|
Kamuoyu araştırmalarının sonuçlarını Prof. Dr. Ayşe
Ayata değerlendirdi
Trabzon
Türkiye’de kadınlar toplumsal hayatın her alanında,
eğitimde, siyasette ve istihdamda toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılığa
maruz kalmaktadırlar. Kadınlık rollerinin daha çok özel alanda
tanımlanması, kadına atfedilen annelik ve ev kadınlığı rollerinin
önplana çıkması, bu rollerin gerek kadınlar gerekse de erkekler
tarafından içselleştirilmiş olması, kadınların eğitim düzeylerinin
erkeklerden daha düşük olması, çalışma hayatında gereğinden az yer
almaları ve siyasete aktif katılımlarının ve temsiliyetlerinin düşük
olması bu ayrımcılığın artmasındaki önemli sebeplerdir.
Türkiye’de kadın sorununa duyarlı ve bu sorunu çözmeye
yönelik politikaların üretilmesinde devletin, yerel yönetimlerin, karar
vericilerin ve uygulayıcıların, sivil toplum kuruluşlarının ve
vatandaşların birlikte katılımı ve işbirliği vazgeçilmez bir ön
koşuldur. Söz konusu politikaların çözüme yönelik, etkin ve gerçekçi
olabilmesi ve uygulanabilirliği ancak kadınların ihtiyaç, talep ve
öncelik alanlarının belirlenmesi ile mümkündür. Bu amaçla Trabzon ilinde
gerçekleştirilen araştırma aile, eğitim, istihdam, yerel hizmetlerden
yararlanma ile toplumsal ve siyasal katılımdaki sorunların genel
hatlarını belirlemek üzere yapılmıştır. Araştırma sonuçları öncelikler,
sorunlar ve talepler anlamında hem Trabzonlu kadınların bakış açısını
ortaya koymakta hem de bu konularda erkeklerin durum, tutum ve
kanaatlerinin anlaşılmasını sağlamaktadır.
Araştırmanın örnekleminin %70’ini kadınlar %30’unu
erkekler oluşturmaktadır. Örneklemde yer alan erkeklerin %8’i alt
sosyo-ekonomik statüde, %74,7’si orta sosyo-ekonomik statüde, %17,3’ü
üst sosyoekonomik statüdedir. Kadınların ise %28,2’si alt sosyo-ekonomik
statüde, 59,4’ü orta sosyo-ekonomik statüde, %12,4’ü üst sosyo-ekonomik
statüdedir. Eğitim durumu açısından erkeklerin %0,7’si okur-yazar,
%16,7’si ilkokul mezunu, %10,7’si ortaokul mezunu, %41,3’ü lise mezunu
ve %29,3’ü üniversite mezunudur. Kadınların ise %7,2’si okur-yazar
değil, %3,2’si okur yazar, %34’ü ilkokul mezunu, %9,8’i ortaokul mezunu,
%33,1’i lise mezunu ve %12,4’ü üniversite mezunudur. Örneklemdeki
erkeklerin %60,7’si, kadınların ise %19,6’sı çalışmaktadır.
-
AİLE
1.1.
Çocuk sayısı
Ailede her çocuğa eşit imkanların sağlanabilmesi ve eşit
eğitim olanaklarının sunulması çocukların sosyalleşme sürecinde ve
yetkin bireyler olarak yetişmelerinde büyük önem taşımaktadır. Bu açıdan
her ailede ideal çocuk sayısı ihtiyaç ve talepleri karşılanabilen
çocuklarla belirlenebilir. Trabzon ilinde ortalama çocuk sayısı 2-3
arasında değişmektedir. Alt ve orta gelir düzeyli gruplarda çocuk sayısı
2-3 arasında değişirken üst gelir gruplarında bu sayı 1-2’ dir. Eğitim
düzeyi düşük kesimlerde (okuma-yazma bilmeyen, okur-yazar ve temel
eğitim almış olan) çocuk sayısı 3-4 iken lise ve üniversite
mezunlarının çoğunluğu 1-2 çocuk sahibidir. Kadınların sosyo-ekonomik
statüsü ve eğitim düzeyi yükseldikçe sahip olunan çocuk sayısı da
düşmektedir.
İdeal çocuk sayısının ağırlıklı olarak 2 olması
gerektiği olduğu ifade edilmiştir. Sosyo-ekonomik statü arttıkça ideal
çocuk sayısına dair görüşte de belirgin farklar görülmektedir. Özellikle
ideal çocuk sayısını 3 ve 4 olarak görenler azalmaktadır. Eğitim
düzeylerine göre ideal çocuk sayısı ait görüş de oldukça değişmektedir.
Eğitim düzeyleri arttıkça ideal çocuk sayısının 2 olduğunu söyleyen
kadınların sayısı artmaktadır. Aynı eğitim düzeylerindeki kadın ve
erkekler için ideal çocuk sayısı değişmektedir. Özellikle ortaokul, lise
ve üniversite mezunu olan kadınlar erkeklerden daha çok ideal çocuk
sayısının 2 olduğunu düşünmektedirler.
Çocukların çalışma yaşının 15 olduğunu bilen erkeklerin
oranı kadınlardan daha fazladır. Çocukların çalışmaları gerek erkekler
gerek kadınlar tarafından kabul görmemektedir. Ancak gelir düzeyi ve
eğitim seviyesi yüksek olan gruplarda kabul görmeme düzeyinin arttığı
görülmektedir.
Ülkemizde ne yazık ki kız çocuklarının eğitimi erkek
çocukların eğitimden daha düşük seviyedir. Özellikle maddi imkanları
yetersiz olan ve eğitim seviyesi düşük olan ailelerde bir
tercih yapma zorunluluğunda kalındığında erkek çocuklarının okutulmasına
öncelik verilmektedir. Bu da geleceğin genç kadınlarının
toplumsal, siyasal ve ekonomik hayatta erkeklere göre daha dezavantajlı
bir konumda olmalarına neden olmaktadır. Trabzon’da kadın ve erkeklerin
çok büyük bir çoğunluğu kız çocuklarını okula gönderdiklerini ifade
etmektedirler. Bu toplumda ikincil statüde olan kadınların
güçlendirilmesinde çok önemli bir adımdır.
1.2.
Aile
Planlaması
Aile planlaması, kadın sağlığı ve dolayısıyla ana-çocuk
sağlığı hakkında bilgi düzeyi, kadın ve çocukların fiziksel ve
psikolojik sağlıkları açısından büyük önem taşımaktadır. Bilgi
düzeylerinin yükseltilmesi ancak kullanılan bilgi kaynaklarının tespiti
ve bunların çeşitlendirilmesi ile mümkündür.
Trabzon’da aile planlaması ve kadın sağlığı konusunda
bilgi edinme kaynakları erkek ve kadınlarda farklılaşmaktadır.
Kadınların büyük çoğunluğu söz konusu bilgileri sağlık kurumlarından ve
personelinden aldığını ifade ederken erkekler daha çok kitle iletişim
araçlarından bilgi edinmektedirler. Kadınların sosyo-ekonomik statüsü
arttıkça bilgi kaynakları da farklılaşmaktadır. Ancak geliri ve eğitim
düzeyi düşük olan kadınların bilgi kaynağı yine sağlık kurumları ve
personelidir. Bu bulgu başlı başına ilginçtir. Kadınlar,
özellikle düşük eğitim ve gelir grubundakiler, daha yüz yüze kaynakları
tercih etmektedir. Bu açıdan genel bilgi verme yöntemlerinin
yabancılaştırıcı bulunabildiği ve anlaşılmasının zor olduğu
düşünülebilir. Erkekler arasında tersine bir eğilim görülmektedir. Alt
eğitim ve alt gelir gruplarında kitle iletişim araçları ve sağlık
personelinden yararlanmada bir konsantrasyon varken, erkeklerin
sosyo-ekonomik statüleri ve eğitim düzeyleri arttıkça kitap ve internet
gibi kaynaklardan bilgi edinme oranları da artmaktadır. Üst
sosyo-ekonomik statüde olan kadınlar da erkekler gibi ağırlıklı olarak
kitle iletişim araçlarından bilgilenmektedirler Söz konusu alanlarda
bilgi kaynaklarının çeşitlendirilmesi, bilgi kaynaklarına erişimin
kolaylaştırılması, sunulan hizmetlerin farklı eğitim ve gelir
seviyelerindeki kadın ve erkeklere göre yeniden gözden geçirilmesi
şüphesiz kadın ve ana-çocuk sağlığı konusunda daha bilinçli bireylerin
yetişmesine katkıda bulunacaktır.
1.3. Aile İçi İlişkiler
Aile içi ilişkilerin eşitlikçi olmasının temel
göstergeleri arasında aileye ilişkin konularda, aile gelirini ve kendi
kazancını kontrol etmede birlikte karar vermek sayılabilir. Kadınların
kendi gelirleri üzerinde kontrol sahibi olma oranları erkeklerinkinden
daha düşüktür (K: %73,5, E: %91,2). Bu, ailede ana geçim kaynağı
sağlayanın genellikle erkek olması ile de açıklanabilir. Kadın gelir
elde etmediğinde ya da erkekten daha az gelir elde ettiğinde aile geliri
üzerindeki kontrolü azalmakta, erkeğe bağımlılığı artmaktadır. Orta
sosyo-ekonomik statüdeki kadınlar gelirleri üzerinde en çok kontrole
sahipken alt sosyo-ekonomik statüdeki kadınların yarısından azı kendi
gelirlerini kontrol edebilmektedirler.
Eğitim seviyesi arttıkça kadınların gelir üzerindeki
kontrolü ve eşleriyle birlikte karar verme oranlarının artmakta olduğu
gözlemlenmektedir. En çok kontrol sahibi olanlar üniversite mezunu
kadınlarken en az kontrol sahibi olan kadınlar orta okul mezunlarıdır.
Aile gelirini kimin kontrol etmesi gerektiği konusundaki
görüşler gözönüne alındığında, erkekler daha erkek egemen bir pozisyona
sahip olmakta, kadınlar ise erkeklere nazaran daha eşitlikçi bir tutum
sergilemektedirler. Kadınların ancak 1/5’i erkeklerin evin gelirini
sağlaması gerektiğini vurgularken erkeklerin yarısına yakını bu görevi
erkeklerin yüklenmesinin gerekliliğini ifade etmişlerdir. Geliri
birlikte sağlamanın gerekliliği kadınlar tarafından daha çok
vurgulanmaktadır (K: % 67,4, E: %34,7).
Sosyo-ekonomik statü arttıkça erkeğin evi geçindirmesi
gerektiğini düşünen kadınların ve erkeklerin sayıları azalmakla beraber
kadın ve erkekler arasındaki düşünce farkları belirginliğini
korumaktadır. Kadınların eğitim düzeyi arttıkça erkeğin evi geçindirmesi
gerektiğini düşünenlerin oranı azalmaktadır. Aynı tutum erkekler
arasında da yaygın olmakla birlikte lise ve üniversite mezunu erkeklerin
1/3’ü erkeğin aile reisi olduğunu düşünmekte kadınlarda bu oran %10
civarında kalmaktadır. Her iki grupta eğitim düzeyi arttıkça birlikte
geçindirme fikri artarken erkek ve kadınlar arasındaki düşünce farkları
bulunmaktadır. Eğitim seviyesinin yükselmesi kadınların daha eşitlikçi
bir tutum sergilemelerini sağlarken , en üst eğitim seviyesindeki
erkeklerin ancak yarıdan azı ailenin beraber geçindirilmesi fikrini
savunmaktadır. Buradan erkeklerin eğitim seviyelerinin artmasının daha
eşitlikçi bir anlayışa sahip olmalarına yol açmadığını, ancak kadınlar
için bunun tam aksinin söz konusu olduğunu ve erkek egemen tutumların
aşılmasına katkıda bulunduklarını söylemek mümkündür. Kadınların eğitim
düzeyleri arttıkça kendi statülerini iyileştirme eğilimlerinin de
arttığını söylemek mümkündür. Söz konusu kadınların çalışma hayatında
daha çok yer aldıkları ya da aileye maddi katkıda bulunacak potansiyele
sahip oldukları düşünülebilir.
Mevcut duruma bakıldığında kadının aile gelirindeki
payının erkeklere oranla daha az olduğu görülmektedir. Alt ve orta gelir
gruplarında hem erkekler hem de kadınlar aile geçiminin ağırlıklı olarak
erkekler tarafından sağlandığını ifade etmişlerdir. Üst gelir
gruplarında çok ilginç bir karmaşa görülmektedir. Üst gelir gruplarında
erkekler (diğer gelir gruplarından az olmakla beraber) üçte iki oranında
aileyi kendilerinin geçirdiğini belirtmektedir. Aynı oran kadınlar
tarafından ortaklaşa geçim sağladıkları beyanında görülmektedir. Burada
ikili bir nedenin söz konusu olduğu söylenebilir. Birincisi erkekler
kadınların kazancını küçümsemekte ve/veya önemsememektedir. İkincisi,
erkekler eşlerin aile gelirine katkısını bir yabancı (anketör) önünde
tekrarlamak istememektedir. Kadınların eğitim seviyesi yükseldikçe
aileyi beraber geçindirme oranı da artmaktadır. Özellikle kadınların
eğitim seviyelerinin yükseltilmesi iş bulma çeşitliliğini ve
olanaklarını arttırarak, aile içinde daha eşitlikçi ilişkilerin
oluşmasına katkıda bulunmaktadır. Kadınların ailede gelir kontrolü
konusunda beraberliği daha çok savundukları göz önüne alındığında
yeterli eğitim olanakları sağlanan kadınlar hem ailelerinin gelir
düzeyinin dolayısıyla refahının artmasını sağlamakta hem de ekonomik
anlamda erkeğe bağımlılıklarını azaltarak aile içi karar almada daha
etkin olmaktadır.
1.4. Aile İçi Şiddet
Genelde şiddet özelde aile içi şiddet tüm toplumlarda
son derece hassas ve incelenmesi zor bir konudur. Türk toplumunda aile
mahremiyeti görüşünün oldukça yaygın olduğu göz önüne alındığında şiddet
eylemlerinin içeriği, boyutu ve şiddet uygulayanların belirlenmesi daha
zor hale gelmektedir. Önemli olan bir diğer husus da şiddet algısının
çeşitliliği ve içeriğinin kadın ve erkekler arasında farklılaşmasıdır.
Trabzon’da aile içi şiddet konusunda kadın ve erkeklerin
şiddet eylemi olarak algıladıkları en belirgin davranışlar, dayak,
tecavüz ve küfürdür. Aşağılamak, azarlamak, arkadaşlarla görüşmeyi ve
çalışmayı engellemenin şiddet eylemi olarak algılanma oranı erkeklerde
kadınlara göre daha yüksektir.
Erkekler kadınlara oranla daha fazla şiddete maruz
kaldıklarını ifade etmişlerdir. Bu erkeklerin şiddet içeren davranış
algısının yüksek olması ile açıklanabilir. Sosyo-ekonomik statü ve
eğitim düzeyi arttıkça şiddet algısı ve şiddete maruz kaldıklarını ifade
eden kadın ve erkeklerin oranı da artmaktadır.
Kadın ve erkeklere şiddet uygulayanlar
farklılaşmaktadır. Kadına şiddet uygulayanlar sırasıyla eşi, anne–babası
ve ağabey ve kardeşleridir. Erkeklerin şiddet gördükleri kişiler
sırasıyla anne-baba, arkadaş, öğretmen ve patron olarak ortaya
çıkmaktadır. Dikkat çeken nokta erkeklerin şiddet algısında tanımlanan
rollerinin yine erkek kaynaklı olmasıdır. Bu kaynaklar erkeklerin
genelikle arkadaşları ve patronları olan diğer erkeklerdir. Erkeklerin
kamusal alandaki varlığının kadına oranla daha fazla olması ve erkeklere
şiddet uygulayanların ağırlıklı olarak aile dışı bireyler olmasından
dolayı erkeklere yönelik şiddetin daha çok özel alan dışında uygulandığı
sonucunu çıkartmak mümkündür. Ancak kadınların aile içi şiddete maruz
kalma oranları erkeklerinkinden daha yüksektir. Kadınlara yönelik
şiddetin ağırlıklı olarak dayak ve tecavüz olduğu göz önüne alındığında,
bu durum kadının özel alanda daha baskıcı ve şiddete dayalı eylemlere
maruz kaldığının göstergesidir. Sosyo-ekonomik statü ve eğitim seviyesi
arttıkça kadınların şiddete maruz kalma –özellikle eşlerinden- oranı
düşmektedir.

Kadın ve erkekler arasında kadına karşı uygulanan
şiddete ilişkin tutumlarda belirgin farklar mevcuttur. Kadınların
%86,2’si kadının şiddetin hiçbir koşulda hak etmediğini düşünürken
erkeklerden bu oran %54’tür. Erkeklerin %41,3’ü kadına karşı şiddetin
bazı durumlarda meşru olabileceğini düşünürken kadınların sadece %8,1’i
bu görüşe katılmaktadır. Yapılan başka çalışmalar başta sadakatsizlik
olmak üzere eşin emirlerine karşı çıkma, cinsel ilişkiyi reddetme, yemek
yapmama ve çocuklara bakmamayı, şiddeti meşrulaştıran nedenler arasında
göstermektedir.
Kadınların eğitim düzeyi yükseldikçe kadınların bazı
durumlarda şiddeti hakettiklerini düşünenlerin oranı da düşmektedir.
Erkeklerde de bu oran azalmakla beraber lise ve üniversite mezunu olan
erkeklerde bile şiddeti bazı hallerde onaylama oranının ortalama %38
olduğu görülmektedir. Kadınların hiç bir şekilde şiddeti haketmedikleri
düşüncesi lise ve üniversite mezunu kadınlar arasında %87 iken
erkeklerde bu oran ancak %57dir. Bu da şiddetin ağırlıklı olarak
erkekler tarafından meşrulaştırıldığını doğrulamaktadır.
Trabzon töre cinayetlerinin yaygın olduğu bir yöre
değildir. Bu nedenle töre cinayetleri dışsal olarak algılanmakta ve
kabul görmemektedir. Erkeklerin %17,3’ü töre cinayetlerini onaylarken
kadınlarda bu oran sadece %2,6dır. Töreye göre baskı altına alınan
kadınları destekleme eğilimi kadınlarda erkeklere göre daha fazladır.
Kadınların yarısından çoğu mağdur durumdaki yakınlarına destek
vereceklerini söylerken erkeklerde bu oran % 22,7’dir. Bu anlamda
erkeklerin kadınlara göre daha tutucu olduklarını ve mağdur kadınları
daha dışlayıcı bir tavır sergiledikleri görülmektedir.

-
İSTİHDAM
2.1.
Çalışma/İşsizlik
Kadınların işgücüne katılımları erkeklerden çok
düşüktür. Erkeklerin %60,7’si çalışırken kadınların sadece %19,62sı
çalışmaktadır. Erkekler ve kadınlar arasında işsizliğinin sebepleri
farklılaşmaktadır. Kadınların çalışmama sebepleri daha çok özel alana
ilişkin iken erkekler iş ve işin niteliğine ilişkin sebeplerden dolayı
işsizliklerini açıklamaktadırlar. Kadınlar sırasıyla, paraya ihtiyacı
olmama, eşlerinin izin vermemesi, ailesine bakma gereği ve iş bulamama
gibi sebeplerden dolayı işsizken erkekler sırasıyla iş bulamama,
maaşların düşük olması, sosyal güvenliğin olmaması ve iş yerlerinin
kapanmış olması gibi daha çok kamusal alana yönelik sorunlardan dolayı
işsizdir. Kadın ve erkeklerin istihdamlarındaki bu farklılıklar toplumda
yaygın düzeyde yer alan kadının yerini özel alanda görme ve kadına
ağırlıklı olarak aile içi roller atfetmenin bir sonucudur. Kadınlar
tarafından ifade edilen işsizlik sebepleri gerek kendileri gerekse de
aileleri tarafından kadınlık rollerine ilişkin önyargılardan
kaynaklanmaktadır.

Çalışma koşullarına ilişkin tutumlara gelindiğinde çalışan erkeklerin
çalışma ortamından memnuniyetleri kadınlara göre daha fazladır. Kadınlar
arasında eğitim düzeyi arttıkça çalışma ortamından memnuniyet de
azalmaktadır. Bu da eğitim seviyesi arttıkça beklenti düzeylerinin
artması ile açıklanabilir. Kadınların %83,8’i işyerlerinde cinsiyete
dayalı ayrımcılığa maruz kalmadıklarını belirtmişlerdir.
Kadınların çalışma hayatında daha çok yer almaları
şüphesiz kadının erkeğe bağımlılığını azaltacak, toplumdaki statülerini
iyileştirecek ve kadın erkek eşitliğinin sağlanmasını
kolaylaştıracaktır.
2.2.
Mesleki
eğitim
Mesleki eğitimin arttırılması kadınlar ve erkekler için
yeni iş olanaklarının yaratılmasını sağlamaktadır. Özellikle kadınlar
için mesleki eğitim kursları hem ev içi emeğin değerlendirilmesine
katkıda bulunmakta hem de gelir sağlayıcı olanaklar yaratmaktadır.
Trabzon’da kadınların % 56,6’sı erkeklerin ise %64,4’ü mesleki eğitim
istemektedirler. Mesleki eğitim almak isteyen kadınların en çok
bilgisayar eğitimi ve biçki-dikiş-terzilik eğitimi almak istedikleri
görülmektedir. Genç kadınların birinci tercihi bilgisayar öğrenmek iken
(15-24 ve 24-35 yaş grubu) daha yaşlı kadınlar (35-44 ve 55-64 yaş
grubu) biçki-dikiş kurslarını tercih etmektedirler. Bu da genç
kadınların mesleki eğitimi hem çalışmak hem de dünyaya açılıp bilgi
edinmek için istediğini, yaşlı kadınların taleplerinin ise ev
kadınlığının mükemmeleştirilmesi ve ev ekonomisine yönelik olduğunu
göstermektedir. Mesleki eğitim almak isteyen erkekler ise en çok
bilgisayar eğitimi almak istemektedirler.
Kadınların eğitim düzeyi arttıkça mesleki eğitim
talepleri de artmaktadır. En az talep edenler okuma yazma bilmeyen,
okur-yazar ve ilkokul mezunu olan kadınlar iken, eğitim düzeyi arttıkça
özellikle lise ve üniversite mezunu kadınlar bilgisayar kursu
istemektedirler. Alt eğitim seviyelerindeki kadınların talepleri ev
içinde de yapılabilecek, geleneksel kadınlık rolleri ile çatışmayan ve
aynı zamanda da gelir üretme potansiyeline sahip olan
biçki-dikiş-terziliktir. Söz konusu kadınların kendi temel bilgilerinin
ancak buna yeteceğini düşündükleri de söylenebilir.
Erkeklerin de mesleki eğitim talepleri eğitim düzeyine
paralel olarak artmaktadır. En az talep edenler kadınlarda olduğu gibi
okuma yazma bilen, ilkokul ve ortaokul mezunu olan erkeklerdir. Erkekler
de eğitim düzeyleri arttıkça en çok bilgisayar kursu talep
etmektedirler. İkinci olarak lise mezunu erkekler elektrik-elektronik
kursu, üniversite mezunları ise muhasebe kursunu tercih etmektedirler.
En çok mesleki eğitim kursu isteyenler 15-24 yaş grubu iken en çok
tercih edilen bilgisayar kursudur. Kadın ve erkekler yaşlandıkça mesleki
eğitim talepleri de azalmaktadır.
Meslek eğitimi olanaklarının farklı yaş grupları ve
eğitim düzeylerindeki kadın ve erkeklerin talepleri göz önüne alınarak
sunulması, bunlardan faydalanma düzeyini de arttıracaktır.
-
TOPLUMSAL VE SİYASAL KATILIM
Kadınların toplumsal ve siyasal yaşama katılımlarının
arttırılması kadın erkek eşitliğinin sağlanmasına, kadınların ihtiyaç ve
taleplerine duyarlı politikalar geliştirilmesine ve kadınların siyasette
temsiliyetlerinin artmasını sağlayacaktır. Bunun için öncelikli olarak
erkek egemen tutum ve davranışların yerini daha eşitlikçi tutum ve
davranışların alması, erkek ve kadınların kadın sorunu konusunda
duyarlılık ve bilinç düzeylerinin artırılması gerekmektedir.
3.1.
Kadın Erkek
Eşitliğine İlişkin Tutumlar
Kadın-erkek eşitliğinin sağlanmasının en önemli iki
unsuru şüphesiz bu konudaki bilgi ve billinç düzeyinin arttırılması ve
eşitlik doğrultusunda tutum ve davranışların geliştirilmesidir.
Trabzon’da kadın ve erkek eşitliğinin anayasada güvence altına alındığı,
kız ve erkek çocuklarının eşit miras hakkına sahip olduğu, kadın ve
erkeklerin adil ücret ve sosyal güvenlik hakkına sahip olduğu ağırlıklı
olarak bilinmektedir. Ancak yasal haklar konusunda erkeklerin
kadınlardan daha bilgili oldukları görülmektedir. Kadınların
sosyo-ekonomik statüleri ve eğitim düzeyleri yükseldikçe söz konusu
haklardan haberdar olma oranları da artmaktadır.
Kadınların sahip oldukları yasal hakları yeterince
kullandığını düşünen erkeklerin sayısı kadınlardan daha azdır.
Sosyo-ekonomik statü arttıkça yasal haklarını yeterince kullandıklarını
düşünen kadınların sayısı artmaktadır. Üst sosyo-ekonomik statüdeki
erkeklerin ancak 1/5’i kadınların yasal haklarından yeterince
yararlandıklarını ifade ederken aynı kesimde kadınların yarısına yakını
bu görüşe katılmaktadır. Eğitim durumuna gelindiğinde yasal haklarından
en az yararlandıklarının belirten kadınlar okur yazar kadınlar iken en
çok yararlananlar üniversite mezunu kadınlardır. Bu da eğitimin yasal
hak ve özgürlüklerin öğrenilmesi ve kullanılmasında çok büyük bir rolü
olduğunun göstergesidir.
Yasal düzenlemelerin kadın erkek-eşitliğini sağlamak
açısından yetersiz kaldığını ifade eden kadınların sayısının erkeklerden
daha fazladır. Erkekler arasında kadınların yasal haklarından yeteri
kadar yararlanmadıklarını düşünenlerin sayısının kadınlar arasında aynı
görüşü destekleyenlere göre daha fazla olduğu göz önüne alındığında
kadınların yasal düzenlemelerden daha az memnun oldukları, erkeklerin
ise kadınların kendi haklarından yararlanmadaki yetersizliğini
vurguladıkları sonucunu çıkartmak mümkündür. Sosyo-ekonomik statü
arttıkça yasaların yetersizliği savunan erkeklerin ve kadınların sayısı
artmaktadır. Eğitim düzeyi arttıkça kadın ve erkekler arasındaki görüş
farklılığı belirginliğini korumaktadır.
Kadın erkek eşitliğine ilişkin tutumlara bakıldığında
geleneksel aile kalıplarına uygun düşünme erkekler arasında daha
yaygındır. Erkeklerin %58,7’si kadınların yerinin evi olduğunu
düşünürken kadınlarda bu oran %30,3’dür. Özellikle üst sosyo-ekonomik
statüdeki kadınlarda ‘kadının yeri evidir’ düşüncesine katılma oranı
azalmaktadır. Üst sosyo-ekonomik statüdeki kadınların ağırlıklı olarak
çalışan kadınlar olabileceği göz önüne alındığında, çalışma yaşamına
katılan kadınların kendi yerlerini kamusal alanda daha çok
tanımladıkları söylenebilir. Eğitim seviyesi yükseldikçe kadınlar
arasında ‘kadının yeri evidir’ düşüncesine katılma oranı azalırken en
üst eğitim seviyesindeki erkeklerin yarısından fazlası kadının yerinin
evi olduğunu düşünmektedir. Buradan cinsiyet farklarının geleneksel
rollerin korunmasında çok önemli olduğu; hatta eğitim gibi çağdaşlaşmayı
ve kamu yaşamına katılımı arttıracak bir kurumun bile erkeklerin erkek
egemen kalıpların dışına çıkabilmelerini çok kısıtlı düzeyde sağladığı
görülmektedir.

Kadının toplumda değeri olmadığı düşüncesine kadınlar
erkeklerden daha çok katılmaktadırlar. Alt sosyo-ekonomik statüdeki
kadın ve erkeklerin yarısı bu görüşü onaylarken orta ve üst
sosyo-ekonomik statüde oranlar düşmektedir. Kadının toplumda yerinin
olmadığını en az düşünenler üst sosyo-ekonomik statüdeki erkeklerdir.
Eğitim seviyesi düşük olan kadınlarda bu görüşün yaygın olması
kendilerinin iş bulma olanaklarının sınırlılığı, özel alandaki
kısıtlamaların fazlalığı ve yaşam kalitelerinin düşük olma
olasılıklarının fazla olması ile açıklanabilir.
Erkeğin eşini aldatması durumunun hoş karşılanabilirliği
erkekler arasında daha yaygın bir tutumdur. Kadınların ancak %10’u
aldatmayı hoş karşılarken erkeklerin ¼’ü hoş görülebileceğini ifade
etmiştir. Özellikle orta ve üst sosyo-ekonomik statüdeki erkeklerin alt
sosyo-ekonomik statüye oranla aldatmayı daha fazla onayladıkları
görülmektedir. Üniversite mezunu kadınların daha düşük eğitim
seviyelerindeki kadınlara nazaran aldatmayı daha fazla hoş gördükleri
ilginç bir bulgudur.
Türkiye’de kadın sorunu olduğunu düşünen kadınların
sayısı erkeklerden daha fazladır. Sosyo-ekonomik statü ve eğitim
arttıkça kadın ve erkeklerin bu düşünceye katılma oranları artarken, iki
kesim arasında görüş ayrılıkları belirginliğini korumaktadır.
Kadın erkek eşitliğine ilişkin tutum farklarında
şüphesiz en ilgi çekici olan erkeklerin kamusal alanda kadınlara
gösterdikleri destektir. Erkeklerin seçimlerde kadın adayları destekleme
eğilimlerinin kadınlardan daha fazladır. Erkeklerın ¾’ ü kadın adayları
desteklerken kadınların %60’ı hemcinslerine destek vermektedirler.
Sosyo-ekonomik statü arttıkça erkeklerin tutumlarında belirgin bir
değişiklik görülmezken kadınların kadın adayları destekleme eğilimi
artmaktadır.
3.2. Temel İhtiyaçların Karşılanması ve Kanaatler
Gerek kadınlar gerek erkekler için en temel ihtiyaçlar
sağlık ve eğitimdir. Doğrudan kadınlara yönelik ihtiyaçlar yani kadına
karşı şiddetin önlenmesi, sosyal güvenliklerinin sağlanması ve kadınlara
iş ve meslek kazandırılması kadınlar için daha büyük bir öneme sahipken
erkekler için bunlar ikincil derecede önem taşımaktadır. Özellikle kadın
erkek eşitliğinin sağlanması konusundaki farklılık belirgindir. Alt ve
orta sosyo-ekonomik statülerdeki kadın ve erkekler için sağlık ve eğitim
ihtiyaçları daha çok ön plana çıkmaktadır. Kadın erkek eşitliğinin
önemine yaklaşım farklı sosyo-ekonomik statüdelerdeki kadın ve erkekler
arasında farklılaşmakta ve kadınlar eşitliğin sağlanmasını erkeklerden
daha önemli görmektedirler. Kadın ve erkeklerin eğitim düzeyi arttıkça
kadın erkek eşitliğinin sağlanmasının önemi konusundaki düşünce farkları
da azalmaktadır.
Erkekler için temel ihtiyaçlar öncelik sırasına göre
yaşlı bakım evleri, eğitim, sağlık, kadın sağlığı, kadınlara iş
olanaklarının sağlanması iken kadınlar için eğitim, sağlık, iş
olanaklarının sağlanması, yaşlı bakım evleri ve kadın sağlığıdır.
Kadınlar kültürel faaliyetleri, spor alanları ve kadın doktor ihtiyacına
en az önemi atfederken erkekler için en önemsiz ihtiyaçlar kadın
sorunlarını çözmeye yönelik politikalar, kadın sığınma evleri ve
kültürel faaliyetlerdir. Buradan kadın sorununa ilişkin meselelerin
erkekler tarafından birincil ihtiyaçlar olarak görülmediği sonucunu
çıkartmak mümkündür.
3.3. Yerel Hizmetlerden Haberdarlık
Trabzon’da kadınlar da erkekler de yerel hizmetlerden
son derece az haberdardır. Kadın ve erkeklerin yaklaşık %90’ı kadınlara
yönelik hizmetlerden haberdar değildirler. En çok hizmet aldıklarını
ifade eden kesim orta sosyo-ekonomik statüdeki kadın ve erkekler ile
üniversite mezunlarıdır.

Kadınlara sunulan yerel hizmetler konusunda kadınlar en
çok meslek kursları ve ekonomik yardımlardan haberdar iken erkekler en
çok okuma yazma kurslarından haberdardırlar. Söz konusu özel hizmetlerde
erkeklerin kadınlardan çok daha fazla bilgi sahibi oldukları
görülmektedir. Alt sosyo-ekonomik statüdeki kadınlar ağırlıklı olarak
ekonomik yardımlardan haberdarken orta sosyo-ekonomik statüdekiler
meslek ve okur yazarlık kursları hakkında bilgi sahibidirler. Yerel
hizmetlerin gerek kadınların gündelik sorunlarını gidermede kolaylık
sağlayabileceği gerekse de okuma-yazma ve meslek kursları ile kadının
statüsünü iyileştirebileceği göz önüne alındığında söz konusu hizmetler
konusunda kadınların bilgilendirilmesi ve ilgilerinin arttırılması büyük
önem taşımaktadır.
Belediyelere başvuru oranı erkeklerde kadınlara göre
daha yüksektir. Erkeklerin kamu yaşamına katılmaya, dilekçe vermeye, iş
takip etmeye daha alışık olduğunu göz önüne alırsak erkeklerin başvuru
oranlarının yüksekliği anlaşılabilir. Ayrıca ülkemizde genelde
gayrimenkul sahibi ve belediyede hak sahibi olanlar erkeklerdir. Ancak
kadınların müracaatta bulunma oranları düşük olduğu halde sonuç elde
etme oranları daha yüksektir. Belediyelerin kadınlara yeterli hizmet
verdiklerini düşünen kadınların oranı erkeklerden daha fazla olmakla
beraber 1/3’ü söz konusu hizmetlerden haberdar değildirler.
Sosyoekonomik statü ve eğitim arttıkça belediyelerin yeterli hizmet
verdiklerini düşünenlerin oranı azalmaktadır.
3.4. Sağlık Hizmetlerinden Yararlanma
Kadınlar erkeklerden daha fazla sağlık hizmetlerinden
yararlandıklarını ifade etmişlerdir. Sosyo-ekonomik
statü ve eğitim arttıkça sağlık hizmetlerinden yararlanma oranı her iki
grupta da artmaktadır. Kadınlar yeterli sağlık hizmeti alamama
sebeplerinin birincisini hastane ve sağlık ocaklarının kalabalık olması
olarak görmektedirler. Bunu ikinci ve üçüncü sırada hizmet kalitesinin
yetersizliği ve tedavi ücretlerinin pahalı olması izlemektedir.
Kaliteden memnuniyet eğitim düzeyi arttıkça azalırken sosyal güvenceye
sahip olma oranı da artmaktadır.
Erkeklerde yeterli sağlık hizmeti alamama sebeplerinin
birincisi sağlık hizmetlerinin kalitesinin yetersizliğidir. İkinci ve
üçüncü sıralarda ise hastane ve sağlık ocaklarının kalabalık olması ve
sağlık personelinin kötü muamelesi ve tedavi ücretlerinin pahalı olması
yer almaktadır. Sosyo-ekonomik statü ve eğitim düzeyi arttıkça kalite
memnuniyetsizliği de artmaktadır.
3.5. Siyasal Davranış
Kadının kamu yaşamına açılmasında karar alıcı organlarda
yer almasının önemi büyüktür. Böylelikle hem kadınların güçlendirilmesi,
hem yerel ve genel hizmetlerden yararlanmaları ve onlara yön vermeleri
mümkün olacaktır. Bu çerçevenin bazı önemli yönlerine dikkat çekmek
isteriz. Birincisi Türkiye’de siyasi katılım genelde yüksektir ve bu
araştırma da bunu doğrulamaktadır. Kadınlar arasında da oy verme oranı
yüksekken kadınların katılımının diğer bir aracı olan sivil toplum
kuruluşlarından haberdarlığı çok düşüktür. Burada iki katılım durumunun
farklı yapılarına dikkat çekmek isteriz. Oy verme, sürekliliği olmayan,
bir bakıma olağan dışı bir olgudur. Onun için oyun yönü de dahil genelde
kadınların bu konuda önemli bir özgürlük alanı da vardır. Halbuki sivil
toplum kuruluşları süreklidir ve ev dışında faaliyeti zorunlu kılar. Bu
nedenle bir çok yerel merkezimizde kadınların sivil toplum
örgütlenmeleri çok azdır, faaliyetleri kısıtlıdır. Bu kuruluşlar
hakkındaki bilginin azlığı da buna bağlı olabilir.
Kadınlar yerel yönetimde kendilerinin temsil olunması
gerektiğini erkeklerden daha fazla düşünmektedirler. Yerel yönetimlerin
hizmet alanları özel yaşama daha yakındır. Belediyelerin temel
hizmetlerinin (yol, su, elektrik gibi) yaygın kullanıcıları kadınlardır.
Bu hizmetlerin aksamasından en çok onlar rahatsız olur. Ayrıca, bu
yakınlık onların siyasi karar alma süreçlerine katkı sağlamasını
kolaylaştırabilir. Sosyo-ekonomik statü ve eğitim seviyesi arttıkça
kadın temsiliyetinin gerekliliğine inanan kadın ve erkeklerin sayıları
artmakla birlikte kadın ve erkekler arasındaki görüş farkı
korunmaktadır. Kendi destekledikleri parti olmasa da kadın sorunlarına
duyarlı bir partiye oy verme oranı kadınlarda erkeklere nazaran daha
fazladır. Kadınlar kendi sorunlarının halli için kimi zaman siyasal
tercihlerinde değişiklik yapabilmektedirler. Sosyo-ekonomik statü ve
eğitim söz konusu partilere oy verme oranını arttıran faktörlerdir.

Kadınların siyasete girmesinin önündeki engeller olarak
erkekler sırasıyla kadının ilgisizliğini, pasifliğini ve siyasetin erkek
egemen bir alan olmasını görürlerken kadınlar için sıralama ilgisizlik,
siyasetin erkek egemen olması ve pasiflik olarak ortaya çıkıyor. Bu
açıdan kadınlar siyasetin erkek egemen bir alan olmasını siyasete
girmedeki en önemli engellerden biri olarak görürken erkekler özellikle
kadınların kendilerinden kaynaklanan engellerin daha güçlü olduğunu
düşünmektedirler. Kadının temel görevinin annelik ve ev işleri
olduğundan dolayı siyasete giremediklerini düşünen kadınların oranı
erkeklerden daha fazladır. Kadınların sosyo-ekonomik statü ve eğitim
seviyeleri arttıkça siyasete girmenin önündeki engellin ev işleri ve
annelik olduğunu düşünenlerin oranı azalırken siyasetin erkek egemen
olduğunu söyleyenlerin sayısı artmaktadır.

Kadınların ¼’ ü siyasete girmek isterken, çalışan
kadınlar çalışmayanlara göre daha çok siyasete katılmak istemekte ve
siyasete ilgi düzeyleri artmaktadır. Kadınların %10,4’ü eğitimi siyasete
girmek için bir ön koşul olarak görmektedirler. Eğitim düzeyi artıkça
kadınların oy kullanma oranı düşmektedir. Kadınlar arasında en çok oy
kullananlar okuma yazma bilmeyenlerle üniversite mezunlarıdır. En çok
lise ve üniversite mezunları siyasete girmek isterken sırasıyla 15-24,
25-34 ve 35-44 yaş grubundaki kadınlar siyasete girmek istediklerini
belirtmişlerdir. Bu veriler ileriye yönelik önemli bir umut ışığı olarak
değerlendirilebilir ve özellikle genç kadınların ‘kadınlar siyasete
katılmamalı’ önyargısını kırma eğiliminde olduğunu düşünülebilir.
SONUÇ
Kadın-erkek eşitliğinin toplumsal, ekonomik ve siyasal
alanda sağlanmasının başlıca koşulu eğitim düzeyinin arttırılmasıdır.
Kadın-erkek ilişkilerinde eşitlikçi tutumların geliştirilmesinde,
kadınların kamusal alanda daha fazla yer almasının sağlanmasında,
çalışma hayatında iş olanaklarının arttırılmasında ve aile içinde kadına
karşı baskıcı davranışların önlenmesinde kadınların eğitimi son derece
önemlidir. Araştırma bulgularından da görüleceği gibi eğitim, kadının
kendi statüsünü iyileştirmesini, sorunlarına dair duyarlılığının
artmasını ve bilinçlenmesini sağlamaktadır. Eğitim kadının toplumsal
hayatta güçlendirilmesinin ön koşuludur. Yaygın ve örgün eğitim
imkanlarının arttırılması ve kadınların ihtiyaçlarına göre
şekillendirilmesi kadınlara yönelik politikaların geliştirilmesinde
öncelik teşkil etmelidir.
Kadın erkek eşitliğinin sağlanmasında şüphesiz kadının
aile içindeki ikincil statüsünün ortadan kaldırılması gerekmektedir.
Aile ilişkilerinde erkek egemen tutumlar kadını özel alanla
kısıtlamakta, kadınlık rollerini annelik ve ev kadınlığı ile
sınırlamakta ve aile içinde eşitsizlikle sonuçlanmaktadır. Aile içi
gelirin ağırlıklı olarak erkek tarafından sağlanması hem kadının erkeğe
bağımlılığını arttırmakta hem de erkek egemenliğini pekiştiren
tutumların yaygınlaşmasına neden olmaktadır.
Trabzon’daki kadınların büyük kısmı ev kadınıdır. Bir
kısmı gelire ihtiyaç duymadığı için, bir kısmı eşleri izin vermedigi
için bir kısmı ise iş bulamadıkları için çalışmamaktadır. Özellikle lise
mezunu kadınların oranının yüksek olduğu göz önüne alındığında söz
konusu kadınlara yönelik mesleki eğitim imkanları sunulması bunların iş
gücüne daha çok katılmaları sağlayacaktır. Trabzon’da kadınların
erkeklere nazaran daha eşitlikçi tutum ve davranışlar sergiledikleri de
görülmüştür. Kadınlar eğitim olanaklarının arttırılması, mesleki
eğitimin çeşitlendirilmesi ve erişilebilirliğinin kolaylaştırılması ile
aile içinde ve toplumda statülerini iyileştirebileceklerdir.
Karadeniz bölgesinde evlilik dışı ilişkilerin
hoşgörüldüğüne ilişkin stereotipler yaygındır. Ancak Trabzon’daki
erkeklerin büyük çoğunluğu erkeklerin eşlerini aldatmalarını
onaylamamaktadırlar. Bu da aslında erkeklerin evlilik dışı ilişkileri
meşrulaştırma eğilimlerinin düşük olduğunun ve özellikle eşlerine karşı
sadakat konusunda duyarlı olduklarının göstergesidir.
Kadınların kamusal alana katılımının ve temsiliyetinin
en önemli gereklerinden biri kadının siyasete aktif katılımının
arttırılmasıdır. Trabzon’da kadınların, kadınlara yönelik sivil toplum
faaliyetlerinden düşük seviyede haberdar oldukları dolayısıyla gerekli
katılımı sağlayamadıkları görülmektedir. Sivil toplum kuruluşları
erişimi kolay ve kadın temsiliyetinin sağlanmasında daha duyarlı
örgütlerdir. Bu açıdan kadınların sivil toplum faaliyetine
katılmalarının en azından STK’lardan yararlanmalarının teşvik edilmesi
gereklidir.
Aynı şekilde siyasete aktif katılım kadınlar arasında
yaygın değildir. Kadınların siyasete ilgisizliği ve pasifliği aslında
sadece kadınların kendilerinden değil siyasetin erkek egemen bir alan
olmasından ve kadınların özellikle aile içi rolleri ile çatışmasından
kaynaklanmaktadır. Ancak Trabzon’da özellikle genç kadınlar arasında
yaygın olan siyasete ilgi ve katılma isteği değerlendirilmesi gereken
bir potansiyeldir.
Kadın-erkek eşitliğinin sağlanmasında ve kadının insan
haklarının korunmasına yönelik politikaların geliştirilmesinde devlet,
yerel yönetimler ve sivil toplum işbirliği son derece önemlidir. Bu
işbirliğinde ihtiyaç, talep ve öncelik alanlarının ortaklaşa
belirlenmesi çözüme yönelik politikaların üretilmesi ile
sonuçlanacaktır. Bu açıdan yerel yönetimlerin sürece aktif katılımı
gerek hizmet sağlama olanaklarının çeşitliliği gerekse
erişilebilirliklerinin yüksek olmasından dolayı şarttır.
|