Dünya Kadınlar Günü  Gender-UNblog  Yasal Altyapı   Bülten   English     Anasayfa                 İletişim

Daha İyi Bir Gelecek İçin
"Önce Kadınlar ve Kız Çocukları"

 Yerel yönetimler ve STK'ların kadın hakları konusunda kapasite artırımına yönelik ortak program

 

Program hedefleri ve ihtiyaçlarının belirlenmesine yardımcı olunmak amacıyla altı ilde kamuoyu yoklaması yapıldı


Kamuoyu araştırmalarının sonuçlarını Prof. Dr. Ayşe Ayata değerlendirdi

Şanlıurfa

Türkiye’de kadınlar toplumsal hayatın her alanında, eğitimde, siyasette ve istihdamda toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılığa maruz kalmaktadırlar. Kadınlık rollerinin daha çok özel alanda tanımlanması, kadına atfedilen annelik ve ev kadınlığı rollerinin önplana çıkması, bu rollerin gerek kadınlar gerekse de erkekler tarafından içselleştirilmiş olması, kadınların eğitim düzeylerinin erkeklerden daha düşük olması, çalışma hayatında gereğinden az yer almaları ve siyasete aktif katılımlarının ve temsiliyetlerinin düşük olması bu ayrımcılığın artmasındaki önemli sebeplerdir.

Türkiye’de kadın sorununa duyarlı ve bu sorunu çözmeye yönelik politikaların üretilmesinde devletin, yerel yönetimlerin, karar vericilerin ve uygulayıcıların, sivil toplum kuruluşlarının ve vatandaşların birlikte katılımı ve işbirliği vazgeçilmez bir önkoşuldur. Söz konusu politikaların çözüme yönelik, etkin ve gerçekçi olabilmesi ve uygulanabilirliği ancak kadınların ihtiyaç, talep ve öncelik alanlarının belirlenmesi ile mümkündür. Bu amaçla Şanlıurfa ilinde gerçekleştirilen araştırma aile, eğitim, istihdam, yerel hizmetlerden yararlanma ile toplumsal ve siyasal katılımdaki sorunların genel hatlarını belirlemek üzere yapılmıştır. Araştırma sonuçları öncelikler, sorunlar ve talepler anlamında hem Şanlıurfalı kadınların bakış açısını ortaya koymakta hem de bu konularda erkeklerin durum, tutum ve kanaatlerinin anlaşılmasını sağlamaktadır. 

Araştırmanın örnekleminin %70’ini kadınlar %30’unu erkekler oluşturmaktadır. Örneklemde yer alan erkeklerin %52,7’si alt sosyo-ekonomik statüde, %40,1’i orta sosyo-ekonomik statüde, %7,2’si üst sosyoekonomik statüdedir. Kadınların ise %58,8’i alt sosyo-ekonomik statüde, %36,1’i orta sosyo-ekonomik statüde, %5,2’si üst sosyoekonomik statüdedir. Eğitim durumu açısından erkeklerin %10,2’si okur yazar değil, %3’ü okur-yazar, %36,5’i ilkokul mezunu, %13,2’si ortaokul mezunu, %21,6’sı lise mezunu ve %12’6’sı üniversite mezunudur. Kadınların ise %38,4’ü okur-yazar değil, %11,9’u okur-yazar, %24’ü ilkokul mezunu, %5,2’si ortaokul mezunu, %9,8’i lise mezunu ve %6,7’si üniversite mezunudur. Örneklemdeki erkeklerin %73,1’i, kadınların ise %17,3’ü çalışmaktadır.

  1. AİLE

 1.1.  Çocuk sayısı

Ailede her çocuğa eşit imkanların sağlanabilmesi ve eşit eğitim olanaklarının sunulması çocukların sosyalleşme sürecinde ve yetkin bireyler olarak yetişmelerinde büyük önem taşımaktadır. Bu açıdan her ailede ideal çocuk sayısı ihtiyaç ve talepleri karşılanabilen çocuklarla belirlenebilir. Şanlıurfa ilinde genelikle sahip olunan çocuk sayısı 4’ten fazladır. 4’ten fazla çocuk sahibi olanlar daha çok alt sosyo-ekonomik statüdeki kadın ve erkekler iken üst sosyo-ekonomik statüdeki kadınlar daha çok iki çocuk sahibidirler.

Eğitim düzeyi yükseldikçe sahip olunan çocuk sayısı düşmekle beraber özellikle okur yazar olmayan ve okur yazar kesimlerde çocuk sayısı 4 ve 4’ten fazladır. Tek çocuğa sahip olma sadece üniversite mezunu erkeklerde ve kadınlarda görülmektedir.

Kadın ve erkeklerin 1/3’üne yakını ideal çocuk sayısının 4’ten fazla olduğunu ifade etmişlerdir. 2 çocuğa sahip olma isteği erkeklerde kadınlara nazaran daha fazladır. Sosyo-ekonomik statü ve eğitim düzeyi arttıkça kadınlarda 4 ve 4’ten fazla çocuk sahibi olma isteği azalmaktadır.

Aynı eğitim düzeylerindeki kadın ve erkekler arasında ideal çocuk sayısı değişmektedir. Lise ve üniversite mezunu erkekler kadınlara oranla daha az sayıda çocuk sahibi olmak istemektedirler.

Çocukların çalışma yaşının 15 olduğunu bilen erkeklerin oranı kadınlardan daha fazladır. Bilgi düzeyinin en yüksek olduğu kesim orta sosyo-ekonomik statüdeki kadın ve erkeklerdir. Eğitim düzeyi arttıkça bilgi sahibi olanların sayısı da artmaktadır.

Ülkemizde ne yazık ki kız çocuklarının eğitimi erkek çocukların eğitimden daha düşük seviyedir. Özellikle maddi imkanları yetersiz olan ve eğitim seviyesi düşük olan ailelerde bir tercih yapma zorunluluğunda kalındığında erkek çocuklarının okutulmasına öncelik verilmektedir. Bu da geleceğin genç kadınlarının toplumsal, siyasal ve ekonomik hayatta erkeklere nazaran daha dezavantajlı bir konumda olmalarına neden olmaktadır. Şanlıurfa’da ailelerde çocuk sayısının genellikle 4’ten fazla olduğu göz önüne alındığında özellikle alt sosyo-ekonomik statüdekilerle eğitim düzeyi düşük olanların kız ve erkek çocukları arasında tercih yapmaları olasığının artacağı göz önünde bulundurulmalıdır.

Şanlıurfa’da kadın ve erkeklerin yaklaşık %85’i kız çocuklarını okula gönderdiklerini ifade etmişlerdir. Sosyo-ekonomik statü arttıkça kız çocuklarını okutanların sayısı artarken alt sosyo-ekonomik statüdeki kadın ve erkekler genel ortalamanın altında kalmaktadırlar. Kız çocuklarını okula göndermeyen kesim daha çok okur yazar olmayan kesimdir. Ancak üniversite mezunu erkeklerin %14,3’ü kız çocuklarını okula göndermemektedirler. Bu açıdan erkeklerin eğitim düzeyinin kız çocuklarının eğitiminin gerekliliğine inanmalarında belirleyeci olmadığını gösterirken üniversite mezunu kadınlarda bunun tam tersi söz konusudur. Kızların okula gönderilmeme nedenleri erkekler tarafından ekonomik nedenler ve eğitimlerine karşı olmaları ile açıklanırken kadınlar daha çok ekonomik zorluklardan dolayı gönderemediklerini ifade etmişlerdir. Kız çocukların eğitimi konusunda erkekler kadınlardan daha tutucu bir tavır sergilemektedirler. Erkeklerin 1/3’üne yakını kız çocuklarının eğitimine karşı iken kadınların %12,5’i karşıdır. Kız çocuklarının eğitimine karşı olma sadece okur yazar olmayan erkek ve kadınlar ile ilkokul mezunu erkeklerde görülmektedir.

1.2.  Aile Planlaması

Aile planlaması, kadın sağlığı ve dolayısıyla ana-çocuk sağlığı hakkında bilgi düzeyi, kadın ve çocukların fiziksel ve psikolojik sağlıkları açısından büyük önem taşımaktadır. Bilgi düzeylerinin yükseltilmesi ancak kullanılan bilgi kaynaklarının tespiti ve bunların çeşitlendirilmesi ile mümkündür.

Şanlıurfa’da aile planlaması ve kadın sağlığı konusunda bilgi edinmenin ana kaynağı  erkek ve kadınlar için sağlık kurumları ve personelidir. Kadınlar için ikinci kaynaklar aile üyeleri ve eşleri iken erkekler için kitle iletişim araçları ve arkadaşlarıdır. Her ne kadar kadınlar ağırlıklı olarak sağlık kurum ve personelinden bilgi alsalar da birincil ilişkilerin; özellikle aile ilişkilerinin kadınlar için bir bilgi kaynağı teşkil ettiğini söylemek mümkündür. Bu bilgilerin her zaman doğru ve sağlıklı bilgiler olmayacakları da altı çizilmesi gereken bir husustur.

Kadınların sosyo-ekonomik statüsü arttıkça kitle iletişim araçlarından ve aile üyelerinden bilgilenme oranları da artmakta, eşlerinden bilgi edinme oranları düşmektedir.Üst sosyo-ekonomik statüdeki erkekler  sağlık kurum ve personelinden daha fazla bilgilenmektedirler. Özellikle  ilkokul ve ortaokul mezunu kadın ve erkekler hastane ve sağlık ocaklarından bilgilenirken sağlık kurumlarından en az bilgilenen kesim üniversite mezunu kadın ve erkekler ile okur yazar olmayanlardır. Kadınlar, özellikle düşük eğitim ve gelir grubundaki kadınlar daha yüz yüze kaynakları tercih etmektedir. Bu açıdan genel bilgi verme yöntemlerinin yabancılaştırıcı bulunabildiği ve anlaşılmasının zor olduğu düşünülebilir.

Aile planlaması, kadın ve ana-çocuk sağlığı konusunda bilgi kaynaklarının çeşitlendirilmesi, bilgi kaynaklarına erişimin kolaylaştırılması, sunulan hizmetlerin farklı eğitim ve gelir seviyelerindeki kadın ve erkeklere göre yeniden gözden geçirilmesi şüphesiz kadın ve ana-çocuk sağlığı konusunda daha bilinçli bireylerin yetişmesine katkıda bulunacaktır.

2.3. Aile İçi İlişkiler

Aile içi ilişkilerin eşitlikçi olmasının temel göstergeleri arasında aileye ilişkin konularda ve aile gelirini ve kendi kazancını kontrol etmede birlikte karar vermek sayılabilir. Kadınların kendi gelirleri üzerinde kontrol sahibi olma oranları erkeklerinkinin yarısından azdır (K: %43,3, E: %91). Bu ailede ana geçim kaynağı sağlayanın genellikle erkekler olması ile açıklanabileceği gibi aynı zamanda bölgede yaygın olan erkek egemen kültürün bir sonucudur. Kadın gelir elde etmediğinde aile geliri üzerindeki kontrolü de azalmaktadır. Ancak Şanlıurfa’da çalışan kadınların bile yarısından azının kendi gelirleri üzerinde kontrol sahibi oldukları görülmektedir.

Orta sosyo-ekonomik statüdeki kadınlar gelirleri üzerinde en çok kontrole sahipken en az kontrol sahibi olanlar üst sosyo-ekonomik statüdeki kadınlardır. Kadınların eğitim düzeyi gelirlerini kontrol edebilmede belirleyici değildir. Zira lise mezunu kadınların %76,9’u gelirlerini kontrol ederken bu oran üniversite mezunu kadınlarda %41,7’dir. Ancak üniversite mezunu kadınlar lise mezunlarına oranla daha fazla eşleri ile birlikte kontrol sahibi olduklarını ifade etmişlerdir. Bu açıdan onların daha fazla eşitlikçi değerleri yansıttığını söyleyebiliriz.

Aileyi kimin geçindirmesi gerektiğine ilişkin tutumlara bakıldığında erkeklerin %91,6’sı sadece kendilerinin geçindirmesi gerektiğini söylerken kadınların ancak yarısı bu görüşe katılmaktadır (%55,7). Bu açıdan kadınlar erkeklere göre daha eşitlikçi bir tutum sergilemektedirler. Erkeklerin sadece %1,2’si beraber geçindirmenin gerekliliğine inanırken kadınların 1/5’i bu görüşü desteklemektedir.

Sosyo-ekonomik statü artıkça erkeğin evi geçindirmesi gereğini düşünen kadınların ve erkeklerin sayıları azalmakla beraber kadın ve erkekler arasındaki düşünce farkları belirginliğini korumaktadır. Örneğin üst sosyo ekonomik statüdeki kadınların %72,2’si beraber geçindirmeyi gerekli bulurken erkeklerin %33,3’ü bu görüşe katılmaktadır. Kadınların eğitim düzeyi arttıkça erkeğin evi geçindirmesi gerektiğini düşünenler azalmakta,  beraber geçindirmenin gereğine inanlar artmaktadır. Aynı tutum erkekler arasında da yaygın olmakla birlikte lise mezunu erkeklerin yarısından fazlası ve üniversite mezunlarının yarısına yakını sadece erkeğin geçindirmesi gerektiği vurgulamaktadır.

Eğitim seviyesinin yükselmesi kadınların daha eşitlikçi bir tutum sergilemelerini sağlarken, en üst eğitim seviyesindeki erkeklerin sadece ¼’ü ailenin beraber geçindirilmesi fikrini savunmaktadır. Buradan erkeklerin eğitim seviyelerinin artmasının mutlaka daha eşitlikçi bir anlayışa sahip olmalarıyla sonuçlanmadığını, ancak kadınlar için bunun tam aksinin söz konusu olduğunu söylemek mümkündür. Kadınların eğitim düzeyleri arttıkça kendi statülerini iyileştirme eğilimleri de artmaktadır. Söz konusu kadınların çalışma hayatında daha çok yer aldıkları ya da aileye maddi katkıda bulunacak potansiyele sahip oldukları düşünülebilir.

Mevcut duruma bakıldığında kadının aile gelirindeki payının erkeklere oranla daha az olduğu görülmektedir. Sosyo-ekonomik statü arttıkça sadece erkeğin aile geçimini sağlama oranı düşmekte ve birlikte geçindirme artmaktadır. Kadınların eğitim durumu yükseldikçe aileyi beraber geçindirme oranı da artmaktadır. Özellikle kadınların eğitim seviyelerinin yükseltilmesi iş bulma çeşitliliğini ve olanaklarını arttırarak, aile içinde daha eşitlikçi ilişkilerin oluşmasına katkıda bulunmaktadır. Kadınların ailede gelir kontrolü konusunda beraberliği daha çok savundukları göz önüne alındığında yeterli eğitim olanakları sağlanan kadınlar hem ailelerinin gelir düzeyinin, dolayısıyla refahının artmasını sağlamakta hem de ekonomik anlamda erkeğe bağımlılıklarını azaltarak aile içi karar almada daha etkin rol almaktadırlar.

2.4. Aile İçi Şiddet

Genelde şiddet özelde aile içi şiddet tüm toplumlarda son derece hassas ve incelenmesi zor bir konudur. Türk toplumunda aile mahremiyeti görüşünün oldukça yaygın olduğu göz önüne alındığında şiddet eylemlerinin içeriği, boyutu ve şiddet uygulayanların belirlenmesi daha zor hale gelmektedir. Önemli olan bir diğer husus da şiddet algısının çeşitliliği ve içeriğinin kadın ve erkekler arasında farklılaşmasıdır. 

Şanlıurfa’da aile içi şiddet konusunda kadın ve erkeklerin şiddet eylemi olarak algıladıkları en belirgin davranışlar, dayak, küfür ve tecavüzdür. Tecavüzün erkekler tarafından üçüncü, kadınlar tarafından ise dordüncü sırada bir şiddet eylemi olarak algılanması ilginç bir bulgudur. Aşağılamak ve azarlamak kadın ve erkekler için aynı derece şiddet içeren eylemlerdir. Ancak aile va arkadaşlarla görüşmeyi engellemek ile çalışmanın engellenmesinin şiddet eylemi olarak algılanma oranı kadın ve erkeklerde oldukça düşüktür. Yine de kadınlar bu tür engellemeleri erkeklerden daha çok bir şiddet eylemi olarak görmektedirler.

Kadınlar erkeklere oranla daha fazla şiddete maruz kaldıklarını ifade etmişlerdir. En çok şiddete maruz kaldıklarını söyleyen kadın ve erkekler alt sosyo-ekonomik statüdekilerdir. Üst sosyo-ekonomik statüdeki kadınların sadece %5,3’ü şiddete maruz kaldığını belirtmiştir. En çok şiddete maruz kalan kadınlar okuma yazma bilmeyenler iken en az maruz kalanlar üniversite mezunlarıdır.

Kadın ve erkeklere şiddet uygulayanlar farklılaşmaktadır. Kadına şiddet uygulayanlar sırasıyla eşi, anne–babası ve ağabey ve kardeşleridir. Kadınların %84,3’ünün şiddet uygulayanlar eşleridir. Erkeklerin şiddet gördükleri kişiler sırasıyla anne-baba, arkadaş, öğretmen ve patron olarak ortaya çıkmaktadır. Erkeklerde ebeveyn kaynaklı şiddete maruz kalma oranı %62,5’tir. Dikkat çeken nokta erkeklerin şidddet algısındaki tanımlanan rollerinin muhtemelen yine erkek kaynaklı olmasıdır. Bu kaynaklar erkeklerin genelikle arkadaşları ve patronları olan diğer erkeklerdir. Erkeklerin kamusal alandaki varlığının kadına oranla daha fazla olması ve erkeklere şiddet uygulayanların ağırlıklı olarak aile dışı bireyler olmasından dolayı erkeklere yönelik şiddetin daha çok özel alan dışında uygulandığı sonucunu çıkartmak mümkündür. Ancak kadınların aile içi şiddete maruz kalma oranları hem erkeklerinkinden daha yüksektir hem de aile içi şiddet kaynakları daha fazladır. Sosyo-ekonomik statü arttıkça kadınların eşlerinde şiddet görmeleri azalmakta ana-babalarından şiddet görmeleri artmaktadır.

Kadın ve erkekler arasında kadına karşı uygulanan şiddete ilişkin tutumlarda belirgin farklar mevcuttur. Kadınların %46,6’sı kadının şiddetin hiç bir koşulda hak etmediğini düşünürken erkeklerin %32,3’ü bu görüşe katılmaktadır. Kadına karşı şiddetin bazı durumlarda meşru olabileceğini düşünen erkeklerin oranı %25,7’si iken kadınlarda bu oran %14,4’tür. Yapılan başka çalışmalar başta sadakatsizlik olmak üzere eşin emirlerine karşı çıkma, cinsel ilişkiyi red etme, yemek yapmama ve çocuklara bakmamayı, şiddeti meşrulaştıran nedenler arasında göstermektedir.

Lise mezunu kadınların yaklaşık ¼’ü kadına uygulanan şiddeti meşrulaştırabilirken okur yazar ve ilkokul mezunu kadınlar arasında bu görüşün çok daha az yaygın olduğunu belirtmekte yarar vardır. Üniversite mezunu kadın ve erkekler arasında da tutum farkı belirgindir. Her ne kadar bu eğitim seviyesindekilerin çoğunluğu kadının şiddeti hiç bir koşulda  hak etmediğini düşünse de, bazı durumlarda şiddetin meşrulaştırma eğilimi erkeklerden kadınlardan daha yüksektir (E: %33,3; K: %8).

Şanlıurfa töre cinayetlerinin yaygın olduğu bir yöredir. Bu açıdan kadın ve erkeklerin töre cinayetlerine ilişkin tutumlarını belirlemek önemlidir. Erkeklerin %30,5’i kadınların ise %26,8’i töre gereği cezalandırmayı onaylamaktadır. Bu sayılar töre cinayetinin bir insanlık suçu olduğu görüşüne katılan erkek ve kadınların sayılarıyla doğru orantılıdır (E: 62,3; K: %72,2). Ancak yine de töre cinayetlerini bir insanlık suçu olarak değerlendirenlerin kendi ailelerinin namusuna ilişkin durumlarda daha gelenekler doğrultusunda düşündüklerini söylemek mümkündür.  Töre cinayetlerinin esas mağdurları kadınlar olduğu halde kadınların yaklaşık ¼’ünün buna onay vermesi geleneğin kadınlar arasında da yaygın olduğunun göstergesidir. Aynı zamanda kadınlar arasında çelişkili bir durum söz konusudur. Kadınlar mağdurlara karşı erkeklerden daha destekleyici bir tutum sergilemekle birlikte mağdur kadınları erkeklere oranla daha fazla dışlamaktadırlar. Erkeklerin %16,2’si aile namusunu zedeleyecek davranışta bulunan kadınlarla ilişkilerini keseceklerini belirtirken kadınların kadınların 1/5’ine yakını bu kadınlarla ilişkilerini keseceklerini ifade etmişlerdir. Sosyo-ekonomik statü artıkça töreye göre cezalandırmaya onay verenlerin sayısı azalmaktadır. Eğitim düzeylerine bakıldığında ortaya çelişkili bir durum çıkmaktadır. Üniversite mezunu kadın ve erkekler lise mezunlarına oranla daha fazla töreye göre cezalandırmayı onaylamaktadırlar. Töreye göre cezalandırmayı uygun görme eğilimi öncelikle 55-64 yaş ve daha sonra 45-54 yaş grubundaki kadın ve erkeklerde yaygındır. Bu yaş grubundakilerin cezanın karar vericileri olduğu göz önüne alındığında uygun görme oranların yüksek olması altı çizilmesi gereken bir husustur.

  1. İSTİHDAM

 2.1.  Çalışma/İşsizlik

Kadınların  işgücüne katılımları erkeklerden çok düşüktür. Erkeklerin %73’i çalışırken kadınların sadece %17,3’ü çalışmaktadır. Erkekler ve kadınlar arasında işsizliğinin sebepleri farklılaşmaktadır. Kadınların çalışmama sebepleri daha çok özel alana ilişkin iken erkekler iş ve işin niteliğine ilişkin sebeplerden  dolayı işsizliklerini açıklamaktadırlar. Kadınlar arasında en büyük çalışmama nedeni eşleri ve veya ailelerinin izin vermemesidir. Kadınların 1/3’üne yakını ailelerine ilişkin nedenlerden dolayı çalışmamaktadırlar. Kadınların işsizlik nedenlerinin biri de eğitim seviyelerinin düşük olmasının yanı sıra ailelerine bakmak zorunda olmalarıdır. Erkeklerin 1/3’ü iş bulamadıkları için işsiz olduklarını ifade etmişlerdir. Kadın ve erkeklerin istihdamlarındaki bu farklılıklar toplumda yaygın düzeyde yeralan kadının yerini özel alanda görme ve kadına ağırlıklı olarak aile içi roller atfetmenin bir sonucudur. Kadınlar tarafından ifade edilen işsizlik sebepleri gerek kendilerinin gerekse de ailelerinin kadınlık rollerine ilişkin sahip oldukları önyargılardan kaynaklanmaktadır.

Çalışma koşullarına ilişkin tutumlara gelindiğinde çalışan erkeklerin çalışma ortamından memnuniyetleri kadınlara göre daha fazladır. Kadınların sosyo-ekonomik statüleri ve eğitim düzeyleri arttıkça çalışma ortamlarından memnuniyetleri de artmaktadır. Çalışma ortamından en fazla memnun erkekler orta sosyo-ekonomik statüdeki erkeklerdir. Kadınların %59,7’si  işyerlerinde cinsiyete dayalı ayrımcılığa maruz kalmadıklarını belirtmeklerine rağmen %13,4’ü erkeklerden daha az ücret aldıklarını ifade etmişlerdir.

Kadınların çalışma hayatında daha çok yer almaları şüphesiz kadının erkeğe bağımlılığını azaltacak, toplumdaki statülerini iyileştirecek ve kadın erkek eşitliğinin sağlanmasını kolaylaştıracaktır.

2.2.  Mesleki eğitim

Mesleki eğitimin arttırılması kadınlar ve erkekler için yeni iş olanaklarının yaratılmasını sağlamaktadır. Özellikle kadınlar için mesleki eğitim kursları hem ev içi emeğin değerlendirilmesine katkıda bulunmakta hem de gelir sağlayıcı olanaklar yaratmaktadır.

Şanlıurfa’da kadınların %38’i erkeklerin ise %37,8’i mesleki eğitim istemektedirler. Mesleki eğitim almak isteyen kadınlar arasında biçki-dikiş-terzilik eğitimi ilk tercih olmakta bunu bilgisayar eğitimi izlemektedir. Kadınlar yaşlandıkça mesleki eğitim isteği azalmaktadır. Genç kadınların birinci tercihi bilgisayar öğrenmek iken (15-24 yaş grubu) ikinci olarak biçki-dikiş ve terzilik kursları istemektedirler (24-35 yaş grubu). Bu genç kadınların mesleki eğitimi hem çalışmak hem de dünyaya açılıp bilgi edinmek için istediklerini göstermektedir. Buna karşılık 25-34 yaş grubundakilerin tercihi ev kadınlığının mükemmeleştirilmesi ve ev ekonomisine yönelik olmaktadır.

Kadınların eğitim düzeyi arttıkça mesleki eğitim talepleri özellikle de bilgisayar kullanmayı öğrenme istekleri artmaktadır. Biçki-dikiş-terzilik en yaygın olarak okur yazar olmayan, okur yazar ve ilkokul mezunu kadınlar tarafından tercih edilmektedir. Alt eğitim seviyelerindeki kadınların talepleri ev içinde de yapılabilecek, geleneksel kadınlık rolleri ile çatışmayan ve aynı zamanda gelir üretebilecek mesleki eğitim çerçevesinde kalmaktadır. Söz konusu kadınların kendi temel bilgilerinin ancak buna yeteceğini düşündükleri de söylenebilir..

Mesleki eğitim almak isteyen erkeklerin ¼’ü en çok bilgisayar eğitimi almak istemektedirler.

Erkeklerin de eğitim düzeyi arttıkça mesleki eğitim talepleri de artmaktadır. En az talep edenler ilkokul mezunu ve okur yazar olmayan erkeklerdir. Bununla beraber okur yazar olanların ilk tercihi aşçılık ve garsonluktur. Lise ve üniversite mezunu erkekler en çok bilgisayar kursu talep etmektedirler. Erkekler arasında en çok mesleki eğitim kursu isteyenler 35-44 yaş grubundakilerdir. 15-24 yaş grubundaki genç erkekler arasında ise en çok tercih edilen bilgisayar kurslarıdır. Meslek eğitimi olanaklarının farklı yaş grupları ve eğitim düzeylerindeki kadın ve erkeklerin talepleri göz önüne alınarak sunulması, bunlardan faydalanma düzeyini de arttıracaktır.

  1. TOPLUMSAL VE SİYASAL KATILIM

Kadınların toplumsal ve siyasal yaşama katılımlarının arttırılması kadın erkek eşitliğinin sağlanmasına, kadınların ihtiyaç ve taleplerine duyarlı politikalar geliştirilmesine ve kadınların siyasette temsiliyetlerinin artmasına olanak sağlayacaktır. Bunun için öncelikli olarak ataerkil tutum ve davranışların yerine daha eşitlikçi tutum ve davranışların  yerleşmesi, erkek ve kadınların, kadın sorunu konusunda duyarlılık ve bilinç düzeylerinin artırılması gerekmektedir.

3.1.  Kadın Erkek Eşitliğine İlişkin Tutumlar

Kadın-erkek eşitliğinin sağlanmasının en önemli iki unsuru şüphesiz bu konudaki bilgi ve billinç düzeyinin arttırılması ve eşitlik doğrultusunda tutum ve davranışların geliştirilmesidir.  Şanlıurfa’da kadın ve erkek eşitliğinin anayasada güvence altına alındığı, kız ve erkek çocuklarının eşit miras hakkına sahip olduğu, kadın ve erkeklerin adil ücret ve sosyal güvenlik hakkına sahip olduğu  ağırlıklı olarak bilinmektedir. Ancak yasal haklar konusunda erkeklerin kadınlardan çok daha bilgili oldukları görülmektedir. Kadınların sosyo-ekonomik statüleri ve eğtim düzeyleri yükseldikçe söz konusu haklardan haberdarlıkları da artmaktadır.

Kadınların sahip oldukları yasal hakları yeterince kullandığını düşünen erkeklerin sayısı kadınlardan daha azdır (E: %37,1, K: %38,4). Orta sosyo-ekonomik statüdeki kadınlar  yasal haklarını alt sosyo-ekonomik statüdekilerden daha fazla kullandıklarını ifade etmişlerdir. Üst sosyo-ekonomik statüdeki erkeklerin sadece %8,3’ü kadınların yasal haklarından yeterince yararlandıklarını düşünürken kadınlarda bu oran %5’tir.

Eğitim durumuna bakıldığında yasal haklarından en az yararlandıklarını belirten kadınlar okur yazar olmayan kadınlar iken yeteri kadar yararlandıklarını düşünenler ilkokul, lise ve üniversite mezunu kadınlardır.

Yasal düzenlemelerin kadın erkek-eşitliğini sağlamak açısından yetersiz kaldığını ifade eden kadınların sayısının erkeklerden daha fazladır. Erkeklerin kadınların yasal haklarından yeteri kadar yararlanmadıklarını düşünenlerin sayısının daha fazla olduğu göz önüne alındığında kadınların yasal düzenlemelerden daha az memnun oldukları, erkeklerin ise kadınların kendi haklarından yararlanmadaki yetersizliğini vurguladıkları sonucunu çıkartmak mümkündür. Sosyo-ekonomik statü arttıkça yasaların yetersizliği savunan erkeklerin ve kadınların sayısı azalmaktadır. Üst sosyo-ekonomik statüdeki kadınların yarısı (%50) ve erkeklerin yarısından fazlası (%58,3) yasaların kadın-erkek eşitliğini sağlamada yetersiz kaldıklarını düşünmektedir. Yasaların yetersiz olduğunu en çok ifade eden kesim ise kadınlarda üniversite mezunları (%75) iken aynı eğitim seviyesindeki erkeklerin yarısından fazlası yasaların yeterli olduğu görüşündedir. Üniversite mezunları tüm eğitim gruplarında erkekler arasında yasalardan memnuniyetin en fazla olduğu kesimdir.

Kadın erkek eşitliğine ilişkin tutumlara bakıldığında geleneksel aile kalıplarına uygun düşünme kadınlar arasında erkeklerden daha yaygındır. Erkeklerin %57,5’i kadınların yerinin evi olduğunu düşünürken kadınlarda bu oran %62,4’tür. Ancak sosyo-ekonomik statü yükseldikçe kadınlar arasında ‘kadının yeri evidir’ düşüncesine katılma oranı azalmaktadır.  Üst sosyo-ekonomik statüdeki kadınların 1/5’i kadının yerinin evi olduğunu düşünmektedir. Söz konusu kadınların ağırlıklı olarak çalışan kadınlar olabileceği göz önüne alındığında çalışma yaşamına katılan kadınların kendi yerlerini kamusal alanda daha çok tanımladıklarını söylemek mümkündür. Eğitim düzeyi yükseldikçe kadınlar arasında ‘kadının yeri evidir’ düşüncesine katılma oranı (özellikle lise ve üniversite mezunu kadınlar arasında) oldukça  azalmakla beraber üniversite mezunu erkeklerin yarısından fazlası kadının yerinin evi olduğunu düşünmektedir. Buradan cinsiyet farklarının geleneksel rollerin korunmasında çok önemli olduğu; hatta eğitim gibi çağdaşlaşmayı ve kamu yaşamına katılımı arttıracak bir kurumun bile erkeklerin erkek egemen kalıpların dışına çıkabilmelerini çok kısıtlı düzeyde sağladığı görülmektedir.

Erkeğin eşini aldatmasının hoş karşılanmasının kadınlar arasında daha yaygın bir tutum olması ilgi çekidir. Kadınların yarısına yakını aldatmayı hoş karşılarken erkeklerin ancak 1/3’ü bunun hoş görülebileceğini ifade etmiştir. Aldatmayı en çok hoş gören kesim orta sosyo ekonomik statüdeki kadınlar iken en az hoş görenler üst sosyo-ekonomik statüdekilerdir.  Üst sosyo-ekonomik statüdeki erkeklerin diğerlerine oranla aldatmayı daha fazla onayladıkları görülmektedir. Kadınlarda eğitim düzeyi arttıkça aldatmayı onaylama azalsa da üniversite mezunu kadınların yarısının lise mezunlarının ise %59,5’inin  aldatmayı onaylamaları dikkat çekicidir.

Türkiye’de kadın sorunu olduğunu düşünen kadınların sayısı erkeklerden daha fazladır (K: %73,2, E: %61,1). Sosyo-ekonomik statüleri arttıkça kadınların bu düşünceye katılma oranları azalmaktadır. Kadın sorunları olduğunu en çok düşünenler ilk ve orta okul mezunu olan kadın ve erkeklerdir. Buradan hareketle sosyo-ekonomik statüsü yüksek kadınların kadın sorunu konusunda daha az duyarlı olduklarını ve eğitim seviyesi düşük kadınlarda eşitsizliğe bağlı mağduriyetin daha fazla olabileceği için yüksek eğitimli kadınlardan daha çok kadın sorunu olduğunu düşündükleri sonucu çıkartılabilir.

Kadın erkek eşitliğine ilişkin tutum farklarında erkeklerin kadınlara kamusal alanda daha az destek verdikleri görülmektedir. Erkeklerin seçimlerde kadın adayları destekleme eğilimleri kadınlarınkinden daha azdır. Ancak sosyo-ekonomik statüleri arttıkça erkeklerin kadın adaylara verdikleri destek artmakta, kadınlarınki ise azalmaktadır. Üst sosyo-ekonomik statüdeki erkeklerin %91,7’si kadın adayları destekleyeceklerini söylerken kadınların sadece yarısı hemcinslerini destekleyeceklerini ifade etmektedirler. Eğitim düzeyine bakıldığında lise ve üniversite mezunu kadın ve erkeklerin ¾’üne yakını seçimlerde kadın adayları destekleyeceklerini ifade etmişlerdir.

3.2. Temel İhtiyaçların Karşılanması ve Kanaatler

Gerek kadınlar gerekse erkekler için en temel ihtiyaçlar sağlık ve eğitimdir. Doğrudan kadınlara yönelik ihtiyaçlar; yani kadına karşı şiddetin önlenmesi, ve sosyal güvenliklerinin sağlanması erkekler tarafından daha önemli bulunmaktadır. Buna karşılık kadınlar için kendilere iş ve meslek kazandırılması ile kadın erkek eşitliğinin sağlanmasını daha çok önemsemektedirler. Kadınlara iş ve meslek kazandırılması gereği düşüncesine en çok katılanlar üst sosyo-ekonomik statüdeki kadınlardır. Ancak bu kesimdeki erkeklerce en az desteklenen görüş de budur.

Farklı eğitim düzeylerindeki kadın ve erkeklerin görüşlerine bakıldığında özellikle kadınların ihtiyaçlarına yönelik tutumlarda belirgin farklar görülmektedir. Üniversite mezunu kadınların %96’sı kadınlara iş ve meslek kazandırılması gereğini vurgularken erkeklerde bu oran %76,2’dir. Aynı üst eğitim seviyesinde erkeklerin %85,7’si kadın erkek eşitliğinin sağlanmasını önemli görürken kadınlarda bu oran %96’dır.

Erkek ve kadınlar için temel ihtiyaçlar eğitim, sağlık ve kadın doktor ihtiyacıdır. Erkekler için diğer öncelikler sırasıyla okuma-yazma kursları, yaşlı bakım evleri ve kadın sağlığına yönelik hizmetlerin artırılmasıdır. Kadınlar için ise kadın sığınma evleri, yaşlı bakım evleri, kadınlara iş olanaklarının sağlanması ve okuma yazma kurslarıdır. Gerek erkekler gerekse de kadınlar için en az önem arz eden ihiyaçlar sosyo-kültürel faaliyetler ile ucuz kreş ve bakım evlerinin açılmasıdır.

3.3. Yerel Hizmetlerden Haberdarlık

Şanlıurfa’da kadınlar ve erkeklerin %18’i belediye ve valilikler tarafından kadınlara yönelik hizmetlerden haberdardırlar. En çok haberdar olanlar orta sosyo-ekonomik statüdeki kadınlar ile üst sosyo-ekonomik statüdeki erkeklerdir.

Kadınlara sunulan yerel hizmetler konusunda kadınlar sırasıyla en çok okur yazarlık kursları, meslek kursları ve ekonomik yardımlardan haberdardır. Erkekler arasında da aynı tip hizmetlerden haberdarlık görülmektedir. Kadın sığınma evleri ile kreş ve bakımevi olanakları konusunda erkeklerin kadınlara göre daha çok bilgi sahibi olmaları ilginç bir bulgudur. Alt sosyo-ekonomik statüdeki kadınlar ağırlıklı olarak okur yazarlık ve meslek kurslarından haberdarken erkekler bunların yanında ekonomik yardımlardan (kadınların aksine) haberdardırlar. Yerel hizmetlerin gerek kadınların gündelik sorunlarını gidermede kolaylık sağlayabileceği gerekse de okuma-yazma ve meslek kursları ile kadının statüsünü iyileştirebileceği göz önüne alındığında söz konusu hizmetler konusunda kadınların bilgilendirilmesi ve ilgilerinin arttırılması büyük önem taşımaktadır.

Belediyelere başvuran erkeklerin sayısı kadınlardan daha fazla olmakla birlikte erkeklerin %19,2’si kadınların ise %13,7’si belediyelere başvurduklarını ifade etmişlerdir. Erkeklerin kamu yaşamına katılmaya, dilekçe vermeye, iş takip etmeye daha alışık olduğunu göz önüne alırsak erkeklerin bu işleri niye daha çok takip ettiği anlaşılabilir. Ayrıca ülkemizde genelde gayrimenkul sahibi ve belediyede hak sahibi erkektir. Erkeklerde sonuç alma oranı kadınlardan daha yüksektir. Belediyeye başvuru en çok üst sosyo-ekonomik statüdeki kadın ve erkeklerde görülmektedir.

Belediyelerin kadınlara yeterli hizmet verdiklerini düşünen erkeklerin sayısı kadınlardan daha fazladır. Sosyo ekonomik statü yükseldikçe yeterli hizmet aldıklarını düşünen erkeklerin sayısı artarken üst sosyo-ekonomik statüdeki kadınlar en az hizmet aldıklarını düşünenlerdir.

3.4. Sağlık Hizmetlerinden Yararlanma

Şanlıurfa’da erkekler kadınlardan daha fazla sağlık hizmetlerinden yararlandıklarını ifade etmişlerdir. Sosyo-ekonomik statü ve eğitim arttıkça sağlık hizmetlerinden yararlanma oranı her iki grupta da artmaktadır. Kadınlar ve erkekler yeterli sağlık hizmeti alınamasının en önemli sebebini sosyal güvencelerinin olmaması olarak belirtmektedirler. Her iki kesimde diğer sebepler  tedavi ücretlerinin yüksek ve sağlık kurumlarının kalabalık olmasıdır. Sağlık hizmetlerinden yeterince yararlanılamamasının temel sebeplerinin işsizlik ve ekonomik zorluklar olduğu altı çizilmesi gereken bir husustur.

Kadın ve erkeklerde sosyo-ekonomik statü yükseldikçe ve eğitim düzeyi arttıkça sosyal güvenceye sahip olma oranı artmakta, yeterli sağlık hizmeti alamama sebepleri olarak hastanelerin kalabalıklığı ile hizmet kalitesinin yetersizliği ön plana çıkmaktadır.

3.5. Siyasal Davranış

Kadının kamu yaşamına açılmasında karar alıcı organlarda yer almasının önemi büyüktür. Böylelikle hem kadınların güçlendirilmesi, hem yerel ve genel hizmetlerden yararlanmaları ve hem de onlara yön vermeleri mümkün olacaktır. Bu çerçevenin bazı önemli yönlerine dikkat çekmek isteriz. Birincisi Türkiye’de siyasi katılım genelde yüksektir ve bu araştırma da bunu doğrulamaktadır.  Kadınlar arasında da oy verme oranı erkeklere göre yüksekken (%86,6) kadınların katılımının diğer bir aracı olan sivil toplum kuruluşlarından haberdarlığı çok düşüktür (%25,9). Burada iki katılım durumunun farklı yapılarına dikkat çekmek isteriz. Oy verme, sürekliliği olmayan bir bakıma olağan dışı bir olgudur. Bu nedenle oyun yönü de dahil genelde kadınların bu konuda önemli bir özgürlük alanı da vardır. Halbuki sivil toplum kuruluşları süreklidir ve ev dışında faaliyeti zorunlu kılar. Bu nedenle bir çok yerel merkezimizde kadınların sivil toplum örgütlenmeleri çok azdır ve faaliyetleri kısıtlıdır. Bu kuruluşlar hakkındaki bilginin azlığı da buna bağlı olabilir. Şalıurfa’da kadınların sadece %7’si illerindeki kadın örgütlerinden haberdarken  bunların isimlerini ancak ¼’ü bilmektedir.

Erkekler yerel yönetimde kadınların daha çok temsil olunması gerektiğini kadınlardan daha fazla düşünmektedirler (E: %58,7, K: %52,6). Yerel yönetimlerin hizmet alanları özel yaşama daha yakındır. Belediyelerin temel hizmetlerinin (yol, su, elektrik gibi) yaygın kullanıcıları kadınlardır. Bu hizmetlerin aksamasından en çok onlar rahatsız olur. Ayrıca, bu yakınlık onların siyasi karar alma süreçlerine katkı vermesini kolaylaştırabilir.  Bu açıdan yerel yönetimlerde kadınların temsil edilmesi gerekliliğine inancın kadınlar arasında arttırılması gereklidir. Sosyo ekonomik statü ve eğitim seviyesi arttıkça kadın temsiliyetinin gerekliliğine inanan kadın ve erkeklerin sayıları artmakla birlikte buna en çok inananlar lise mezunu kadın ve erkeklerdir.

Kendi destekledikleri parti olmasa da kadın sorunlarına duyarlı bir partiye oy verme oranı erkeklerde kadınlara nazaran daha fazladır (E: %48,5, K: %47,7). Özellikle alt ve orta sosyo-ekonomik statüdeki kadınlar kendi sorunlarının halli için kimi zaman siyasal tercihlerinde değişiklik yapabilmektedirler. Lise ve üniversite mezunu kadın ve erkeklere bakıldığında erkeklerin kadınlara oranla siyasal tercihlerinde daha fazla değişiklik yapabildikleri görülmektedir. Üniversite mezunu erkeklerin kadın soruna duyarlı partilere oy verme eğilimi %75 iken kadınların %52’si siyasal tercihlerinde değişiklik yapabileceklerini ifade etmişlerdir. 

Kadınların siyasete girmesinin önündeki engeller olarak erkekler sırasıyla kadının eğitimsizliğini, pasifliğini ve siyasetin erkek egemen bir alan olmasını görürlerken kadınlar için sıralama siyasetin erkek egemen bir alan olması, kadınların eğitimsizliği ve kadınların pasifliği şeklindedir. Bu açıdan kadınlar siyasetin erkek egemen bir alan olmasını siyasete girmedeki en önemli engel olarak görürken erkekler özellikle kadınların kendilerinden kaynaklanan engellerin daha güçlü olduğunu düşünmektedirler.  Kadının temel görevinin annelik ve ev işleri olmasından dolayı siyasete giremediklerini düşünen erkeklerin sayısı kadınlarınkinden daha fazladır. Kadınların sosyo-ekonomik statüleri yükseldikçe siyasete girmenin önündeki engelin ev işleri ve annelik olduğunu düşünenlerin oranı artmaktadır. Üniversite mezunu erkek ve kadınlar en önemli engelerin kadınların eğtimsizlği ve siyasete olan ilgisizlikler olduğu görüşündedirler.

Kadınların 1/5’i  siyasete girmek isterken, siyasete girmeyi en çok isteyenler üniversite mezunu kadınlardır. Siyasetten hoşlanmadığı ifade eden kadınlar daha çok okur yazar ve ortaokul mezunu kadınlardır. Siyasete girme isteği en çok 15-24 yaş grubundaki genç kadınlar arasında yaygındır. Siyasetten en az hoşlanan kesim ise 65 yaş ve üzerindekilerdir.

Oy kullanma ve siyasete girme isteği çalışan kadınlarda çalışmayanlara oranla daha fazladır.

Bu verileri ileriye yönelik önemli bir umut ışığı olarak görebilir ve gençlerin “kadınlar siyasete katılmamalı” önyargısını kırma eğiliminde olduğunu düşünebiliriz.

SONUÇ

Kadın-erkek eşitliğinin toplumsal, ekonomik ve siyasal alanda sağlanmasının başlıca koşulu eğitim düzeyinin arttırılmasıdır. Kadın-erkek ilişkilerinde eşitlikçi tutumların geliştirilmesinde, kadınların kamusal alanda daha fazla yer almasının sağlanmasında, çalışma hayatında iş olanaklarının arttırılmasında ve aile içinde kadına karşı baskıcı davranışların önlenmesinde kadınların eğitimi son derece önemlidir. Araştırma bulgularından da görüleceği gibi eğitim, kadının kendi statüsünü iyileştirmesini, sorunlarına dair duyarlılığının artmasını ve bilinçlenmesini sağlamaktadır. Eğitim kadının toplumsal hayatta güçlendirilmesinin önkoşuludur. Yaygın ve örgün eğitim imkanlarının arttırılması ve kadınların ihtiyaçlarına göre şekillendirilmesi, kadınlara yönelik politikaların geliştirilmesinde öncelik teşkil etmelidir.

Kadın erkek eşitliğinin sağlanmasında şüphesiz kadının aile içindeki ikincil statüsünün ortadan kaldırılması gerekmektedir. Aile ilişkilerinde erkek egemen tutumlar kadını özel alanla kısıtlamakta, kadınlık rollerini annelik ve ev kadınlığı ile sınırlamakta ve aile içinde eşitsizlikle sonuçlanmaktadır. Aile içi gelirin ağırlıklı olarak erkek tarafından sağlanması hem kadının erkeğe bağımlılığını arttırmakta hem de erkek egemenliğini pekiştiren tutumların yaygınlaşmasına neden olmaktadır. Erkek egemen kültürün aile içinde son derece yaygın olması kadınların işgücüne katılımlarını da kısıtlamaktadır. Kadın işsizliğinin en önemli nedenin eşlerin veya ebeveynlerin izin vermemesi olduğu göz önüne alındığında geleneksel kadınlık rollerinin içselleştirilmesinin kadını kamusal alandan dışlanması ile sonuçlandığını görmek mümkündür.

Şanlıurfa’da yaygın olan töreye göre cezalandırma kadınların ikincil statüsünü güçlendirmekte ve kadın erkek eşitliğinin sağlanmasının önünde engel teşkil etmektedir. Töre cinayetleri en temel insan hakkı olan yaşama hakkının ihlalidir. Bu tür cezalandırmaların kadınlar tarafından, özellikle anneler tarafından onaylanması genç kadınların eşitlik algısı üzerinde son derece olumsuz bir etkiye sebep olacaktır. Eğitim seviyesinin yükseltilmesi hiç şüphesiz töreye göre cezalandırma eğilimlerini azaltacaktır.

Kadınların kamusal alana katılımının ve temsiliyetinin en önemli gereklerinden biri kadının siyasete aktif katılımının arttırılmasıdır. Şanlıurfa’da kadınların, kadınlara yönelik sivil toplum faaliyetlerinden düşük seviyede haberdar oldukları, dolayısıyla gerekli katılımı sağlayamadıkları görülmektedir. Sivil toplum kuruluşları erişimi kolay ve kadın temsiliyetinin sağlanmasında daha duyarlı örgütlerdir. Bu açıdan kadınların sivil toplum faaliyetine katılmalarının ve en azından STK’lardan yararlanmalarının teşvik edilmesi gereklidir.

Aynı şekilde siyasete aktif katılım kadınlar arasında yaygın değildir. Kadınların siyasete ilgisizliği ve pasifliği aslında sadece kadınların kendilerinden değil siyasetin erkek egemen bir alan olmasından ve kadınların özellikle aile içi rolleri ile çatışmasından kaynaklanmaktadır. Ancak ilde özellikle genç kadınlar arasında yaygın olan siyasete ilgi ve katılma isteği değerlendirilmesi gereken bir potansiyeldir.

Kadın-erkek eşitliğinin sağlanmasında ve kadının insan haklarının korunmasına yönelik politikaların geliştirilmesinde devlet, yerel yönetimler ve sivil toplum işbirliği son derece önemlidir. Bu işbirliğinde ihtiyaç, talep ve öncelik alanlarının ortaklaşa belirlenmesi çözüme yönelik politikaların üretilmesi ile sonuçlanacaktır. Bu açıdan yerel yönetimlerin sürece aktif katılımı gerek hizmet sağlama olanaklarının çeşitliliği gerekse erişilebilirliklerinin yüksek olmasından dolayı şarttır.

 
 
Kamuoyu yoklamaları
Türkiye'de kadın olmak

Basın
Odası
Fotoğraf galerisi
Faaliyetler
Eğitim
Diğer BM projeleri

İzmir

 Kars

Nevşehir

Şanlıurfa

Trabzon

 Van

Genel değerlendirme