir. Bu
da geleceğin genç kadınlarının toplumsal, siyasal ve ekonomik hayatta
erkeklere nazaran daha dezavantajlı bir konumda olmalarına neden
olmaktadır. Karsta kadın ve erkeklerin hemen hemen hepsi kız
çocuklarını okula gönderdiklerini ifade etmektedirler. Bu toplumda
ikincil statüde olan kadınların güçlendirilmesinde çok önemli bir
adımdır. Kız çocuklarının okula gönderilmediği birkaç istisnai örnekte
de maddi imkansızlıklar temel engel olarak belirtilmiştir.
1.2.
Aile Planlaması
Aile
planlaması, kadın sağlığı ve dolayısıyla ana-çocuk sağlığı hakkında
bilgi düzeyi, kadın ve çocukların fiziksel ve psikolojik sağlıkları
açısından büyük önem taşımaktadır. Bilgi düzeylerinin yükseltilmesi
ancak kullanılan bilgi kaynaklarının tespiti ve bunların
çeşitlendirilmesi ile mümkündür.
Karsta
aile planlaması ve kadın sağlığı konusunda bilgi edinme kaynakları erkek
ve kadınlarda farklılaşmaktadır. Kadınların büyük çoğunluğu söz konusu
bilgileri sağlık kurumları ve personelinin (%62,5) yanısıra televizyon,
radyo ve gazetelerden (%44,2) aldığını ifade ederken erkeklerin büyük
bir kısmı televizyon, radyo ve gazetelerden (%62,3) bilgi
edinmektedirler. Kadınların sosyo-ekonomik statüsü arttıkça bilgi
kaynakları da farklılaşmaktadır. Ancak gelir ve eğitim düzeyi düşük olan
kadınların bilgi kaynağı yine öncelikle sağlık kurumları ve
personelidir. Üst sosyo-ekonomik statüde olan kadınlar ağırlıklı olarak
sağlık kurumları ve personelinden bilgilenmekteyken, orta sosyo-ekonomik
statüdeki kadınlar sağlık kurumları ve personeline ek olarak internet ve
kitle iletişim araçlarından da yoğun olarak faydalanmaktadır. Eğitim
düzeyi düşük kadınlar yalnızca sağlık kurumları ve personeli ve kitle
iletişim araçlarından bilgi edinmekteyken eğitim düzeyi yüksek olan
kadınların bilgi kaynağı çeşitlenmekte kitaplar ve internet gibi
kaynaklar kullanılmaktadır. Burada önemli olan bir noktaya dikkat çekmek
isteriz. Kadınlar ve özellikle düşük eğitim grubundaki kadınların daha
fazla sağlık personelinden bilgi almaları onların kişiselleşmiş ve özel
bilgiye ihtiyaçlarına işaret edebilir. Diğer yandan alt gelir grubunda
hizmete ulaşım zorlukları tıbbi bilgiden yararlanmayı düşürüyor
olabilir. Erkeklerde daha çok internet, medya kitap gibi kaynaklara
başvurma söz konusudur. Burada bilginin erkeklere daha açık olduğunu ve
onlarca daha anlaşılır olduğunu düşünebiliriz. Erkeklerin sosyo-ekonomik
statüleri ve eğitim düzeyleri arttıkça kitap ve internet gibi
kaynaklardan bilgi edinme oranları da artmaktadır. Söz konusu alanlarda
bilgi kaynaklarının çeşitlendirilmesi, bilgi kaynaklarına erişimin
kolaylaştırılması, sunulan hizmetlerin farklı eğitim ve gelir
seviyelerindeki kadın ve erkeklere göre yeniden gözden geçirilmesi
şüphesiz kadın ve ana-çocuk sağlığı konusunda daha bilinçli bireylerin
yetişmesine katkıda bulunacaktır.
1.3. Aile İçi İlişkiler
Aile içi
ilişkilerin eşitlikçi olmasının temel göstergeleri arasında aileye
ilişkin konularda ve aile gelirini kontrol etmede birlikte karar vermek
sayılabilir. Kadınların kendi gelirleri üzerinde kontrol sahibi olma
oranları erkeklerinkinden daha düşüktür. Bu ailede ana geçim kaynağı
sağlayanın genellikle erkekler olması ile de açıklanabilir. Kadın gelir
elde etmediğinde ya da erkekten daha az gelir elde ettiğinde aile geliri
üzerindeki kontrolü azalmakta, erkeğe bağımlılığı artmaktadır. Ancak
sosyo-ekonomik statü ve eğitim seviyesi arttıkça kadınların gelir
üzerindeki kontrolü ve eşleriyle birlikte karar verme oranlarının
artmakta olduğu gözlemlenmektedir.
Evi
kimin geçindirmesi gerektiği konusundaki görüşler göz önüne alındığında
erkekler daha geleneksel iş bölümüne yakın bir pozisyona sahip olmakla
birlikte kadınlar da erkeklere nazaran daha eşitlikçi bir tutum
sergilemektedirler. Kadınların ancak 1/8i erkeklerin evin gelirini
sağlaması gerektiğini vurgularken erkeklerin %40ı bu görevi erkeklerin
yüklenmesinin gerekliliğini vurgulamışlardır. Geliri birlikte sağlamanın
gerekliliği erkeklerin yarısına yakını, kadınlarınsa 3/4ü tarafından
vurgulanmaktadır.
Sosyo-ekonomik statü artıkça erkeğin evi geçindirmesi gereğini düşünen
kadınların sayısı azalmakta, erkeklerde ise bu durum çok net
gözlenmemektedir. Kadın ve erkekler arasındaki düşünce farklarının en
belirgin olduğu kesim üst sosyo-ekonomik statüye sahip olan gruptur.
Buradan erkeklerin sosyo-ekonomik statülerinin artmasının mutlaka daha
eşitlikçi bir anlayışa sahip olmalarıyla sonuçlanmadığını, ancak
kadınlar için bunun tam aksinin söz konusu olduğunu söylemek mümkündür.
Ortaokul ve üstü eğitime sahip kadınlarda erkeğin evi geçindirmesi
gerektiğini düşünenler çok düşük oranlara inse de, benzeri bir
değişiklik ancak üniversite eğitimli erkekler arasında görülmektedir.
Üniversite mezunu erkeklerin 1/6sı erkeğin aile reisi olduğunu
düşünmeye devam ederken hiçbir üniversite mezunu kadın erkeğin
reisliğini kabul etmemekte ve %8i kadınların evin geçimini sağlaması
gerektiğini belirtmektedir. Her iki grupta eğitim düzeyi arttıkça eşit
geçindirme fikri artarken erkek ve kadınlar arasındaki düşünce farkları
mevcuttur. Eğitim seviyesinin yükselmesi kadınların daha eşitlikçi bir
tutum sergilemelerini sağlamakta, kadınların eğitim düzeyleri arttıkça
kendi statülerini iyileştirme eğilimleri de artmaktadır. Bu kadınlar ya
çalışmaktadır ya da aileye maddi katkıda bulunacak potansiyele sahiptir.
Mevcut
duruma bakıldığında kadının aile gelirindeki payının erkeklere oranla
daha az olduğu görülmektedir. Alt ve orta gelir gruplarında hem erkekler
hem de kadınlar aile geçiminin ağırlıklı olarak erkekler tarafından
sağlandığını ifade etmişlerdir. Üst gelir gruplarındaysa çok ilginç bir
karmaşa mevcuttur. Üst gelir gruplarında erkekler (diğer gelir
gruplarından az olmakla beraber) üçte iki oranında aileyi kendilerinin
geçindirdiğini belirtmektedir. Aynı üçte iki oranı kadınlar tarafından
ortaklaşa geçim sağladıkları beyanında da görülmektedir. Burada ikili
bir neden söz konusu olabilir. Birincisi, erkekler kadınların kazancını
küçümsemektedir, önemsememektedir. İkincisi, erkekler eşlerin aile
gelirine katkısını bir yabancı (anketör) önünde tekrarlamak
istememektedir. Kadınların eğitim durumu yükseldikçe aileyi beraber
geçindirme oranı da artmaktadır. Özellikle kadınların eğitim
seviyelerinin yükseltilmesi iş bulma çeşitliliğini ve olanaklarını
arttırarak aile içinde daha eşitlikçi ilişkilerin oluşmasına katkıda
bulunmaktadır. Kadınların ailede gelir kontrolü konusunda beraberliği
daha çok savundukları göz önüne alındığında yeterli eğitim olanakları
sağlanan kadınlar hem ailelerinin gelir düzeyinin dolayısıyla refahının
artmasını sağlamakta hem de ekonomik anlamda erkeğe bağımlılıklarını
azaltarak aile içi karar almada daha etkin olmaktadır.
1.4. Aile İçi Şiddet
Genelde
şiddet, özelde aile içi şiddet, toplumumuzda son derece hassas bir
konudur. Aile mahremiyeti görüşünün oldukça yaygın olduğu göz önüne
alındığında şiddet eylemlerinin içeriği, boyutu ve şiddet uygulayanların
belirlenmesi oldukça zordur. Önemli olan bir diğer husus da şiddet
algısının çeşitliliği ve içeriğinin kadın ve erkekler arasında
farklılaşmasıdır.
Karsta
aile içi şiddet konusunda kadın ve erkeklerin şiddet eylemi olarak
algıladıkları en belirgin davranışlar, dayak, tecavüz, aşağılama ve
küfürdür. Tecavüzün şiddet eylemi olarak algılanma oranı erkeklerde
kadınlara göre çok az da olsa daha yüksektir. Kadınlar özellikle
aşağılama ve azarlamayı erkeklerden daha yüksek oranda şiddet eylemi
olarak algılamaktadırlar. Özel yaşam içinde kadınlar bu tür muameleyle
daha fazla karşılaşmakta ve rencide olmaktadır.
Erkekler
(%21,6) kadınlara (%16,3) oranla daha fazla şiddete maruz kaldıklarını
ifade etmişlerdir. Erkeklerin şiddet içeren davranış algısının kadınlara
kıyasla daha düşük olmasına rağmen daha fazla şiddete maruz kaldıklarını
ifade etmeleri dikkat çekicidir. Erkeklerde sosyo-ekonomik statü
arttıkça şiddet algısı ve şiddete maruz kaldıklarını ifade eden
erkeklerin oranı da artmaktadır. Kadınlarda ise orta sosyo-ekonomik
statüdeki kadınlar diğer kadınlara oranla daha az şiddete maruz
kaldıklarını bildirmektedirler. Eğitim düzeyi yüksek erkeklerde şiddet
algısı da artarken, ilkokul mezunu olmayan kadınlar daha yüksek eğitim
seviyesine sahip kadınlara oranla daha yüksek oranda şiddete maruz
kaldıklarını ifade etmektedirler. Kadınların eğitimi arttıkça şiddet
görmeye toleranslarının ve bu tür muamele ile karşılaşma oranlarının
azalması beklenilebilir.
Kadın ve
erkeklere şiddet uygulayanlar farklılaşmaktadır. Kadına şiddet
uygulayanlar sırasıyla eşi (%73), anne-babası (%10) ve ağabey ve
kardeşleridir (%2). Erkeklerin şiddet gördükleri kişiler sırasıyla
anne-baba (%27,6), arkadaş (%17,2), öğretmen (%10) ve abi-kardeşler
(%10) olarak ortaya çıkmaktadır. Dikkat çeken nokta erkeklerin şidddet
algısındaki tanımlanan rollerinin yine erkekler kaynaklı olmasıdır.
Erkeklerin arkadaşları, şiddet uygulayan aile fertleri ve öğretmenleri
genellikle erkeklerden oluşmaktadır. Erkeklerin kamusal alandaki
varlığının kadına oranla daha fazla olması ve erkeklere şiddet
uygulayanların ağırlıklı olarak aile dışı bireyler olmasından dolayı
erkeklere yönelik şiddetin daha çok özel alan dışında uygulandığı
sonucunu çıkartmak mümkündür. Ancak kadınların aile içi şiddete maruz
kalma oranları erkeklerinkinden daha yüksektir. Kadınlara yönelik
şiddetin ağırlıklı olarak dayak ve tecavüz olduğu göz önüne alındığında,
bu durum kadının özel alanda daha baskıcı ve şiddete dayalı eylemlere
maruz kaldığının göstergesidir. Sosyo-ekonomik statü ve eğitim düzeyi
arttıkça kadınların eşlerinden şiddet görme oranı düşmekte fakat anne ve
babadan şiddet görme oranı artmaktadır. Aynı şekilde eğitim düzeyi
yüksek olan kadınlar arasında eşlerinden şiddet görme oranı düşerken,
anne ve babadan şiddet görme oranında bir miktar artış
gözlemlenmektedir.

Kadın ve
erkekler arasında kadına karşı uygulanan şiddete ilişkin tutumlarda bazı
farklar olsa da bunlar belirgin değildir. Kadınların %90,7si kadının
şiddeti hiçbir koşulda hak etmediğini düşünürken erkeklerde bu oran
%79,9dur. Kadına karşı şiddetin bazı durumlarda meşru olabileceğini
düşünen erkeklerin oranı %15,7 iken kadınlarda bu oran %7dir. Yapılan
başka çalışmalar başta sadakatsizlik olmak üzere eşin emirlerine karşı
çıkma, cinsel ilişkiyi reddetme, yemek yapmama ve çocuklara bakmamayı,
şiddeti meşrulaştıran nedenler arasında göstermektedir.
Kadınlarda eğitim düzeyinin yükselmesi kadınların bazı durumlarda
şiddeti hakettiklerini düşünenlerin oranını düşürmeye yetmemektedir. Bu
şekilde düşünen kadınların en yoğun olduğu kesim ortaokul ve lise mezunu
kadınlardır. Erkeklerde de şiddeti bazı hallerde onaylama yaklaşımı
%23,3 ile en çok üniversite mezunları arasında görülmektedir. İlkokul ya
da daha yüksek düzeyde eğitim almış erkeklerde eğitim düzeyinin
artmasıyla kadınların hiçbir durumda şiddeti haketmedikleri görüşünün
azalması beklenmedik bir bulgudur. İlkokul mezunu erkeklerde %85 olan bu
oran üniversite mezunu erkeklerde %73,3e düşmektedir. Bu da şiddetin
ağırlıklı olarak eğitimli erkekler tarafından meşrulaştırıldığını
göstermektedir.
Kars
töre cinayetlerinin yaygın olduğu bir yöre değildir. Bu nedenle töre
cinayetleri dışsal olarak algılanmakta ve kabul görmemektedir.
Erkeklerin %15,7si töre cinayetlerini onaylarken kadınlarda bu oran
%6dır. Töreye göre baskı altına alınan kadınları destekleme eğilimi
kadınlarda erkeklere göre yaklaşık iki kat daha fazladır. Kadınların
%60ı mağdur durumdaki yakınlarına destek vereceklerini söylerken
erkeklerde bu oran %33,6dır. Bu anlamda erkeklerin kadınlara göre erkek
egemen gelenekleri sürdürme konusunda daha tutucu olduklarını ve mağdur
kadınları daha dışlayıcı bir tavır sergiledikleri görülmektedir.

-
İSTİHDAM
2.1.
Çalışma/İşsizlik
Kadınların işgücü katılımları erkeklerden çok daha düşüktür. Erkeklerin
%56sı ücretli bir işte çalışırken kadınların sadece %18,6sı
çalışmaktadır. Erkekler ve kadınlar arasında işsizliğinin sebepleri çok
da farklılaşmamaktadır. Kadınların yarıya yakını ve erkeklerin yarıdan
biraz fazlası temel çalışmama sebebi olarak iş bulamamayı
bildirmektedirler. Hem kadınlar hem de erkekler ikinci sebep olarak
eğitim yetersizliğini göstermektedirler. Erkeklerden farklı olarak,
kadınların %11,8i eşleri izin vermediği için çalışamamaktadırlar. Kadın
ve erkekler arasında işsizliğin işgücü piyasasının niteliğinden
kaynaklanan ortak sebepleri olsa da, kadın ve erkek istihdamlarındaki
farklılığın bir nedeni olarak da toplumda yer alan kadının yerini özel
alanda görme ve kadına ağırlıklı olarak aile içi roller atfedilmesi
görülmektedir.

Çalışma
koşullarına ilişkin tutumlara gelindiğinde çalışan erkeklerin çalışma
ortamından memnuniyetleri kadınlarla hemen hemen aynıdır. Kadınlar
arasında çalışma ortamından memnuniyetin en düşük olduğu kesim
üniversite mezunlarıdır. Bu da eğitim seviyesi arttıkça beklenti
düzeylerinin artması ile açıklanabilir. Kadınların %92,9u işyerlerinde
cinsiyete dayalı ayrımcılığa maruz kalmadıklarını belirtmişlerdir.
Kadınların çalışma hayatında daha çok yer almaları şüphesiz kadının
erkeğe bağımlılığını azaltacak, toplumdaki statülerini iyileştirecek ve
kadın erkek eşitliğini kolaylaştıracaktır.
2.2.
Mesleki eğitim
Mesleki
eğitimin arttırılması kadınlar ve erkekler için yeni iş olanaklarının
yaratılmasını sağlamaktadır. Özellikle kadınlar için mesleki eğitim
kursları hem ev içi emeğin değerlendirilmesine katkıda bulunmakta hem de
gelir sağlayıcı olanaklar yaratmaktadır. Karsta kadınların %53,9u
erkeklerin ise %62,8i mesleki eğitim istemektedirler. Mesleki eğitim
almak isteyen kadınların en çok bilgisayar eğitimi ve
biçki-dikiş-terzilik eğitimi almak istedikleri görülmektedir. Genç
kadınların birinci tercihi bilgisayar öğrenmek iken (15-24 ve 25-34 yaş
grubu) daha yaşlı kadınlar (35-44 ve 55-64 yaş grubu) biçki-dikiş ve
halı dokumacılığı kurslarını tercih etmektedirler. Bu da genç kadınların
mesleki eğitimi hem çalışmak hem de dünyaya açılıp bilgi edinmek için
amaçladığını, yaşlı kadınlarınsa eğitimi ev kadınlığının
mükemmelleştirilmesi ve ev ekonomisine yönelik olarak gördüğünü
göstermektedir. Mesleki eğitim almak isteyen erkekler ise en çok
bilgisayar eğitimi almak istemektedirler.
Kadınların eğitim düzeyi arttıkça mesleki eğitim talepleri de
artmaktadır. En az talep edenler okuma yazma bilmeyen, okur-yazar ve ve
ilkokul mezunu olan kadınlar iken eğitim düzeyi arttıkça, özellikle de
ortaokul ve lise mezunu kadınlar, bilgisayar kursu istemekteyken
üniversite mezunlarında bilgisayara ek olarak muhasebe eğitimi isteği de
yer almaktadır. Alt eğitim seviyelerindeki kadınların talepleri ev
içinde de yapılabilecek, geleneksel kadınlık rolleri ile çatışmayan ve
aynı zamanda gelir üretebilecek olan biçki-dikiş-terzilik ve halı
dokumacılığıdır. Kadınlar kendilerinin temel bilgisinin ancak buna
yeteceğini de düşünmekte olabilirler.
Erkeklerin eğitim düzeyi arttıkça genel olarak mesleki eğitim talepleri
de artmakta fakat üniversite mezunlarında bu talep bir miktar
azalmaktadır. En az talep edenler okuma yazma bilmeyen ve ortaokul
mezunu olan erkeklerdir. Bu iki grup yeni bir eğitim almak için gerekli
temele sahip olmadıklarını düşünmektedir. Erkekler eğitim düzeyleri
arttıkça en çok bilgisayar kursu talep etmektedirler. İkinci olarak
ortaokul mezunu erkekler muhasebe kursu, üniversite mezunları ise
mobilya-dekorasyon kursunu tercih etmektedirler. En çok mesleki eğitim
kursu isteyenler 15-24 yaş grubu iken en çok tercih edilen bilgisayar
kursudur. Kadın ve erkekler yaşlandıkça mesleki eğitim talepleri de
azalmaktadır.
Meslek
eğitimi olanaklarının farklı yaş grupları ve eğitim düzeylerindeki kadın
ve erkeklerin talepleri göz önüne alınarak sunulması, bunlardan
faydalanma düzeyini de arttıracaktır.
-
TOPLUMSAL VE SİYASAL KATILIM
Kadınların toplumsal ve siyasal katılımlarının arttırılması kadın erkek
eşitliğinin sağlanmasına, kadınların ihtiyaç ve taleplerine duyarlı
politikalar geliştirilmesine ve kadınların siyasette temsiliyetlerinin
artmasını sağlayacaktır. Bunun için öncelikli olarak erkek egemen tutum
ve davranışların yerini daha eşitlikçi tutum ve davranışlara
bırakmaları, erkek ve kadınların kadın sorunu konusunda duyarlılık ve
bilinç düzeylerinin artırılması gerekmektedir.
3.1.
Kadın Erkek Eşitliğine İlişkin Tutumlar
Kadın-erkek eşitliğinin sağlanmasının en önemli iki unsuru şüphesiz bu
konudaki bilgi ve bilinç düzeyinin arttırılması ve eşitlik doğrultusunda
tutum ve davranışların geliştirilmesidir. Karsta kadın ve erkek
eşitliğinin anayasada güvence altına alındığı, kız ve erkek çocuklarının
eşit miras hakkına sahip olduğu, kadın ve erkeklerin adil ücret ve
sosyal güvenlik hakkına sahip olduğu ağırlıklı olarak bilinmektedir.
Ancak yasal haklar konusunda erkeklerin kadınlardan daha bilgili
oldukları görülmektedir. Erkeklerin ortalama eğitimleri kadınlarda daha
yüksek olduğu ve kamu yaşamına daha fazla aşina oldukları için kamusal
doğru veya hukuki prensipleri bilme oranları daha yüksektir. Dikkat
çeken bir diğer husus bazı sosyo-ekonomik seviye ve eğitim gruplarında
kadın ve erkeğin birbirine benzerliğinin farklı eğitim grubu ve
sosyo-ekonomik statüdeki hemcinslerine göre daha yakın olmasıdır.
Örneğin kadınların miras hakkının varlığını bilme orta gelir grubu
erkeklerde %89 kadınlarda %84,6 iken, üst sosyo ekonomik statüde
erkelerde %100 kadınlarda %93,3tür. Kadınların sosyo-ekonomik statüleri
ve eğtim düzeyleri yükseldikçe söz konusu haklardan haberdarlıkları da
artmaktadır. Eğitim sahibi özellikle yüksek eğitim sahibi kadınlar da
erkeklere bu değerler ve bilgiler açısından çok yakındırlar.
Kadınların sahip oldukları yasal hakları yeterince kullandığını düşünen
erkeklerin oranı hemen hemen kadınlar kadardır. Sosyo-ekonomik statü
arttıkça yasal haklarını yeterince kullandıklarını düşünen kadınların
sayısı artmaktadır. Ancak her eğitim düzeyinde erkeklerin yarısından
fazlası kadınların sahip oldukları haklardan yeterince
yararlanamadıklarını düşünmektedir. Okur yazar olmayan, okur yazar ve
orta okul mezunu kadınlar ilkokul, lise ve üniversite mezunu kadınlara
oranla yasal haklarını daha az kullanabildiklerini ifade etmişlerdir.
Kadınların büyük çoğunluğu (%91,7) yasal düzenlemelerin kadın erkek
eşitliğinin sağlanması konusunda yetersiz olduklarını düşünmektedirler.
Erkeklerin %88,1i bu görüşe katılmaktadır. Yasal düzenlemelerin yeterli
olduğunu söyleyenlerin en fazla olduğu grup orta sosyo-ekonomik
statüdeki kesimdir. Üniversite mezunu erkeklerin bütük çoğunluğu (%96,7)
yasal düzenlemelerin yetersiz olduğunu ifade ederken üniversite mezunu
kadınlarda bu oran %80,6dır.
Kadınların %88,4ü kadınların toplumda bir değeri olmadığını düşünürken
erkeklerin %87,3ü bu düşünceye katılmaktadır. Gelenekçilik ve kadının
yerini daha çok aile içinde tanımlama eğilimi erkeklerde daha fazladır.
Erkeklerin %66,4ü kadının yerinin evi olduğu düşüncesine katılırken
kadınların %62,5i bu düşünceye katılmamaktadır. Sosyo-ekonomik statü
yükseldikçe ve eğitim düzeyi arttıkça kadın ve erkekler arasında kadının
yerinin evi olduğunu düşünenlerin sayısı azalmakla beraber kadın
erkeklerin bu konu hakkındaki görüş farkları belirgindir. Üst
sosyo-ekonomik statüdeki kadınların ağırlıklı olarak çalışan kadınlar
olabileceği göz önüne alındığında çalışma yaşamına katılan kadınlar
kendi yerlerini daha çok kamusal alanda tanımlamaktadırlar. Üniversite
mezunu erkeklerin %66,7sinin kadının yerinin evi olduğunu düşündüğü göz
önüne alındığında, erkeklerin geleneksel değerlere bağlılığının eğitim
düzeylerinden bağımsız olduğu ve erkek egemen değerlerin sürdürülmesinde
daha etkin oldukları sonucu çıkartmak mümkündür. Kadınların (%89,0) ve
erkeklerin (%88,1) çok büyük bir kısmı iş yerinde taciz olduğu
kanaatindedirler. Benzer oranlarda kadın (%82,4) ve erkek (%88,8)
toplumda kadınların çalışmasının hoş karşılanmadığını söylemiştir.
Halbuki çalıştığı yerde cinsel tacize maruz kaldığını söyleyen kadın
yoktur, ve cinsel taciz tehlikesi iş aramama nedenleri arasında
sayılmamaktadır. Kadının yeri evidir önermesine özellikle erkeklerden
gelen onay da dikkate alındığında, kadının çalışmasına yönelik çok
önemli bir ideolojik engel olduğu anlaşılmaktadır. Bu engelin gerçeklere
dayanmadığını ama yine de kadın ve erkek pekçok kişi tarafından
içselleştirildiğini görüyoruz.

Erkeklerin eşlerini aldatmalarını kadınlar (%60,1) onaylamazken,
erkeklerin %67,2si bu durumu hoş görmektedir. Sosyo-ekonomik statü
yükseldikçe aldatmayı hoş görenlerin sayısı azalmaktadır. Üniversite
mezunu kadın ve erkekler arasında ise aldatmayı hoş görenlerin erkek
(%76,7) ve kadınlar (%11,5) arasında büyük bir uçurum vardır.
Muhafazakar aile değerlerinin korunmasına yönelik iki sonuca dikkat
çekmek isteriz. Kadınların %86sı ve erkeklerin %88,8i çocukların
evliliğin devamını sağlayacağını düşünmektedir. Erkeklerdeki oranın
yüksekliği erkeklerin çok çocuk istemesi ile ilgili düşünülebilir.
Ayrıca kadınların %84,7si ve erkeklerin %88,8i boşanmış kadınların
toplum tarafından dışlanacağını düşünmektedir. Bu boşanmayı çok
zorlaştıran bir düşüncedir. Dışlanacağını düşünen kadın evlilik içinde
kalarak çok zor şartlara dayanmak zorunda kalacaktır.
Karsta
gerek kadınlar gerekse de erkekler töre cinayetlerinin bir insalık suçu
olduğu düşüncesine katılmaktadırlar. Ancak erkeklerin kadınlara oranla
töre cinayetlerini daha fazla onayladıklarını belirtmek gereklidir.
Erkeklerin %15,7si ailedeki kadın ve kızların aile namusunu zedeyelecek
bir davranışları söz konusu olduğunda törelere göre cezalandırılması
gerektiğini söylerken kadınların sadece %6sı bu görüşe katılmaktadır.
Erkeklerin %89,6sının töre cinayetlerini bir insanlık suçu olarak
değerlendirdikleri göz önüne alındığında ortaya çelişkili bir durum
çıkmaktadır. Bu durum erkeklerin kendi ailelerine ilişkin konularda daha
tutucu davranabildikleri ile açıklanabilir.
3.2. Temel İhtiyaçların Karşılanması ve Kanaatler
Gerek
kadınlar gerek erkekler için en temel ihtiyaçlar sağlık ve eğitimdir.
Sağlık ve eğitim konuları hem kadın hem de erkekler için en büyük önemi
taşımaktadır. Erkek ve kadınların öncelikleri konusundaki kayda değer
tek fark kadınlara iş ve meslek kazandırılması konusunu kadınların
hiçbirinin önemsiz bulmamasına rağmen erkeklerin %4,5inin önemsiz
bulmasıdır. Sosyo-ekonomik statüleri ne olursa olsun, kadın ve erkekler
için sağlık ve eğitim ihtiyaçları daha çok ön plana çıkmaktadır.
Kadınlara yönelik şiddetin önlenmesi, kadınlara iş ve meslek
kazandırılması ve kadın erkek eşitliğinin sağlanmasını önemsiz
bulanların en yoğun olduğu kesim üst sosyo-ekonomik statüdeki
erkeklerdir. Ayrıca üniversite mezunu erkekler kadınlara iş ve meslek
kazandırılmasını diğer eğitim düzeylerindeki erkeklerden daha fazla
oranda önemsiz bulmaktadırlar. Kadınlara iş ve meslek kazandırılması
konusundaki farklılaşma en büyük oranlara üst sosyo-ekonomik statüdeki
ve üniversite mezunu kadın ve erkekler arasında ulaşmaktadır. Diğer
yandan Kars ili genelinde kadın erkek eşitliğinin sağlanmasının önemi
konusundaki düşünce farkları oldukça azdır.
Erkekler
için temel ihtiyaçlar öncelik sırasına göre eğitim imkanları,
okuma-yazma kursları açılması ve ucuz ve ulaşılabilir spor alanları iken
kadınlar için eğitim, sağlık, iş olanaklarının sağlanması, kadın doktor,
kadın sığınma evleri, ücretsiz hukuki danışmanlık ve kadın-erkek
eşitliğinin sağlanmasıdır. Kadınlar, eğlence alanları, spor alanları,
kültürel faaliyetleri ve yakın semt pazarları ve alışveriş yerlerine en
az önemi atfederken erkekler için en önemsiz ihtiyaçlar kadın
sorunlarını çözmeye yönelik politikalar, kadınlar için iş olanakları ve
kadın-erkek eşitliğinin sağlanmasıdır. Buradan kadın sorununa ilişkin
meselelerin erkekler tarafından daha ikincil bir ihtiyaç olarak
görüldüğü sonunucu çıkartmak mümkündür.
3.3. Yerel Hizmetlerden Haberdarlık
Karsta
kadınlar da erkekler de kadınlara yönelik olan yerel hizmetlerden son
derece az haberdardır. Belediyelere başvuru oranı erkeklerde kadınlara
oranla iki kat daha yüksektir. Erkeklerin kamu yaşamına katılmaya,
dilekçe vermeye, iş takip etmeye daha alışık olduğunu göz önüne alırsak
erkeklerin bu işleri niye daha çok takip ettiği ortaya çıkabilir. Ayrıca
ülkemizde genelde gayrimenkul sahibi ve belediyede hak sahibi erkektir.
Belediyelerin kadınlara yeterli hizmet verdiklerini düşünen kadınların
oranı (%27,9) erkeklerden (%17,9) daha fazladır. Sosyoekonomik statü ve
eğitim arttıkça belediyelerin yeterli hizmet verdiklerini düşünenlerin
oranı azalmaktadır. Bu da eğitim arttıkça hizmet ve hizmet kalitesi
beklentilerinin artması ile ilgili olabilir.

3.4. Sağlık Hizmetlerinden Yararlanma
Kadınlar
erkeklerden daha fazla sağlık hizmetlerinden yararlandıklarını ifade
etmişlerdir. Sosyo-ekonomik statü arttıkça yeterli sağlık hizmeti
aldığını ifade edenler her iki grupta da artmaktadır. Benzeri bir artış
eğtim düzeyinin artmasına paralel olarak görülmemektedir. Kadınlar,
yeterli sağlık hizmeti alamama sebeplerinin birinci nedeni olarak hizmet
kalitesinin yetersizliğini görmektedirler. İkinci ve üçüncü sırada
hastane ve sağlık ocaklarının kalabalık olması ve sosyal güvencenin
olmaması yer almaktadır. Kaliteden memnuniyet eğitim düzeyi arttıkça
azalırken, eğitimle sosyal güvenceye sahip olma oranı da artmaktadır.
Erkeklerde yeterli sağlık hizmeti alamama sebeplerinin birincisi sağlık
hizmetlerinin kalitesinin yetersizliğidir. İkinci ve üçüncü sırada
sosyal güvencenin olmaması ve hastane ve sağlık ocaklarının kalabalık
olması yer almaktadır. Üst sosyo-ekonomik statüdeki erkekler hizmet
kalitesinden en memnun kesimken ve eğitim düzeyi arttıkça tedavi
ücretlerinin pahalı bulunma oranı artmaktadır.
3.5. Siyasal Davranış
Kadının
kamu yaşamına açılmasında karar alıcı organlarda yer almasının önemi
büyüktür. Böylelikle hem kadınların güçlendirilmesi, hem yerel ve genel
hizmetlerden yararlanmaları ve onlara yön vermeleri mümkün olacaktır. Bu
çerçevenin bazı önemli yönlerine dikkat çekmek isteriz. Kadınlar
arasında da oy verme oranı yüksekken (%88, erkeklerde %83) kadınların
katılımının diğer bir aracı olan sivil toplum kuruluşlarından
haberdarlığı çok düşüktür (%20,7). Türkiyede siyasi katılım genelde
yüksektir ve bu araştırma da bunu doğrulamaktadır. Burada iki katılım
durumunun farklı yapılarına dikkat çekmek isteriz. Oy verme, sürekliliği
olmayan, bir bakıma olağan dışı bir olgudur. Onun için oyun yönü de
dahil genelde kadınların bu konuda önemli bir özgürlük alanı da vardır.
Halbuki sivil toplum kuruluşları süreklidir ve ev dışında faaliyeti
zorunlu kılar. Bu nedenle bir çok yerel merkezimizde kadınların sivil
toplum örgütlenmeleri çok azdır, faaliyetleri kısıtlıdır. Onlar
hakkındaki bilginin azlığı da buna bağlı olabilir.
Kadınlar
(%88) yerel yönetimde kendilerinin temsil olunması gerektiğini
erkeklerden (%72) daha fazla düşünmektedirler. Yerel yönetimlerin hizmet
alanları özel yaşama daha yakındır. Belediyelerin temel hizmetlerinin
(yol, su, elektrik gibi) yaygın kullanıcıları kadınlardır. Bu
hizmetlerin aksamasından en çok onlar rahatsız olur. Ayrıca, bu yakınlık
onların siyasi karar alma süreçlerine katkı vermesini kolaylaştırabilir.
Sosyoekonomik statü ve eğitim seviyesi arttıkça kadın temsiliyetinin
gerekliliğine inanan kadın ve erkeklerin sayıları artmakla birlikte
kadın ve erkekler arasındaki fark korunmaktadır. Kendi destekledikleri
parti olmasa da kadın sorunlarına duyarlı bir partiye oy verme oranı
kadınlarda erkeklere nazardan daha fazladır. Kadınlar kendi sorunlarının
çözümü için kimi zaman siyasal tercihlerinde değişiklik
yapabilmektedirler. Sosyo-ekonomik statü ve eğitim ile söz konusu
partilere oy verme oranı arasında net bir ilişki bulunmamaktadır.

Kadınların siyasete girmesinin önündeki engeller konusunda erkekler
sırasıyla kadınların eğitimsizliğini, siyasetin erkek egemen bir alan
olmasını ve kadınların pasifliğini görürlerken kadınlar için sıralama
kadınların eğitimsizliği, pasifliği, kadınlara karşı ayrımcılık
yapılması ve kadınların ilgisizliği olarak ortaya çıkıyor. Gerek
kadınlar gerekse de erkekler, kadınların siyasete girmesinin önündeki en
büyük engelin kadınların eğitimsizliği olduğu konusunda hemfikirdirler.
Ev işlerinden ve kadının temel görevinin annelik ve ev işleri olduğundan
dolayı siyasete giremediklerini düşünen kadınların oranı erkeklerden
daha fazladır. Kadınların sosyo-ekonomik statüleri arttıkça siyasete
girmenin önündeki engelin ev işleri ve annelik olduğunu düşünenlerin
oranı artmaktadır. Siyasetin erkek egemen olduğunu söyleyen kadınların
sayısı eğitim seviyesinin yükselmesiyle birlikte artmaktadır.

Kadınların 1/3ü siyasete girmek isterken, çalışan kadınlar
çalışmayanlara göre daha çok siyasete katılmak istemekte ve siyasete
ilgi düzeyleri artmaktadır. Kadınların %8,6sı eğitimi siyasete girmek
için bir ön koşul olarak görüyor. Eğitim düzeyi artıkça kadınların oy
kullanma oranı düşmektedir. Kadınlar arasında en çok oy kullananlar
okuma yazma bilmeyenlerle okur yazar olanlardır. En çok ortaokul, lise
ve üniversite mezunları siyasete girmek isterken sırasıyla 15-24, 45-54,
ve 55-34 yaş grubundaki kadınlar siyasete girmek istediklerini
belirtmişlerdir. Bu veriler de ileriye yönelik önemli bir umut ışığı
olabilir; eğitimli kadınların, kadın siyasete katılmamalı önyargısını
kırma eğiliminde olduğunu düşünebiliriz.
SONUÇ
Kadın-erkek eşitliğinin toplumsal, ekonomik ve siyasal alanda
sağlanmasının başlıca koşulu eğitim düzeyinin arttırılmasıdır.
Kadın-erkek ilişkilerinde eşitlikçi tutumların geliştirilmesinde,
kadınların kamusal alanda daha fazla yer almasının sağlanmasında,
çalışma hayatında iş olanaklarının arttırılmasında ve aile içinde kadına
karşı baskıcı davranışların önlenmesinde kadınların eğitimi son derece
önemlidir. Araştırma bulgularından da görüleceği gibi eğitim, kadının
kendi statüsünü iyileştirmesini, sorunlarına dair duyarlılığının
artmasını ve bilinçlenmesini sağlamaktadır. Eğitim kadının toplumsal
hayatta güçlendirilmesinin ön koşuludur. Yaygın ve örgün eğitim
imkanlarının arttırılması ve kadınların ihtiyaçlarına göre
şekillendirilmesi kadınlara yönelik politikaların geliştirilmesinde
öncelik teşkil etmelidir. Karsta mesleki eğitim hizmetleri
tasarlanırken genç kadınların talepleri (bilgisayar kursu gibi) göz
önüne alınmalıdır. Şiddeti bazı hallerde onaylama yaklaşımının en çok
üniversite mezunları arasında görülmesi, STKlar tarafından eğitimli
erkekler arasında şiddete karşı bilinç arttırıcı eğitim faaliyetleri
geliştirilmesinin faydalı olabileceğini düşündürtmektedir.
Kadın
erkek eşitliğinin sağlanmasında şüphesiz kadının aile içindeki ikincil
statüsünün ortadan kaldırılması gerekmektedir. Aile ilişkilerinde erkek
egemen tutumlar kadını özel alanla kısıtlamakta, kadınlık rollerini
annelik ve ev kadınlığı ile sınırlamakta ve aile içinde eşitsizlikle
sonuçlanmaktadır. Aile içi gelirin ağırlıklı olarak erkek tarafından
sağlanması hem kadının erkeğe bağımlılığını arttırmakta hem de erkek
egemenliğini pekiştiren tutumların yaygınlaşmasına neden olmaktadır.
Karsta kadınların erkeklere nazaran daha eşitlikçi tutum ve davranışlar
sergiledikleri göz önüne alındığında eğitim olanaklarının arttırılması,
mesleki eğitimin çeşitlendirilmesi ve erişilebilirliğinin
kolaylaştırılması ile aile içinde ve toplumda statülerini
iyileştirebileceklerdir.
Karsta
kadınların çoğu iki çocuk sahip istemekte ve genelde istediklerinden
fazla sayıda çocuk sahibi olmaktadırlar. Kadınların aile planlaması
konusunda kitle iletişim araçlarından yoğun olarak bilgilenmektedirler.
Yerel medyanın etkin kullanımı sonucunda daha etkili bir aile planlaması
kampanyası yürütülebilir ve bu yolla ailelerin istedikleri sayıda çocuk
sahibi olmaları sağlanabilir.
Kadınların kamusal alana katılımının ve temsiliyetinin en önemli
gereklerinden biri kadının siyasete aktif katılımının arttırılmasıdır.
Karsta kadınların, kadınlara yönelik sivil toplum faaliyetlerinden
düşük seviyede haberdar oldukları dolayısıyla gerekli katılımı
sağlayamadıkları görülmektedir. Sivil toplum kuruluşları erişimi kolay
ve kadın temsiliyetinin sağlanmasında daha duyarlı örgütlerdir. Bu
açıdan kadınların sivil toplum faaliyetine katılmalarının en azından
STKlardan yararlanmalarının teşvik edilmesi gereklidir.
Aynı
şekilde siyasete aktif katılım kadınlar arasında yaygın değildir.
Kadınların siyasete ilgisizliği ve pasifliği aslında sadece kadınların
kendilerinden değil siyasetin erkek egemen bir alan olmasından ve
kadınların özellikle aile içi rolleri ile çatışmasından
kaynaklanmaktadır. Ancak Karsta özellikle genç ve eğitimli kadınlar
arasında yaygın olan siyasete ilgi ve katılma isteği değerlendirilmesi
gereken bir potansiyeldir. Kadınlar siyasete katılımlarının önündeki en
büyük engel olarak yine de eğitimsizliği göstermektedir. Dolayısıyla,
kadınların siyasete atılmaları için gerekli olan siyasete yönelik
eğitiminin sunulması çok etkili sonuç verebilir. Yerel yönetimde
kadınların temsiline yönelik kadınların çok güçlü bir talebi olduğu göz
önüne alınmalı, yerel yönetimde kadın personelin sayısı arttırılmalıdır.
Kadın-erkek eşitliğinin sağlanmasında ve kadının insan haklarının
korunmasına yönelik politikaların geliştirilmesinde devlet, yerel
yönetimler ve sivil toplum işbirliği son derece önemlidir. Bu
işbirliğinde ihtiyaç, talep ve öncelik alanlarının ortaklaşa
belirlenmesi çözüme yönelik politikaların üretilmesi ile
sonuçlanacaktır. Bu açıdan yerel yönetimlerin sürece aktif katılımı
gerek hizmet sağlama olanaklarının çeşitliliği gerekse
erişilebilirliklerinin yüksek olmasından dolayı şarttır.
|