Dünya Kadınlar Günü  Gender-UNblog  Yasal Altyapı   Bülten   English     Anasayfa                 İletişim

Daha İyi Bir Gelecek İçin
"Önce Kadınlar ve Kız Çocukları"

 Yerel yönetimler ve STK'ların kadın hakları konusunda kapasite artırımına yönelik ortak program

 

Program hedefleri ve ihtiyaçlarının belirlenmesine yardımcı olunmak amacıyla altı ilde kamuoyu yoklaması yapıldı


Kamuoyu araştırmalarının sonuçlarını Prof. Dr. Ayşe Ayata değerlendirdi

Nevşehir

Türkiye’de kadınlar toplumsal hayatın her alanında, eğitimde, siyasette ve istihdamda toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılığa maruz kalmaktadırlar. Kadınlık rollerinin daha çok özel alanda tanımlanması, kadına atfedilen annelik ve ev kadınlığı rollerinin ön plana çıkması, bu rollerin gerek kadınlar gerekse de erkekler tarafından içselleştirilmiş olması, kadınların eğitim düzeylerinin erkeklerden daha düşük olması, çalışma hayatında gereğinden az yer almaları ve siyasete aktif katılımlarının ve temsiliyetlerinin düşük olması bu ayrımcılığın artmasındaki önemli sebeplerdir.

Türkiye’de kadın sorununa duyarlı ve bu sorunu çözmeye yönelik politikaların üretilmesinde devletin, yerel yönetimlerin, karar vericilerin ve uygulayıcıların, sivil toplum kuruluşlarının ve vatandaşların birlikte katılımı ve işbirliği vazgeçilmez bir ön koşuldur. Söz konusu politikaların çözüme yönelik, etkin ve gerçekçi olabilmesi ve uygulanabilirliği ancak kadınların ihtiyaç, talep ve öncelik alanlarının belirlenmesi ile mümkündür. Bu amaçla Nevşehir ilinde gerçekleştirilen araştırma aile, eğitim, istihdam, yerel hizmetlerden yararlanma ile toplumsal ve siyasal katılımdaki sorunların genel hatlarını belirlemek üzere yapılmıştır. Araştırma sonuçları öncelikler, sorunlar ve talepler anlamında hem Nevşehirli kadınların bakış açısını ortaya koymakta hem de bu konularda erkeklerin durum, tutum ve kanaatlerinin anlaşılmasını sağlamaktadır.

Araştırma örnekleminin %68,5’ini kadınlar %31,5’ini erkekler oluşturmaktadırlar. Örneklemde yer alan erkeklerin %29,5’i alt sosyo-ekonomik statüde, %57,4’ü orta sosyo-ekonomik statüde, %13,2’si üst sosyo-ekonomik statüdedir. Kadınlarınsa %46,6’sı alt sosyo-ekonomik statüde, %46,6’sı orta sosyo-ekonomik statüde, %6,8’i üst sosyo-ekonomik statüdedir. Eğitim durumu açısından erkeklerin %1,6’sı okur yazar, %33,3’ü ilkokul mezunu, %21,7’si ortaokul mezunu, %31,8’i lise mezunu, %10,9’u üniversite mezundur. Kadınlarınsa %7,1’i okur yazar değil, %2,1’ü okur yazar, %56,2’si ilkokul mezunu, %11,4’ü ortaokul mezunu, %18,1’i lise mezunu, %5’i üniversite mezundur. Örneklemdeki erkeklerin %62,8’i, kadınlarınsa %19,6’sı ücretli bir işte çalışmaktadır.

  1. AİLE

 1.1.  Çocuk sayısı

Ailede her çocuğa eşit imkanların sağlanabilmesi ve eşit eğitim olanaklarının sunulması çocukların sosyalleşme sürecinde ve yetkin bireyler olarak yetişmelerinde büyük önem taşımaktadır. Bu açıdan her ailede ideal çocuk sayısı ihtiyaç ve talepleri karşılanabilen çocuklarla belirlenebilir. Nevşehir ilinde ortalama çocuk sayısı 2-3 arasında değişmektedir. Dört ve dörtten fazla çocuk sahibi olan erkeklerin oranı %16,3, kadınlarınsa %14,1’dir. Sahip olunmak istenen çocuk sayısının ağırlıklı olarak 2 olduğu ifade edilmiştir. 4 ve 4’ten fazla çocuk sahibi olmak isteyen erkeklerin sayısı (%7) kadınların sayısından (%6) fazladır. Sosyo-ekonomik statü yükseldikçe iki çocuk sahibi olmak isteyen erkek ve kadınların oranı yükselmekte, kadınlarda %75’e erkeklerde de %62,5’e ulaşmaktadır. Orta okul üzeri eğitime sahip erkek ve kadınların hiçbirisi 4’ten fazla çocuk sahibi olmak istememektedir. Genel olarak eğitim seviyesi ve gelir arttıkça sahip olunan çocuk sayısı da azalmaktadır.

Erkeklerin %46,5’i, erkeklerinse %39,5’i çocukların çalışma yaşının 15 olduğunu bilmektedir. Çocukların sokakta çalışması gerek erkekler gerekse kadınlar tarafından kabul görmemektedir. Gelir düzeyi ve eğitim seviyesi arttıkça çocukların çalışmasının kabul görmeme düzeyi de artma eğilimi göstermektedir. Üniversite mezunu kadın ve erkeklerin tümü çocukların sokakta çalışmalarına karşıdır.

Ülkemizde ne yazık ki kız çocuklarının eğitimi erkek çocukların eğitiminden daha düşük seviyededir. Özellikle maddi imkanları yetersiz olan ve eğitim seviyesi düşük olan ailelerde bir tercih yapma zorunluluğunda kalındığında erkek çocuklarının okutulmasına öncelik verilmektedir. Bu da geleceğin genç kadınlarının toplumsal, siyasal ve ekonomik hayatta erkeklere nazaran daha dezavantajlı bir konumda olmalarına neden olmaktadır. Nevşehir’de kadın ve erkeklerin hemen hemen hepsi kız çocuklarını okula gönderdiklerini ifade etmektedirler. Bu toplumda ikincil statüde olan kadınların güçlendirilmesinde çok önemli bir adımdır. Kız çocuklarını okula göndermeyenlerin tümü okur yazar olmayan ve ilkokul mezunlarıdır. Kızların okula gönderilmemesinin sebebi olarak maddi imkansızlıklar, erkeklerle karışık sınıflarda okunması ve baba veya aile büyüklerinin izin vermemesi gösterilmiştir.

1.2. Aile Planlaması

Aile planlaması, kadın sağlığı ve dolayısıyla ana-çocuk sağlığı hakkında bilgi düzeyi, kadın ve çocukların fiziksel ve psikolojik sağlıkları açısından büyük önem taşımaktadır. Bilgi düzeylerinin yükseltilmesi ancak kullanılan bilgi kaynaklarının tespiti ve bunların çeşitlendirilmesi ile mümkündür.

Nevşehir’de aile planlaması ve kadın sağlığı konusunda bilgi edinme kaynakları erkek ve kadınlarda farklılaşmaktadır. Kadınların büyük çoğunluğu söz konusu bilgileri sağlık kurumları ve personelinin (%75,4) yanısıra televizyon, radyo ve gazetelerden (%35,2) ve arkadaşlardan (%7,5) aldığını ifade ederken erkekler sırasıyla televizyon, radyo ve gazetelerden (%46,5), sağlık kurumları ve personelinden (%33,3) ve kitaplardan (%12,4) bilgi edinmektedirler. Kadınların sosyo-ekonomik statüsü arttıkça bilgi kaynakları da farklılaşmaktadır. Ancak gelir ve eğitim düzeyi düşük olan kadınların bilgi kaynağı yine öncelikle sağlık kurumları ve personelidir. Orta sosyo-ekonomik statüde olan kadınlar ağırlıklı olarak sağlık kurumları ve personelinden ve kitle iletişim araçlarından bilgilenmekteyken, üst sosyo-ekonomik statüdeki kadınlar bunlara ek olarak kitaplardan ve İnternet’ten de yoğun olarak faydalanmaktadır. Eğitim düzeyi yüksek olan kadınların bilgi kaynakları çeşitlenmekte, kitaplar, İnternet ve toplum/gençlik merkezleri gibi kaynaklar kullanılmaktadır. Burada önemli olan bir noktaya dikkat çekmek isteriz. Kadınlar ve özellikle düşük eğitim grubundaki kadınların daha fazla sağlık personelinden bilgi almaları onların kişiselleşmiş ve özel bilgiye ihtiyaçlarına işaret edebilir. Diğer yandan alt gelir grubunda hizmete ulaşım zorlukları tıbbi bilgiden yararlanmayı düşürmektedir. Erkeklerde kitap ve İnternet gibi kaynaklara daha yoğun başvurma söz konusudur. Burada bilginin erkeklere daha açık olduğunu ve onlarca daha anlaşılır olduğunu düşünebiliriz. Erkeklerin sosyo-ekonomik statüleri yükseldikçe sağlık kurumları ve personelinden bilgi edinme azalırken televizyon, radyo ve gazeteden bilgi edinme artmaktadır. Erkeklerin eğitim düzeyleri arttıkça kitap ve İnternet gibi kaynaklardan bilgi edinme oranları da artmaktadır. Bir diğer ilginç bulgu da aile planlaması konusunda erkekler için eşleri önemli bir bilgi kaynağıyken (%10,9) kadınlar için eşleri kayda değer bir bilgi kaynağı değildir (%1,4). Alt gelir düzeyindeki erkeklerin %15,8’i ve üniversite mezunlarının %14,3’ü aile planlaması hakkında eşlerinden bilgi edinmektedir. Bu da göstermektedir ki kadınların aile planlaması konusunda bilgilerinin arttırılması eşlerinin de bilgilenmesine yol açabilmektedir. Aile planlaması hakkında bilgi kaynaklarının çeşitlendirilmesi, bilgi kaynaklarına erişimin kolaylaştırılması, sunulan hizmetlerin farklı eğitim ve gelir seviyelerindeki kadın ve erkeklere göre yeniden gözden geçirilmesi şüphesiz kadın ve ana-çocuk sağlığı konusunda daha bilinçli bireylerin yetişmesine katkıda bulunacaktır.

1.3. Aile İçi İlişkiler

Aile içi ilişkilerin eşitlikçi olmasının temel göstergeleri arasında aileye ilişkin konularda ve aile gelirini kontrol etmede birlikte karar vermek sayılabilir. Kadınların kendi gelirleri üzerinde kontrol sahibi olma oranları erkeklerinkinden daha düşüktür. Bu ailede ana geçim kaynağı sağlayanın genellikle erkek olması ile de açıklanabilir. Kadın gelir elde etmediğinde ya da erkekten daha az gelir elde ettiğinde aile geliri üzerindeki kontrolü azalmakta, erkeğe bağımlılığı artmaktadır. Genellikle sosyo-ekonomik statü ve eğitim seviyesi arttıkça kadınların gelir üzerindeki kontrolü ve eşleriyle birlikte karar verme oranlarının artmakta olduğu gözlemlense de üst sosyo-ekonomik statüdeki kadınların %22,2’si ve üniversite mezunu kadınların %11,1’i gelirlerini eşlerinin kontrol ettiğini bildirmektedir.

Evi kimin geçindirmesi gerektiği konusundaki görüşler göz önüne alındığında erkekler daha geleneksel iş bölümüne yakın bir pozisyona sahip olmakla birlikte kadınlar da erkeklere nazaran daha eşitlikçi bir tutum sergilemektedirler. Erkeklerin %62’si ve kadınların %38,1’i erkeklerin evin gelirini sağlaması gerektiğini vurgulamışlardır. Geliri birlikte sağlamanın gerekliliği erkeklerin %25,6’sı, kadınlarınsa %54,4’ü tarafından vurgulanmaktadır. Sosyo-ekonomik statü arttıkça erkeğin evi geçindirmesi gerektiğini düşünen kadınların sayısı önemli ölçüde azalmaktadır. Kadın ve erkekler arasındaki düşünce farklarının en belirgin olduğu kesim orta ve üst sosyo-ekonomik statüye sahip olan gruptur. Kadınların ve erkeklerin sosyo-ekonomik statüsü yükselirken evin geçimini erkeğin sağlaması gerektiğini savunanların oranı düşmektedir. Benzer bir şekilde kadınların ve erkeklerin eğitim düzeyi artarken evin geçimini erkeğin sağlaması gerektiğini savunanların oranı düşmektedir. Eğitim seviyesinin ve sosyo-ekonomik statünün yükselmesi erkeklerin ve kadınların daha eşitlikçi bir tutum sergilemelerini sağlamakta, kadınların eğitim düzeyleri arttıkça kendi statülerini iyileştirme eğilimleri de artmaktadır. Bu kadınlar ya çalışmaktadır ya da aileye maddi katkıda bulunacak potansiyele sahiptir.

Mevcut duruma bakıldığında kadının aile gelirindeki payının erkeklere oranla daha az olduğu görülmektedir. Alt ve orta gelir grubundaki erkekler ve kadınlar evin geçiminin ağırlıklı olarak erkekler tarafından sağlandığını ifade etmişlerdir. Üst gelir gruplarındaysa çok ilginç bir karmaşa mevcuttur. Üst gelir grubundaki erkeklerin %76,5’i evin geçimini erkeğin sağladığını bildirmektedir. Kadınlarınsa %47,4’ü ortaklaşa geçim sağladıklarını beyan etmektedir. Burada ikili bir neden söz konusu olabilir. Birincisi, erkekler kadınların kazancını küçümsemektedir, önemsememektedir. İkincisi, erkekler eşlerin aile gelirine katkısını bir yabancı (anketör) önünde tekrarlamak istememektedir. Kadınların eğitim durumu yükseldikçe aileyi beraber geçindirme oranı da artmaktadır. Özellikle kadınların eğitim seviyelerinin yükseltilmesi iş bulma çeşitliliğini ve olanaklarını arttırarak aile içinde daha eşitlikçi ilişkilerin oluşmasına katkıda bulunmaktadır. Kadınların ailede gelir kontrolü konusunda beraberliği daha çok savundukları göz önüne alındığında yeterli eğitim olanakları sağlanan kadınlar hem ailelerinin gelir düzeyinin dolayısıyla refahının artmasını sağlamakta hem de ekonomik anlamda erkeğe bağımlılıklarını azaltarak aile içi karar almada daha etkin olmaktadır.

1.4. Aile İçi Şiddet

Genelde şiddet, özelde aile içi şiddet, toplumumuzda son derece hassas bir konudur. Aile mahremiyeti görüşünün oldukça yaygın olduğu göz önüne alındığında şiddet eylemlerinin içeriği, boyutu ve şiddet uygulayanların belirlenmesi oldukça zordur. Önemli olan bir diğer husus da şiddet algısının çeşitliliği ve içeriğinin kadın ve erkekler arasında farklılaşmasıdır. 

Nevşehir’de aile içi şiddet konusunda kadın ve erkeklerin şiddet eylemi olarak algıladıkları en belirgin davranışlar sırasıyla dayak, tecavüz, küfür ve aşağılamadır. Kadınlar küfür, aşağılama, azar, dayak, tecavüz ve çalışmanın engellenmesini erkeklerden daha yüksek oranda şiddet eylemi olarak algılamaktadırlar. Özel yaşam içinde kadınlar bu tür muameleyle daha fazla karşılaşmakta ve rencide olmaktadır.

Kadınlar (%24,2) erkeklere (%20,9) oranla daha fazla şiddete maruz kaldıklarını ifade etmişlerdir. Kadınların şiddet içeren davranış algısının erkeklerin algısından daha yüksek olması bu sonuca yol açıyor olabilir. Erkeklerde en yüksek şiddet algısı orta gelir düzeyinde (%28,4) kadınlardaysa alt gelir düzeyindedir (%30,5). Kadınlar ve erkekler arasında en az şiddete maruz kalma yüksek gelir düzeyinde bildirilmektedir. Üniversite mezunu kadın (%7,1) ve erkekler (%7,1) en az şiddete maruz kalanlar olarak gözükmektedir. Kadınların eğitimi arttıkça şiddet görmeye toleranslarının ve dolayısıyla bu tür muamele ile karşılaşma oranlarının azalması beklenilebilir.

Kadın ve erkeklere şiddet uygulayanlar farklılaşmaktadır. Kadına şiddet uygulayanlar sırasıyla eşi (%77,9), anne-babası (%23,5), ve öğretmenleridir (%7,4). Erkeklerin şiddet gördükleri kişiler sırasıyla öğretmen (%29,6), anne ve baba (%25,9), arkadaş (%14,8) ve patron (%11,1) olarak ortaya çıkmaktadır. Dikkat çeken nokta erkeklerin şidddet algısındaki tanımlanan rollerinin yine erkekler kaynaklı olmasıdır. Erkeklerin şiddet uygulayan aile fertleri, öğretmenleri, arkadaşları ve patronları genellikle erkeklerden oluşmaktadır.  Erkeklerin kamusal alandaki varlığının kadına oranla daha fazla olması ve erkeklere şiddet uygulayanların ağırlıklı olarak aile dışı bireyler olmasından dolayı erkeklere yönelik şiddetin daha çok özel alan dışında uygulandığı sonucunu çıkartmak mümkündür. Ancak kadınların aile içi şiddete maruz kalma oranları erkeklerinkinden daha yüksektir. Kadınlara yönelik şiddetin ağırlıklı olarak dayak ve tecavüz olduğu göz önüne alındığında, bu durum kadının özel alanda daha baskıcı ve şiddete dayalı eylemlere maruz kaldığının göstergesidir. Sosyo-ekonomik statü ve eğitim düzeyi arttıkça kadınların eşlerinden şiddet görme oranı düşmekte fakat anne ve babadan şiddet görme oranı artmaktadır. Üst sosyo-ekonomik statüdeki kadınların hiçbiri eşlerinden şiddet görmemekte fakat tümü anne ve babadan şiddet görmektedir. Erkeklerde ise üst sosyo-ekonomik statüdekilerin yarısı patronlarından şiddet gördüğünü ifade etmektedir. 

Kadın ve erkekler arasında kadına karşı uygulanan şiddete ilişkin tutumlarda bazı farklar olsa da bunlar belirgin değildir. Kadınların %83,6’sı kadının şiddeti hiçbir koşulda hak etmediğini düşünürken erkeklerde bu oran %65,9’dur. Kadına karşı şiddetin bazı durumlarda meşru olabileceğini düşünen erkeklerin oranı %27,1 iken kadınlarda bu oran %12,1’dir. Yapılan başka çalışmalar başta sadakatsizlik olmak üzere eşin emirlerine karşı çıkma, cinsel ilişkiyi reddetme, yemek yapmama ve çocuklara bakmamayı, şiddeti meşrulaştıran nedenler arasında göstermektedir.

Kadınlara karşı şiddetin bazı durumlarda meşru olabileceğini düşünen kadınların en yüksek sayıda olduğu kesim üst sosyo-ekonomik statüdekilerdir (%15,8). Erkeklerde sosyo-ekonomik statü arttıkça şiddeti bazı hallerde onaylama yaklaşımı artmaktadır. Kadınlar ve erkekler arasında şiddet konusunda en büyük tutum farklılıkları üst gelir ve eğitim düzeyinde görülmektedir. Üniversite mezunu kadınların %92,9’u kadının şiddeti hiçbir koşulda hak etmediğini düşünürken bu oran üniversite mezunu erkeklerde yalnızca %64,3’tür. Benzeri şekilde, üst sosyo-ekonomik statüdeki kadınların %84,2’si kadının şiddeti hiçbir koşulda hak etmediğini düşünürken erkeklerde bu oran %52,9’dur.

Nevşehir töre cinayetlerinin yaygın olduğu bir yöre değildir. Bu nedenle töre cinayetleri dışsal olarak algılanmakta ve kabul görmemektedir. Erkeklerin %10,1’i töre cinayetlerini onaylarken kadınlarda bu oran  %1,1’dir. Kadınların %64,1’i, erkeklerinse %31,8’i töreye göre baskı altına alınan kadınları destekleme eğilimindedir. Bu anlamda, bir yandan erkeklerin kadınlara göre erkek egemen gelenekleri sürdürme konusunda daha tutucu oldukları ve mağdur kadınları daha dışlayıcı bir tavır sergiledikleri görülmekteyse de, diğer yandan da kayda değer sayıda erkek töre mağduru kadınlara destek sunan bir yaklaşımı benimsemektedir.

  1. İSTİHDAM

2.1. Çalışma/İşsizlik

Kadınların işgücü katılımları erkeklerden çok daha düşüktür. Erkeklerin %62,8’i ücretli bir işte çalışırken kadınların sadece %19,6’sı çalışmaktadır.

Erkekler ve kadınlar arasında işsizliğinin sebepleri farklılaşmaktadır. Kadınların çalışması önündeki engeller sırasıyla eşlerin izin vermemesi (%29,2), aileye bakma gerekliliği (%22,1) ve eğitimin yetersizliğidir (%16,4). Erkeklerin çalışmama nedenleri sırasıyla iş bulamama (%12,5), paraya ihtiyaçlarının olmaması (%8,3) ve sağlık problemleridir (%6,3). Kadın ve erkek istihdamlarındaki farklılığın bir nedeni toplumda yer alan kadının yerini özel alanda görme ve kadına ağırlıklı olarak aile içi roller atfedilmesidir.

Çalışma koşullarına ilişkin tutumlara gelindiğinde çalışan erkeklerin çalışma ortamından memnuniyetleri kadınlarla hemen hemen aynıdır (%70). Kadın ve erkekler arasında sosyo-ekonomik statü yükseldikçe çalışma ortamından memnuniyetin artmaktadır. Hem kadınlar hem de erkekler için başta gelen sorun kalabalık ve gürültülü işyerleridir. Bu şikayet sosyo-ekonomik statü yükseldikçe azalmaktadır. Kadınların %78,2’si işyerlerinde kadın oldukları için farklı muameleye maruz kalmadıklarını belirtmişlerdir. Kadınlar için en yaygın ayrımcılık cinsel taciz (%7,3) ve daha az ücret ödenmesidir (%3,6).

Kadınların çalışma hayatında daha çok yer almaları şüphesiz kadının erkeğe bağımlılığını azaltacak, toplumdaki statülerini iyileştirecek ve kadın erkek eşitliğini kolaylaştıracaktır.

2.2. Mesleki eğitim

Mesleki eğitimin arttırılması kadınlar ve erkekler için yeni iş olanaklarının yaratılmasını sağlamaktadır. Özellikle kadınlar için mesleki eğitim kursları hem ev içi emeğin değerlendirilmesine katkıda bulunmakta hem de gelir sağlayıcı olanaklar yaratmaktadır. Nevşehir’de kadınların %41,2’si erkeklerin ise %31,2’si mesleki eğitim istemektedirler. Mesleki eğitim almak isteyen kadınların en çok biçki-dikiş-terzilik eğitimi (%19,9), bilgisayar eğitimi (%8,4) ve çocuk bakımı (%4,9) almak istedikleri görülmektedir. Tüm yaş gruplarındaki kadınların birinci tercihi biçki-dikiş-terzilik öğrenmek iken, 15-24 yaş grubu genç kadınların diğer tercihleri sırasıyla bilgisayar (%16,7) ve kuaförlük (%6,7) eğitimidir. Bu da genç kadınların mesleki eğitimi hem çalışmak hem de dünyaya açılıp bilgi edinmek için amaçladığını göstermektedir. Mesleki eğitim almak isteyen erkekler ise en çok bilgisayar eğitimi (%18,8) almak istemektedirler.

Kadınların eğitim düzeyi arttıkça mesleki eğitim talepleri, özellikle de bilgisayar eğitimi talebi, artmaktadır. En az talep edenler okuma yazma bilmeyen ve okur-yazarlarken en yoğun talep lise ve üniversite mezunlarından gelmektedir.

En yoğun mesleki eğitim talebi yüksek eğitimli erkeklerden gelmektedir. Genel olarak en yoğun talep bilgisayar kursuna gösterilmekte, üniversite mezunlarında bunu muhasebe eğitimi talebi takip etmektedir. En çok mesleki eğitim kursu isteyenler 15-24 ve 25-24 yaş gruplarıdır. Bu kişilerce en çok bilgisayar eğitimi tercih edilmektedir. 45-54 yaş grubu erkeklerin ise %11’i mobilya-dekorasyon eğitimi talep etmektedir.

Meslek eğitimi olanaklarının farklı yaş grupları ve eğitim düzeylerindeki kadın ve erkeklerin talepleri göz önüne alınarak sunulması, bunlardan faydalanma düzeyini de arttıracaktır. 

  1. TOPLUMSAL VE SİYASAL KATILIM

Kadınların toplumsal ve siyasal katılımlarının arttırılması kadın erkek eşitliğinin sağlanmasına, kadınların ihtiyaç ve taleplerine duyarlı politikalar geliştirilmesine ve kadınların siyasette temsiliyetlerinin artmasını sağlayacaktır. Bunun için öncelikli olarak erkek egemen tutum ve davranışların yerini daha eşitlikçi tutum ve davranışlara bırakmaları, erkek ve kadınların kadın sorunu konusunda duyarlılık ve bilinç düzeylerinin artırılması gerekmektedir.

3.1. Kadın Erkek Eşitliğine İlişkin Tutumlar

Kadın-erkek eşitliğinin sağlanmasının en önemli iki unsuru şüphesiz bu konudaki bilgi ve bilinç düzeyinin arttırılması ve eşitlik doğrultusunda tutum ve davranışların geliştirilmesidir.  Nevşehir’de kadın ve erkek eşitliğinin anayasada güvence altına alındığı, kız ve erkek çocuklarının eşit miras hakkına sahip olduğu, kadın ve erkeklerin adil ücret ve sosyal güvenlik hakkına sahip olduğu  ağırlıklı olarak bilinmektedir. Hakkında kadın ve erkeklerin en az bilgi sahibi oldukları konu herkesin adil ücret ve sosyal güvenliğe sahip olması hakkıdır. Bu yasal haklar konusunda erkeklerin kadınlardan daha bilgili oldukları görülmektedir. Erkeklerin ortalama eğitimleri kadınlardan daha yüksek olduğu ve kamu yaşamına daha fazla aşina oldukları için “kamusal doğru veya hukuki prensipleri” bilme oranları daha yüksektir. Dikkat çeken bir diğer husus bazı sosyo-ekonomik statü ve eğitim gruplarında kadın ve erkeğin birbirine benzerliğinin farklı eğitim grubu ve sosyo-ekonomik statüdeki hemcinslerine göre daha yakın olmasıdır. Örneğin anayasadaki kadın erkek eşitliği hakkında bilgi alt gelir grubu erkeklerde %94,7 kadınlarda %89,3 iken, üst sosyo ekonomik statüde erkelerde %100 kadınlarda ise %94,7’dir. Kadınların sosyo-ekonomik statüleri ve eğitim düzeyleri yükseldikçe söz konusu haklardan haberdarlıkları da artmaktadır.

Kadınların sahip oldukları yasal hakları yeterince kullandığını düşünen erkeklerin oranı (%24) kadınlardan azdır (%29,2). Sosyo-ekonomik statü ve eğitim düzeyi arttıkça yasal haklarını yeterince kullandıklarını düşünen kadınların sayısı artarken bunu düşünen erkeklerin sayısı azalmaktadır. Üst sosyo-ekonomik statüdeki erkeklerin yalnızca %5,9’u, üniversite mezunu erkeklerin ise yalnızca %14,3’ü kadınların yasal haklarını yeterince kullandıklarını düşünmektedir. Bu yasal haklarını yeterince kullandıkları görüşünde olan üst sosyo-ekonomik statüdeki kadınlara (%47,4) ve üniversite mezunu kadınlara (%57,1) büyük bir tezat oluşturmaktadır.

Kadınların büyük çoğunluğu (%77,9) yasal düzenlemelerin kadın erkek eşitliğinin sağlanması konusunda yetersiz olduğunu düşünmektedirler. Erkeklerin %69’u bu görüşe katılmaktadır. Kadınlar arasında yasal düzenlemelerin yeterli olduğunu söyleyenlerin en fazla olduğu grup üst sosyo-ekonomik statüdeki kesimdir (%21,1). Üniversite mezunu kadınların %85,7’si yasal düzenlemelerin kadın erkek eşitliğinin sağlanması konusunda yetersiz olduğunu düşünmektedir.

Kadınların %56,6’sı kadınların toplumda bir değeri olmadığını düşünürken erkeklerin %28,7’si bu düşünceye katılmaktadır. Gelenekçilik ve kadının yerini daha çok aile içinde tanımlama eğilimi erkekler ve kadınlar arasında büyük bir farklılık göstermemektedir. Erkeklerin %60,5’i “kadının yerinin evi” olduğu düşüncesine katılırken kadınların %40,6’sı bu düşünceye katılmaktadır. Sosyo-ekonomik statü yükseldikçe ve eğitim düzeyi arttıkça kadın ve erkekler arasında kadının yerinin evi olduğunu düşünenlerin sayısı azalmakla beraber kadın ve erkeklerin bu konu hakkındaki görüş farkları belirgindir. Üst sosyo-ekonomik statüdeki kadınların %26,3’ü, erkeklerinse %41.2’si kadınların yerinin evi olduğunu savunmaktadır. Üst sosyo-ekonomik statüdeki kadınların ağırlıklı olarak çalışan kadınlar olabileceği göz önüne alındığında çalışma yaşamına katılan kadınlar kendi yerlerini daha çok kamusal alanda tanımlamaktadırlar. Üniversite mezunu kadınların %7,1’i erkeklerinse %28,6’sı kadınların yerinin evi olduğunu savunmaktadır. Üniversite mezunu ve üst sosyo-ekonomik statüdeki erkeklerin önemli bir kısmının kadının yerinin evi olduğunu düşündükleri göz önüne alındığında, erkeklerin geleneksel değerlere bağlılığının sosyo-ekonomik statü ve eğitim düzeylerinden bağımsız olduğu ve erkek egemen değerlerin sürdürülmesinde daha etkin oldukları sonucu çıkartmak mümkündür. Kadınların (%66,9) ve erkeklerin (%50,4) önemli bir kısmı iş yerinde taciz olduğu kanaatindedirler. Yine çok sayıda kadın (%65,8) ve erkek (%63,6) toplumda kadınların çalışmasının hoş karşılanmadığını söylemiştir. Çalıştığı yerde cinsel tacize maruz kaldığını söyleyen kadınların oranı %7,3’tür. Fakat yine de cinsel taciz tehlikesi iş aramama nedenleri arasında sayılmamaktadır. Kadının yeri evidir önermesine özellikle erkeklerden gelen onay da dikkate alındığında, kadının çalışmasına yönelik çok önemli bir ideolojik engel olduğu anlaşılmaktadır. Bu engelin çok yaygın olmadığını ama yine de kadın ve erkek pekçok kişi tarafından içselleştirildiğini görüyoruz.

Erkeklerin eşlerini aldatmalarını hoş karşılanabilir bulan kadınların oranı (%14,2) erkeklerin oranıyla (%14) farklılık göstermemektedir. Alt ve üst sosyo-ekonomik statüdeki kadınlar erkeklerin eşlerini aldatmalarını erkeklerden daha düşük oranda hoş karşılanabilir bulmaktadırlar. İlkokul ve ortaokul mezunu kadınlar erkeklerin eşlerini aldatmalarını erkeklerden yüksek oranda hoş karşılamaktayken, üniversite mezunu kadınların hiçbiri bunu hoş karşılamamaktadır. Muhafazakar aile değerlerinin korunmasına yönelik iki sonuca dikkat çekmek isteriz. Kadınların %71,9’u ve erkeklerin %72,9’u çocukların evliliğin devamını sağlayacağını düşünmektedir. Ayrıca kadınların %79,4’ü ve erkeklerin %64,3’ü boşanmış kadınların toplum tarafından dışlanacağını düşünmektedir. Bu boşanmayı çok zorlaştıran bir düşüncedir. Dışlanacağını düşünen kadın evlilik içinde kalarak çok zor şartlara dayanmak zorunda kalacaktır.

Nevşehir’de gerek kadınlar gerekse de erkekler töre cinayetlerinin bir insalık suçu olduğu düşüncesine katılmaktadırlar. Ancak erkeklerin kadınlara oranla töre cinayetlerini daha fazla onayladıklarını belirtmek gereklidir. Erkeklerin %10,1’i ailedeki kadın ve kızların aile namusunu zedeyelecek bir davranışları söz konusu olduğunda törelere göre cezalandırılması gerektiğini söylerken kadınların sadece %1,1’i bu görüşe katılmaktadır.

3.2. Temel İhtiyaçların Karşılanması ve Kanaatler

Gerek kadınlar gerek erkekler için en temel ihtiyaçlar sağlık ve eğitimdir. Sağlık ve eğitimin ardından kadınlara yönelik şiddetin önlenmesi ve kadınların sosyal güvenliğinin sağlanması hem kadınlar hem de erkekler için çok büyük önem taşımaktadır. Kadınların önemli bulduğu temel ihtiyaçlar sırasıyla sağlık, kadın sağlığı, eğitim, kadınlar için iş ve kadın erkek eşitliğinin sağlanmasıdır. Erkeklerin önemli bulduğu temel ihtiyaçlarsa sırasıyla sağlık, eğitim, yaşlılar için bakımevleri ve kadın sağlığına yönelik hizmetlerdir. Erkeklerin önemsiz bulduğu dört konu eğlence alanları (%23,3), kadınlar için iş olanakları (%17,8), ucuz ve ulaşılabilir spor alanları (%17,1) ve seyyar sağlık merkezleridir (%16,3). Kadınların önemsiz bulduğu iki konu ucuz ve ulaşılabilir spor alanları (%24,2) ve eğlence alanları ihtiyacıdır (%19,2).   Sosyo-ekonomik statüleri ne olursa olsun, kadın ve erkekler için sağlık ve eğitim ihtiyaçları daha çok ön plana çıkmaktadır. Üst sosyo-ekonomik statüdeki kadın ve erkeklerin tümü sağlık ve eğitim imkanlarının sağlanmasının önemi konusunda hemfikirdir. Üniversite mezunları arasında kadınların sorunlarını çözmeye yönelik politikaları önemsiz bulan erkek yokken kadınların %21,4’ü bu konuyu önemsiz bulmaktadır.

3.3. Yerel Hizmetlerden Haberdarlık

Nevşehir’de erkekler (%24,8) kadınlara yönelik olan yerel hizmetlerden kadınlardan (%23,5) fazla haberdardır. Belediyelere başvuru oranı erkeklerde %10,1, kadınlarda ise  %5,3’tür. Erkeklerin kamu yaşamına katılmaya, dilekçe vermeye, iş takip etmeye daha alışık olduğunu göz önüne alırsak erkeklerin bu işleri niye daha çok takip ettiği ortaya çıkabilir. Ayrıca ülkemizde genelde gayrimenkul sahibi ve belediyede hak sahibi erkektir. Yine de kadın ve erkekler içinde belediyeye talepte bulunup sonuç almada en başarılı kesim üniversite mezunu kadınlardır (%14,3). Belediyelerin kadınlara yeterli hizmet verdiklerini düşünen erkeklerin (%19,4) oranı kadınlardan (%17,8) daha fazladır. Sosyo-ekonomik statü arttıkça belediyelerin yeterli hizmet verdiklerini düşünen kadınların oranı azalmaktadır. Diğer yandan erkeklerin yarısına yakını belediyenin kadınlara verdikleri hizmetler konusunda fikir beyan etmemektedir.

3.4. Sağlık Hizmetlerinden Yararlanma

Yeterli sağlık hizmeti aldığını söyleyen kadınların oranı (%71,5) erkeklerinkinden (%66,7) fazladır. Sosyo-ekonomik statü arttıkça yeterli sağlık hizmeti aldığını ifade eden kadınların ve erkeklerin sayısı artmaktadır. Sağlık hizmeti konusunda, üniversite mezunu erkeklerin memnuniyeti (%92,9) aynı eğitime sahip kadınların memnuniyetinden (%76,9) çok daha yüksektir. Kadınlar, yeterli sağlık hizmeti alamama sebeplerinin birinci nedeni olarak sosyal güvencenin olmaması (%50) görmektedirler. İkinci ve üçüncü sırada tedavi ücretlerinin pahalı olması (%38,8) ve hizmet kalitesinin yetersizliğidir (%27,5). Erkeklerde yeterli sağlık hizmeti alamama sebeplerinin birincisi sağlık hizmetlerinin kalitesinin yetersizliğidir (%41,9). Sonra sırasıyla sosyal güvencenin olmaması (%39,5), hastane ve sağlık ocaklarının kalabalık olması (%34,9) ve tedavi ücretlerinin pahalı olması (%34,9) yer almaktadır.

3.5. Siyasal Davranış

Kadının kamu yaşamına açılmasında karar alıcı organlarda yer almasının önemi büyüktür. Böylelikle hem kadınların güçlendirilmesi, hem yerel ve genel hizmetlerden yararlanmaları ve onlara yön vermeleri mümkün olacaktır. Bu çerçevenin bazı önemli yönlerine dikkat çekmek isteriz. Kadınlar arasında oy verme oranı yüksekken (%87,9, erkeklerde %79,1), kadınların katılımının diğer bir aracı olan sivil toplum kuruluşlarından haberdarlığı çok düşüktür (%21,4). Türkiye’de siyasi katılım genelde yüksektir ve bu araştırma da bunu doğrulamaktadır.  Burada iki katılım durumunun farklı yapılarına dikkat çekmek isteriz. Oy verme, sürekliliği olmayan, bir bakıma olağan dışı bir olgudur. Onun için oyun yönü de dahil genelde kadınların bu konuda önemli bir özgürlük alanı da vardır. Halbuki sivil toplum kuruluşları süreklidir ve ev dışında faaliyeti zorunlu kılar. Bu nedenle bir çok yerel merkezimizde kadınların sivil toplum örgütlenmeleri çok azdır, faaliyetleri kısıtlıdır. Onlar hakkındaki bilginin azlığı da buna bağlı olabilir.

Erkekler (%84,5) yerel yönetimde kadınların temsil olunması gerektiği konusunda kadınların (%86,8) çok da gerisinde kalmamaktadırlar. Sosyo-ekonomik statüsü yükselen kadın ve erkeklerin yerel yönetimde kadınların temsil olunması gerektiği yönünde tutumları güçlenmektedir. Yerel yönetimlerin hizmet alanları özel yaşama daha yakındır. Belediyelerin temel hizmetlerinin (yol, su, elektrik gibi) yaygın kullanıcıları kadınlardır. Bu hizmetlerin aksamasından en çok onlar rahatsız olur. Ayrıca, bu yakınlık onların siyasi karar alma süreçlerine katkı vermesini kolaylaştırabilir. Kendi destekledikleri parti olmasa da kadın sorunlarına duyarlı bir partiye oy verme oranı kadınlarda (%66,9) erkeklere (%45) nazaran daha fazladır. Kadınlar kendi sorunlarının çözümü için kimi zaman siyasal tercihlerinde değişiklik yapabilmektedirler.  Sosyo-ekonomik statü arttıkça kadınların söz konusu partilere oy verme oranı artmaktadır.

Kadınların siyasete girmesinin önündeki engeller olarak erkekler sırasıyla siyasetin erkek egemen bir alan olmasını (%44), kadınların eğitimsizliğini (%36,6),  kadınların ilgisizliğini (%33,6) ve kadınların temel görevlerinin annelik ve ev işlerini olmasını (%24,6) görmektedirler. Kadınlarsa siyasete girmeleri önündeki engeller olarak kadınların eğitimsizliğini (%45,9), siyasetin erkek egemen bir alan olmasını (%37,4), kadınların ilgisizliğini (%33,1), kadınlara karşı ayrımcılık yapılmasını (%27,8) ve kadınların pasifliğini (%27) görmektedirler. Ev işlerinden ve kadının temel görevinin annelik ve ev işleri olduğundan dolayı siyasete giremediklerini düşünen kadınların oranı erkeklerden daha azdır. Kadınların sosyo-ekonomik statüleri arttıkça siyasete girmenin önündeki engelin ev işleri ve annelik olduğunu düşünenlerin oranı azalmaktadır.

Kadınların %22,4’ü siyasete girmek isterken, çalışan kadınlar (%27,3) çalışmayanlara (%21,2) göre daha çok siyasete katılmak istemektedir. Çalışan kadınlar için siyasete atılmanın önündeki en büyük engel eğitimlerini yetersiz görmeleridir (%10,9). Kadınların %15,7’si eğitimi siyasete girmek için bir ön koşul olarak görüyor. Kadınlarda eğitim arttıkça siyasete katılma isteği artmakta, üniversite mezunları arasında bu oran %50’ye ulaşmaktadır. En çok 15-24 ve 25-34 yaş grubundaki kadınlar siyasete girmek istediklerini belirtmişlerdir. Bu veriler de ileriye yönelik önemli bir umut ışığı olabilir; eğitimli kadınların yanısıra genç kadınların da kadın siyasete katılmamalı önyargısını kırma eğiliminde olduğunu düşünebiliriz.

SONUÇ

Kadın-erkek eşitliğinin toplumsal, ekonomik ve siyasal alanda sağlanmasının başlıca koşulu eğitim düzeyinin arttırılmasıdır. Kadın-erkek ilişkilerinde eşitlikçi tutumların geliştirilmesinde, kadınların kamusal alanda daha fazla yer almasının sağlanmasında, çalışma hayatında iş olanaklarının arttırılmasında ve aile içinde kadına karşı baskıcı davranışların önlenmesinde kadınların eğitimi son derece önemlidir. Araştırma bulgularından da görüleceği gibi eğitim, kadının kendi statüsünü iyileştirmesini, sorunlarına dair duyarlılığının artmasını ve bilinçlenmesini sağlamaktadır. Eğitim kadının toplumsal hayatta güçlendirilmesinin ön koşuludur. Yaygın ve örgün eğitim imkanlarının arttırılması ve kadınların ihtiyaçlarına göre şekillendirilmesi kadınlara yönelik politikaların geliştirilmesinde öncelik teşkil etmelidir. Nevşehir’de mesleki eğitim hizmetleri tasarlanırken genç kadınların talepleri (bilgisayar kursu gibi) göz önüne alınmalıdır. Üniversite mezunu erkeklerin bile önemli bir kısmının kadınlara karşı şiddeti onayladığı düşünülürse, STK’lar tarafından erkekler arasında şiddete karşı bilinç arttırıcı eğitim faaliyetleri geliştirilebilir.

Kadın erkek eşitliğinin sağlanmasında şüphesiz kadının aile içindeki ikincil statüsünün ortadan kaldırılması gerekmektedir. Aile ilişkilerinde erkek egemen tutumlar kadını özel alanla kısıtlamakta, kadınlık rollerini annelik ve ev kadınlığı ile sınırlamakta ve aile içinde eşitsizlikle sonuçlanmaktadır. Aile içi gelirin ağırlıklı olarak erkek tarafından sağlanması hem kadının erkeğe bağımlılığını arttırmakta hem de erkek egemenliğini pekiştiren tutumların yaygınlaşmasına neden olmaktadır. Nevşehir’de kadınların erkeklere nazaran daha eşitlikçi tutum ve davranışlar sergiledikleri göz önüne alındığında eğitim olanaklarının arttırılması, mesleki eğitimin çeşitlendirilmesi ve erişilebilirliğinin kolaylaştırılması ile aile içinde ve toplumda statülerini iyileştirebileceklerdir.

Kadınların kamusal alana katılımının ve temsiliyetinin en önemli gereklerinden biri kadının siyasete aktif katılımının arttırılmasıdır. Nevşehir’de kadınların, kadınlara yönelik sivil toplum faaliyetlerinden düşük seviyede haberdar oldukları dolayısıyla gerekli katılımı sağlayamadıkları görülmektedir. Sivil toplum kuruluşları erişimi kolay ve kadın temsiliyetinin sağlanmasında daha duyarlı örgütlerdir. Bu açıdan kadınların sivil toplum faaliyetine katılmalarının en azından STK’lardan yararlanmalarının teşvik edilmesi gereklidir.

Aynı şekilde siyasete aktif katılım kadınlar arasında yaygın değildir. Kadınların siyasete ilgisizliği ve pasifliği aslında sadece kadınların kendilerinden değil siyasetin erkek egemen bir alan olmasından ve kadınların özellikle aile içi rolleri ile çatışmasından kaynaklanmaktadır. Ancak Nevşehir’de özellikle genç kadınlar arasında yaygın olan siyasete ilgi ve katılma isteği değerlendirilmesi gereken bir potansiyeldir. Kadınlar siyasete katılımlarının önündeki en büyük engel olarak eğitimsizliği göstermektedir. Dolayısıyla, kadınların siyasete atılmaları için gerekli eğitimin sunulması çok etkili sonuç verebilir. Yerel yönetimde kadınların temsilini hem erkeklerin hem de kadınların çok güçlü bir şekilde talep ettiği göz önüne alınmalı, yerel yönetimde kadın personelin sayısı arttırılmalıdır.

Kadın-erkek eşitliğinin sağlanmasında ve kadının insan haklarının korunmasına yönelik politikaların geliştirilmesinde devlet, yerel yönetimler ve sivil toplum işbirliği son derece önemlidir. Bu işbirliğinde ihtiyaç, talep ve öncelik alanlarının ortaklaşa belirlenmesi çözüme yönelik politikaların üretilmesi ile sonuçlanacaktır. Bu açıdan yerel yönetimlerin sürece aktif katılımı gerek hizmet sağlama olanaklarının çeşitliliği gerekse erişilebilirliklerinin yüksek olmasından dolayı şarttır.

 

 
 
Kamuoyu yoklamaları
Türkiye'de kadın olmak

Basın
Odası
Fotoğraf galerisi
Faaliyetler
Eğitim
Diğer BM projeleri

İzmir

 Kars

Nevşehir

Şanlıurfa

Trabzon

 Van

Genel değerlendirme