|
Kamuoyu araştırmalarının sonuçlarını Prof. Dr. Ayşe
Ayata değerlendirdi
Şanlıurfa
Türkiye’de kadınlar toplumsal hayatın her alanında,
eğitimde, siyasette ve istihdamda toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılığa
maruz kalmaktadırlar. Kadınlık rollerinin daha çok özel alanda
tanımlanması, kadına atfedilen annelik ve ev kadınlığı rollerinin
önplana çıkması, bu rollerin gerek kadınlar gerekse de erkekler
tarafından içselleştirilmiş olması, kadınların eğitim düzeylerinin
erkeklerden daha düşük olması, çalışma hayatında gereğinden az yer
almaları ve siyasete aktif katılımlarının ve temsiliyetlerinin düşük
olması bu ayrımcılığın artmasındaki önemli sebeplerdir.
Türkiye’de kadın sorununa duyarlı ve bu sorunu çözmeye
yönelik politikaların üretilmesinde devletin, yerel yönetimlerin, karar
vericilerin ve uygulayıcıların, sivil toplum kuruluşlarının ve
vatandaşların birlikte katılımı ve işbirliği vazgeçilmez bir önkoşuldur.
Söz konusu politikaların çözüme yönelik, etkin ve gerçekçi olabilmesi ve
uygulanabilirliği ancak kadınların ihtiyaç, talep ve öncelik alanlarının
belirlenmesi ile mümkündür. Bu amaçla Şanlıurfa ilinde gerçekleştirilen
araştırma aile, eğitim, istihdam, yerel hizmetlerden yararlanma ile
toplumsal ve siyasal katılımdaki sorunların genel hatlarını belirlemek
üzere yapılmıştır. Araştırma sonuçları öncelikler, sorunlar ve talepler
anlamında hem Şanlıurfalı kadınların bakış açısını ortaya koymakta hem
de bu konularda erkeklerin durum, tutum ve kanaatlerinin anlaşılmasını
sağlamaktadır.
Araştırmanın örnekleminin %70’ini kadınlar %30’unu
erkekler oluşturmaktadır. Örneklemde yer alan erkeklerin %52,7’si alt
sosyo-ekonomik statüde, %40,1’i orta sosyo-ekonomik statüde, %7,2’si üst
sosyoekonomik statüdedir. Kadınların ise %58,8’i alt sosyo-ekonomik
statüde, %36,1’i orta sosyo-ekonomik statüde, %5,2’si üst sosyoekonomik
statüdedir. Eğitim durumu açısından erkeklerin %10,2’si okur
yazar değil, %3’ü okur-yazar,
%36,5’i ilkokul mezunu, %13,2’si ortaokul mezunu, %21,6’sı lise mezunu
ve %12’6’sı üniversite mezunudur. Kadınların ise %38,4’ü okur-yazar
değil, %11,9’u okur-yazar,
%24’ü ilkokul mezunu, %5,2’si ortaokul mezunu, %9,8’i lise mezunu ve
%6,7’si üniversite mezunudur. Örneklemdeki erkeklerin %73,1’i,
kadınların ise %17,3’ü çalışmaktadır.
-
AİLE
1.1.
Çocuk sayısı
Ailede her çocuğa eşit imkanların sağlanabilmesi ve eşit
eğitim olanaklarının sunulması çocukların sosyalleşme sürecinde ve
yetkin bireyler olarak yetişmelerinde büyük önem taşımaktadır. Bu açıdan
her ailede ideal çocuk sayısı ihtiyaç ve talepleri karşılanabilen
çocuklarla belirlenebilir. Şanlıurfa ilinde genelikle sahip olunan çocuk
sayısı 4’ten fazladır. 4’ten fazla çocuk sahibi olanlar daha çok alt
sosyo-ekonomik statüdeki kadın ve erkekler iken üst sosyo-ekonomik
statüdeki kadınlar daha çok iki çocuk sahibidirler.
Eğitim düzeyi yükseldikçe sahip olunan çocuk sayısı
düşmekle beraber özellikle okur yazar olmayan ve okur yazar kesimlerde
çocuk sayısı 4 ve 4’ten fazladır. Tek çocuğa sahip olma sadece
üniversite mezunu erkeklerde ve kadınlarda görülmektedir.
Kadın ve erkeklerin 1/3’üne yakını ideal çocuk sayısının
4’ten fazla olduğunu ifade etmişlerdir. 2 çocuğa sahip olma isteği
erkeklerde kadınlara nazaran daha fazladır. Sosyo-ekonomik statü ve
eğitim düzeyi arttıkça kadınlarda 4 ve 4’ten fazla çocuk sahibi olma
isteği azalmaktadır.
Aynı eğitim düzeylerindeki kadın ve erkekler arasında
ideal çocuk sayısı değişmektedir. Lise ve üniversite mezunu erkekler
kadınlara oranla daha az sayıda çocuk sahibi olmak istemektedirler.
Çocukların çalışma yaşının 15 olduğunu bilen erkeklerin
oranı kadınlardan daha fazladır. Bilgi düzeyinin en yüksek olduğu kesim
orta sosyo-ekonomik statüdeki kadın ve erkeklerdir. Eğitim düzeyi
arttıkça bilgi sahibi olanların sayısı da artmaktadır.
Ülkemizde ne yazık ki kız çocuklarının eğitimi erkek
çocukların eğitimden daha düşük seviyedir. Özellikle maddi imkanları
yetersiz olan ve eğitim seviyesi düşük olan ailelerde bir tercih yapma
zorunluluğunda kalındığında erkek çocuklarının okutulmasına öncelik
verilmektedir. Bu da geleceğin genç kadınlarının toplumsal, siyasal ve
ekonomik hayatta erkeklere nazaran daha dezavantajlı bir konumda
olmalarına neden olmaktadır. Şanlıurfa’da ailelerde çocuk sayısının
genellikle 4’ten fazla olduğu göz önüne alındığında özellikle alt
sosyo-ekonomik statüdekilerle eğitim düzeyi düşük olanların kız ve erkek
çocukları arasında tercih yapmaları olasığının artacağı göz önünde
bulundurulmalıdır.
Şanlıurfa’da kadın ve erkeklerin yaklaşık %85’i kız
çocuklarını okula gönderdiklerini ifade etmişlerdir. Sosyo-ekonomik
statü arttıkça kız çocuklarını okutanların sayısı artarken alt
sosyo-ekonomik statüdeki kadın ve erkekler genel ortalamanın altında
kalmaktadırlar. Kız çocuklarını okula göndermeyen kesim daha çok okur
yazar olmayan kesimdir. Ancak üniversite mezunu erkeklerin %14,3’ü kız
çocuklarını okula göndermemektedirler. Bu açıdan erkeklerin eğitim
düzeyinin kız çocuklarının eğitiminin gerekliliğine inanmalarında
belirleyeci olmadığını gösterirken üniversite mezunu kadınlarda bunun
tam tersi söz konusudur. Kızların okula gönderilmeme nedenleri erkekler
tarafından ekonomik nedenler ve eğitimlerine karşı olmaları ile
açıklanırken kadınlar daha çok ekonomik zorluklardan dolayı
gönderemediklerini ifade etmişlerdir. Kız çocukların eğitimi konusunda
erkekler kadınlardan daha tutucu bir tavır sergilemektedirler.
Erkeklerin 1/3’üne yakını kız çocuklarının eğitimine karşı iken
kadınların %12,5’i karşıdır. Kız çocuklarının eğitimine karşı olma
sadece okur yazar olmayan erkek ve kadınlar ile ilkokul mezunu
erkeklerde görülmektedir.
1.2.
Aile
Planlaması
Aile planlaması, kadın sağlığı ve dolayısıyla ana-çocuk
sağlığı hakkında bilgi düzeyi, kadın ve çocukların fiziksel ve
psikolojik sağlıkları açısından büyük önem taşımaktadır. Bilgi
düzeylerinin yükseltilmesi ancak kullanılan bilgi kaynaklarının tespiti
ve bunların çeşitlendirilmesi ile mümkündür.
Şanlıurfa’da aile planlaması ve kadın sağlığı konusunda
bilgi edinmenin ana kaynağı erkek ve kadınlar için sağlık kurumları ve
personelidir. Kadınlar için ikinci kaynaklar aile üyeleri ve eşleri iken
erkekler için kitle iletişim araçları ve arkadaşlarıdır. Her ne kadar
kadınlar ağırlıklı olarak sağlık kurum ve personelinden bilgi alsalar da
birincil ilişkilerin; özellikle aile ilişkilerinin kadınlar için bir
bilgi kaynağı teşkil ettiğini söylemek mümkündür. Bu bilgilerin her
zaman doğru ve sağlıklı bilgiler olmayacakları da altı çizilmesi gereken
bir husustur.
Kadınların sosyo-ekonomik statüsü arttıkça kitle
iletişim araçlarından ve aile üyelerinden bilgilenme oranları da
artmakta, eşlerinden bilgi edinme oranları düşmektedir.Üst
sosyo-ekonomik statüdeki erkekler sağlık kurum ve personelinden daha
fazla bilgilenmektedirler. Özellikle ilkokul ve ortaokul mezunu kadın
ve erkekler hastane ve sağlık ocaklarından bilgilenirken sağlık
kurumlarından en az bilgilenen kesim üniversite mezunu kadın ve erkekler
ile okur yazar olmayanlardır. Kadınlar, özellikle düşük eğitim ve gelir
grubundaki kadınlar daha yüz yüze kaynakları tercih etmektedir. Bu
açıdan genel bilgi verme yöntemlerinin yabancılaştırıcı bulunabildiği ve
anlaşılmasının zor olduğu düşünülebilir.
Aile planlaması, kadın ve ana-çocuk sağlığı konusunda
bilgi kaynaklarının çeşitlendirilmesi, bilgi kaynaklarına erişimin
kolaylaştırılması, sunulan hizmetlerin farklı eğitim ve gelir
seviyelerindeki kadın ve erkeklere göre yeniden gözden geçirilmesi
şüphesiz kadın ve ana-çocuk sağlığı konusunda daha bilinçli bireylerin
yetişmesine katkıda bulunacaktır.
2.3. Aile İçi İlişkiler
Aile içi ilişkilerin eşitlikçi olmasının temel
göstergeleri arasında aileye ilişkin konularda ve aile gelirini ve kendi
kazancını kontrol etmede birlikte karar vermek sayılabilir. Kadınların
kendi gelirleri üzerinde kontrol sahibi olma oranları erkeklerinkinin
yarısından azdır (K: %43,3, E: %91). Bu ailede ana geçim kaynağı
sağlayanın genellikle erkekler olması ile açıklanabileceği gibi aynı
zamanda bölgede yaygın olan erkek egemen kültürün bir sonucudur. Kadın
gelir elde etmediğinde aile geliri üzerindeki kontrolü de azalmaktadır.
Ancak Şanlıurfa’da çalışan kadınların bile yarısından azının kendi
gelirleri üzerinde kontrol sahibi oldukları görülmektedir.
Orta sosyo-ekonomik statüdeki kadınlar gelirleri
üzerinde en çok kontrole sahipken en az kontrol sahibi olanlar üst
sosyo-ekonomik statüdeki kadınlardır. Kadınların eğitim düzeyi
gelirlerini kontrol edebilmede belirleyici değildir. Zira lise mezunu
kadınların %76,9’u gelirlerini kontrol ederken bu oran üniversite mezunu
kadınlarda %41,7’dir. Ancak üniversite mezunu kadınlar lise mezunlarına
oranla daha fazla eşleri ile birlikte kontrol sahibi olduklarını ifade
etmişlerdir. Bu açıdan onların daha fazla eşitlikçi değerleri
yansıttığını söyleyebiliriz.
Aileyi kimin geçindirmesi gerektiğine ilişkin tutumlara
bakıldığında erkeklerin %91,6’sı sadece kendilerinin geçindirmesi
gerektiğini söylerken kadınların ancak yarısı bu görüşe katılmaktadır
(%55,7). Bu açıdan kadınlar erkeklere göre daha eşitlikçi bir tutum
sergilemektedirler. Erkeklerin sadece %1,2’si beraber geçindirmenin
gerekliliğine inanırken kadınların 1/5’i bu görüşü desteklemektedir.
Sosyo-ekonomik statü artıkça erkeğin evi geçindirmesi
gereğini düşünen kadınların ve erkeklerin sayıları azalmakla beraber
kadın ve erkekler arasındaki düşünce farkları belirginliğini
korumaktadır. Örneğin üst sosyo ekonomik statüdeki kadınların %72,2’si
beraber geçindirmeyi gerekli bulurken erkeklerin %33,3’ü bu görüşe
katılmaktadır. Kadınların eğitim düzeyi arttıkça erkeğin evi
geçindirmesi gerektiğini düşünenler azalmakta, beraber geçindirmenin
gereğine inanlar artmaktadır. Aynı tutum erkekler arasında da yaygın
olmakla birlikte lise mezunu erkeklerin yarısından fazlası ve üniversite
mezunlarının yarısına yakını sadece erkeğin geçindirmesi gerektiği
vurgulamaktadır.
Eğitim seviyesinin yükselmesi kadınların daha eşitlikçi
bir tutum sergilemelerini sağlarken, en üst eğitim seviyesindeki
erkeklerin sadece ¼’ü ailenin beraber geçindirilmesi fikrini
savunmaktadır. Buradan erkeklerin eğitim seviyelerinin artmasının
mutlaka daha eşitlikçi bir anlayışa sahip olmalarıyla sonuçlanmadığını,
ancak kadınlar için bunun tam aksinin söz konusu olduğunu söylemek
mümkündür. Kadınların eğitim düzeyleri arttıkça kendi statülerini
iyileştirme eğilimleri de artmaktadır. Söz konusu kadınların çalışma
hayatında daha çok yer aldıkları ya da aileye maddi katkıda bulunacak
potansiyele sahip oldukları düşünülebilir.
Mevcut duruma bakıldığında kadının aile gelirindeki
payının erkeklere oranla daha az olduğu görülmektedir. Sosyo-ekonomik
statü arttıkça sadece erkeğin aile geçimini sağlama oranı düşmekte ve
birlikte geçindirme artmaktadır. Kadınların eğitim durumu yükseldikçe
aileyi beraber geçindirme oranı da artmaktadır. Özellikle kadınların
eğitim seviyelerinin yükseltilmesi iş bulma çeşitliliğini ve
olanaklarını arttırarak, aile içinde daha eşitlikçi ilişkilerin
oluşmasına katkıda bulunmaktadır. Kadınların ailede gelir kontrolü
konusunda beraberliği daha çok savundukları göz önüne alındığında
yeterli eğitim olanakları sağlanan kadınlar hem ailelerinin gelir
düzeyinin, dolayısıyla refahının artmasını sağlamakta hem de ekonomik
anlamda erkeğe bağımlılıklarını azaltarak aile içi karar almada daha
etkin rol almaktadırlar.
2.4. Aile İçi Şiddet
Genelde şiddet özelde aile içi şiddet tüm toplumlarda
son derece hassas ve incelenmesi zor bir konudur. Türk toplumunda aile
mahremiyeti görüşünün oldukça yaygın olduğu göz önüne alındığında şiddet
eylemlerinin içeriği, boyutu ve şiddet uygulayanların belirlenmesi daha
zor hale gelmektedir. Önemli olan bir diğer husus da şiddet algısının
çeşitliliği ve içeriğinin kadın ve erkekler arasında farklılaşmasıdır.
Şanlıurfa’da aile içi şiddet konusunda kadın ve
erkeklerin şiddet eylemi olarak algıladıkları en belirgin davranışlar,
dayak, küfür ve tecavüzdür. Tecavüzün erkekler tarafından üçüncü,
kadınlar tarafından ise dordüncü sırada bir şiddet eylemi olarak
algılanması ilginç bir bulgudur. Aşağılamak ve azarlamak kadın ve
erkekler için aynı derece şiddet içeren eylemlerdir. Ancak aile va
arkadaşlarla görüşmeyi engellemek ile çalışmanın engellenmesinin şiddet
eylemi olarak algılanma oranı kadın ve erkeklerde oldukça düşüktür. Yine
de kadınlar bu tür engellemeleri erkeklerden daha çok bir şiddet eylemi
olarak görmektedirler.
Kadınlar erkeklere oranla daha fazla şiddete maruz
kaldıklarını ifade etmişlerdir. En çok şiddete maruz kaldıklarını
söyleyen kadın ve erkekler alt sosyo-ekonomik statüdekilerdir. Üst
sosyo-ekonomik statüdeki kadınların sadece %5,3’ü şiddete maruz
kaldığını belirtmiştir. En çok şiddete maruz kalan kadınlar okuma yazma
bilmeyenler iken en az maruz kalanlar üniversite mezunlarıdır.
Kadın ve erkeklere şiddet uygulayanlar
farklılaşmaktadır. Kadına şiddet uygulayanlar sırasıyla eşi, anne–babası
ve ağabey ve kardeşleridir. Kadınların %84,3’ünün şiddet uygulayanlar
eşleridir. Erkeklerin şiddet gördükleri kişiler sırasıyla anne-baba,
arkadaş, öğretmen ve patron olarak ortaya çıkmaktadır. Erkeklerde
ebeveyn kaynaklı şiddete maruz kalma oranı %62,5’tir. Dikkat çeken nokta
erkeklerin şidddet algısındaki tanımlanan rollerinin muhtemelen yine
erkek kaynaklı olmasıdır. Bu kaynaklar erkeklerin genelikle arkadaşları
ve patronları olan diğer erkeklerdir. Erkeklerin kamusal alandaki
varlığının kadına oranla daha fazla olması ve erkeklere şiddet
uygulayanların ağırlıklı olarak aile dışı bireyler olmasından dolayı
erkeklere yönelik şiddetin daha çok özel alan dışında uygulandığı
sonucunu çıkartmak mümkündür. Ancak kadınların aile içi şiddete maruz
kalma oranları hem erkeklerinkinden daha yüksektir hem de aile içi
şiddet kaynakları daha fazladır. Sosyo-ekonomik statü arttıkça
kadınların eşlerinde şiddet görmeleri azalmakta ana-babalarından şiddet
görmeleri artmaktadır.

Kadın ve erkekler arasında kadına karşı uygulanan
şiddete ilişkin tutumlarda belirgin farklar mevcuttur. Kadınların
%46,6’sı kadının şiddetin hiç bir koşulda hak etmediğini düşünürken
erkeklerin %32,3’ü bu görüşe katılmaktadır. Kadına karşı şiddetin bazı
durumlarda meşru olabileceğini düşünen erkeklerin oranı %25,7’si iken
kadınlarda bu oran %14,4’tür. Yapılan başka çalışmalar başta
sadakatsizlik olmak üzere eşin emirlerine karşı çıkma, cinsel ilişkiyi
red etme, yemek yapmama ve çocuklara bakmamayı, şiddeti meşrulaştıran
nedenler arasında göstermektedir.
Lise mezunu kadınların yaklaşık ¼’ü kadına uygulanan
şiddeti meşrulaştırabilirken okur yazar ve ilkokul mezunu kadınlar
arasında bu görüşün çok daha az yaygın olduğunu belirtmekte yarar
vardır. Üniversite mezunu kadın ve erkekler arasında da tutum farkı
belirgindir. Her ne kadar bu eğitim seviyesindekilerin çoğunluğu kadının
şiddeti hiç bir koşulda hak etmediğini düşünse de, bazı durumlarda
şiddetin meşrulaştırma eğilimi erkeklerden kadınlardan daha yüksektir
(E: %33,3; K: %8).
Şanlıurfa töre cinayetlerinin yaygın olduğu bir yöredir.
Bu açıdan kadın ve erkeklerin töre cinayetlerine ilişkin tutumlarını
belirlemek önemlidir. Erkeklerin %30,5’i kadınların ise %26,8’i töre
gereği cezalandırmayı onaylamaktadır. Bu sayılar töre cinayetinin bir
insanlık suçu olduğu görüşüne katılan erkek ve kadınların sayılarıyla
doğru orantılıdır (E: 62,3; K: %72,2). Ancak yine de töre cinayetlerini
bir insanlık suçu olarak değerlendirenlerin kendi ailelerinin namusuna
ilişkin durumlarda daha gelenekler doğrultusunda düşündüklerini söylemek
mümkündür. Töre cinayetlerinin esas mağdurları kadınlar olduğu halde
kadınların yaklaşık ¼’ünün buna onay vermesi geleneğin kadınlar arasında
da yaygın olduğunun göstergesidir. Aynı zamanda kadınlar arasında
çelişkili bir durum söz konusudur. Kadınlar mağdurlara karşı erkeklerden
daha destekleyici bir tutum sergilemekle birlikte mağdur kadınları
erkeklere oranla daha fazla dışlamaktadırlar. Erkeklerin %16,2’si aile
namusunu zedeleyecek davranışta bulunan kadınlarla ilişkilerini
keseceklerini belirtirken kadınların kadınların 1/5’ine yakını bu
kadınlarla ilişkilerini keseceklerini ifade etmişlerdir. Sosyo-ekonomik
statü artıkça töreye göre cezalandırmaya onay verenlerin sayısı
azalmaktadır. Eğitim düzeylerine bakıldığında ortaya çelişkili bir durum
çıkmaktadır. Üniversite mezunu kadın ve erkekler lise mezunlarına oranla
daha fazla töreye göre cezalandırmayı onaylamaktadırlar. Töreye göre
cezalandırmayı uygun görme eğilimi öncelikle 55-64 yaş ve daha sonra
45-54 yaş grubundaki kadın ve erkeklerde yaygındır. Bu yaş
grubundakilerin cezanın karar vericileri olduğu göz önüne alındığında
uygun görme oranların yüksek olması altı çizilmesi gereken bir husustur.

-
İSTİHDAM
2.1.
Çalışma/İşsizlik
Kadınların işgücüne katılımları erkeklerden çok
düşüktür. Erkeklerin %73’i çalışırken kadınların sadece %17,3’ü
çalışmaktadır. Erkekler ve kadınlar arasında işsizliğinin sebepleri
farklılaşmaktadır. Kadınların çalışmama sebepleri daha çok özel alana
ilişkin iken erkekler iş ve işin niteliğine ilişkin sebeplerden dolayı
işsizliklerini açıklamaktadırlar. Kadınlar arasında en büyük çalışmama
nedeni eşleri ve veya ailelerinin izin vermemesidir. Kadınların 1/3’üne
yakını ailelerine ilişkin nedenlerden dolayı çalışmamaktadırlar.
Kadınların işsizlik nedenlerinin biri de eğitim seviyelerinin düşük
olmasının yanı sıra ailelerine bakmak zorunda olmalarıdır. Erkeklerin
1/3’ü iş bulamadıkları için işsiz olduklarını ifade etmişlerdir. Kadın
ve erkeklerin istihdamlarındaki bu farklılıklar toplumda yaygın düzeyde
yeralan kadının yerini özel alanda görme ve kadına ağırlıklı olarak aile
içi roller atfetmenin bir sonucudur. Kadınlar tarafından ifade edilen
işsizlik sebepleri gerek kendilerinin gerekse de ailelerinin kadınlık
rollerine ilişkin sahip oldukları önyargılardan kaynaklanmaktadır.
Çalışma koşullarına ilişkin tutumlara gelindiğinde çalışan erkeklerin
çalışma ortamından memnuniyetleri kadınlara göre daha fazladır.
Kadınların sosyo-ekonomik statüleri ve eğitim düzeyleri arttıkça çalışma
ortamlarından memnuniyetleri de artmaktadır. Çalışma ortamından en fazla
memnun erkekler orta sosyo-ekonomik statüdeki erkeklerdir. Kadınların
%59,7’si işyerlerinde cinsiyete dayalı ayrımcılığa maruz kalmadıklarını
belirtmeklerine rağmen %13,4’ü erkeklerden daha az ücret aldıklarını
ifade etmişlerdir.
Kadınların çalışma hayatında daha çok yer almaları
şüphesiz kadının erkeğe bağımlılığını azaltacak, toplumdaki statülerini
iyileştirecek ve kadın erkek eşitliğinin sağlanmasını
kolaylaştıracaktır.

2.2.
Mesleki
eğitim
Mesleki eğitimin arttırılması kadınlar ve erkekler için
yeni iş olanaklarının yaratılmasını sağlamaktadır. Özellikle kadınlar
için mesleki eğitim kursları hem ev içi emeğin değerlendirilmesine
katkıda bulunmakta hem de gelir sağlayıcı olanaklar yaratmaktadır.
Şanlıurfa’da kadınların %38’i erkeklerin ise %37,8’i
mesleki eğitim istemektedirler. Mesleki eğitim almak isteyen kadınlar
arasında biçki-dikiş-terzilik eğitimi ilk tercih olmakta bunu bilgisayar
eğitimi izlemektedir. Kadınlar yaşlandıkça mesleki eğitim isteği
azalmaktadır. Genç kadınların birinci tercihi bilgisayar öğrenmek iken
(15-24 yaş grubu) ikinci olarak biçki-dikiş ve terzilik kursları
istemektedirler (24-35 yaş grubu). Bu genç kadınların mesleki eğitimi
hem çalışmak hem de dünyaya açılıp bilgi edinmek için istediklerini
göstermektedir. Buna karşılık 25-34 yaş grubundakilerin tercihi ev
kadınlığının mükemmeleştirilmesi ve ev ekonomisine yönelik olmaktadır.
Kadınların eğitim düzeyi arttıkça mesleki eğitim
talepleri özellikle de bilgisayar kullanmayı öğrenme istekleri
artmaktadır. Biçki-dikiş-terzilik en yaygın olarak okur yazar olmayan,
okur yazar ve ilkokul mezunu kadınlar tarafından tercih edilmektedir.
Alt eğitim seviyelerindeki kadınların talepleri ev içinde de
yapılabilecek, geleneksel kadınlık rolleri ile çatışmayan ve aynı
zamanda gelir üretebilecek mesleki eğitim çerçevesinde kalmaktadır. Söz
konusu kadınların kendi temel bilgilerinin ancak buna yeteceğini
düşündükleri de söylenebilir..
Mesleki eğitim almak isteyen erkeklerin ¼’ü en çok
bilgisayar eğitimi almak istemektedirler.
Erkeklerin de eğitim düzeyi arttıkça mesleki eğitim
talepleri de artmaktadır. En az talep edenler ilkokul mezunu ve okur
yazar olmayan erkeklerdir. Bununla beraber okur yazar olanların ilk
tercihi aşçılık ve garsonluktur. Lise ve üniversite mezunu erkekler en
çok bilgisayar kursu talep etmektedirler. Erkekler arasında en çok
mesleki eğitim kursu isteyenler 35-44 yaş grubundakilerdir. 15-24 yaş
grubundaki genç erkekler arasında ise en çok tercih edilen bilgisayar
kurslarıdır. Meslek eğitimi olanaklarının farklı yaş grupları ve eğitim
düzeylerindeki kadın ve erkeklerin talepleri göz önüne alınarak
sunulması, bunlardan faydalanma düzeyini de arttıracaktır.
-
TOPLUMSAL VE SİYASAL KATILIM
Kadınların
toplumsal ve siyasal yaşama katılımlarının arttırılması kadın erkek
eşitliğinin sağlanmasına, kadınların ihtiyaç ve taleplerine duyarlı
politikalar geliştirilmesine ve kadınların siyasette temsiliyetlerinin
artmasına olanak sağlayacaktır. Bunun için öncelikli olarak ataerkil
tutum ve davranışların yerine daha eşitlikçi tutum ve davranışların
yerleşmesi, erkek ve kadınların,
kadın sorunu konusunda duyarlılık ve bilinç düzeylerinin artırılması
gerekmektedir.
3.1.
Kadın Erkek
Eşitliğine İlişkin Tutumlar
Kadın-erkek eşitliğinin sağlanmasının en önemli iki
unsuru şüphesiz bu konudaki bilgi ve billinç düzeyinin arttırılması ve
eşitlik doğrultusunda tutum ve davranışların geliştirilmesidir.
Şanlıurfa’da kadın ve erkek eşitliğinin anayasada güvence altına
alındığı, kız ve erkek çocuklarının eşit miras hakkına sahip olduğu,
kadın ve erkeklerin adil ücret ve sosyal güvenlik hakkına sahip olduğu
ağırlıklı olarak bilinmektedir. Ancak yasal haklar konusunda erkeklerin
kadınlardan çok daha bilgili oldukları görülmektedir. Kadınların
sosyo-ekonomik statüleri ve eğtim düzeyleri yükseldikçe söz konusu
haklardan haberdarlıkları da artmaktadır.
Kadınların sahip oldukları yasal hakları yeterince
kullandığını düşünen erkeklerin sayısı kadınlardan daha azdır (E: %37,1,
K: %38,4). Orta sosyo-ekonomik statüdeki kadınlar yasal haklarını alt
sosyo-ekonomik statüdekilerden daha fazla kullandıklarını ifade
etmişlerdir. Üst sosyo-ekonomik statüdeki erkeklerin sadece %8,3’ü
kadınların yasal haklarından yeterince yararlandıklarını düşünürken
kadınlarda bu oran %5’tir.
Eğitim durumuna bakıldığında yasal haklarından en az
yararlandıklarını belirten kadınlar okur yazar olmayan kadınlar iken
yeteri kadar yararlandıklarını düşünenler ilkokul, lise ve üniversite
mezunu kadınlardır.
Yasal düzenlemelerin kadın erkek-eşitliğini sağlamak
açısından yetersiz kaldığını ifade eden kadınların sayısının erkeklerden
daha fazladır. Erkeklerin kadınların yasal haklarından yeteri kadar
yararlanmadıklarını düşünenlerin sayısının daha fazla olduğu göz önüne
alındığında kadınların yasal düzenlemelerden daha az memnun oldukları,
erkeklerin ise kadınların kendi haklarından yararlanmadaki
yetersizliğini vurguladıkları sonucunu çıkartmak mümkündür.
Sosyo-ekonomik statü arttıkça yasaların yetersizliği savunan erkeklerin
ve kadınların sayısı azalmaktadır. Üst sosyo-ekonomik statüdeki
kadınların yarısı (%50) ve erkeklerin yarısından fazlası (%58,3)
yasaların kadın-erkek eşitliğini sağlamada yetersiz kaldıklarını
düşünmektedir. Yasaların yetersiz olduğunu en çok ifade eden kesim ise
kadınlarda üniversite mezunları (%75) iken aynı eğitim seviyesindeki
erkeklerin yarısından fazlası yasaların yeterli olduğu görüşündedir.
Üniversite mezunları tüm eğitim gruplarında erkekler arasında yasalardan
memnuniyetin en fazla olduğu kesimdir.
Kadın erkek eşitliğine ilişkin tutumlara bakıldığında
geleneksel aile kalıplarına uygun düşünme kadınlar arasında erkeklerden
daha yaygındır. Erkeklerin %57,5’i kadınların yerinin evi olduğunu
düşünürken kadınlarda bu oran %62,4’tür. Ancak sosyo-ekonomik statü
yükseldikçe kadınlar arasında ‘kadının yeri evidir’ düşüncesine katılma
oranı azalmaktadır. Üst sosyo-ekonomik statüdeki kadınların 1/5’i
kadının yerinin evi olduğunu düşünmektedir. Söz konusu kadınların
ağırlıklı olarak çalışan kadınlar olabileceği göz önüne alındığında
çalışma yaşamına katılan kadınların kendi yerlerini kamusal alanda daha
çok tanımladıklarını söylemek mümkündür. Eğitim düzeyi yükseldikçe
kadınlar arasında ‘kadının yeri evidir’ düşüncesine katılma oranı
(özellikle lise ve üniversite mezunu kadınlar arasında) oldukça
azalmakla beraber üniversite mezunu erkeklerin yarısından fazlası
kadının yerinin evi olduğunu düşünmektedir. Buradan cinsiyet farklarının
geleneksel rollerin korunmasında çok önemli olduğu; hatta eğitim gibi
çağdaşlaşmayı ve kamu yaşamına katılımı arttıracak bir kurumun bile
erkeklerin erkek egemen kalıpların dışına çıkabilmelerini çok kısıtlı
düzeyde sağladığı görülmektedir.

Erkeğin eşini aldatmasının hoş karşılanmasının kadınlar
arasında daha yaygın bir tutum olması ilgi çekidir. Kadınların yarısına
yakını aldatmayı hoş karşılarken erkeklerin ancak 1/3’ü bunun hoş
görülebileceğini ifade etmiştir. Aldatmayı en çok hoş gören kesim orta
sosyo ekonomik statüdeki kadınlar iken en az hoş görenler üst
sosyo-ekonomik statüdekilerdir. Üst sosyo-ekonomik statüdeki erkeklerin
diğerlerine oranla aldatmayı daha fazla onayladıkları görülmektedir.
Kadınlarda eğitim düzeyi arttıkça aldatmayı onaylama azalsa da
üniversite mezunu kadınların yarısının lise mezunlarının ise %59,5’inin
aldatmayı onaylamaları dikkat çekicidir.
Türkiye’de kadın sorunu olduğunu düşünen kadınların
sayısı erkeklerden daha fazladır (K: %73,2, E: %61,1). Sosyo-ekonomik
statüleri arttıkça kadınların bu düşünceye katılma oranları
azalmaktadır. Kadın sorunları olduğunu en çok düşünenler ilk ve orta
okul mezunu olan kadın ve erkeklerdir. Buradan hareketle sosyo-ekonomik
statüsü yüksek kadınların kadın sorunu konusunda daha az duyarlı
olduklarını ve eğitim seviyesi düşük kadınlarda eşitsizliğe bağlı
mağduriyetin daha fazla olabileceği için yüksek eğitimli kadınlardan
daha çok kadın sorunu olduğunu düşündükleri sonucu çıkartılabilir.
Kadın erkek eşitliğine ilişkin tutum farklarında
erkeklerin kadınlara kamusal alanda daha az destek verdikleri
görülmektedir. Erkeklerin seçimlerde kadın adayları destekleme
eğilimleri kadınlarınkinden daha azdır. Ancak sosyo-ekonomik statüleri
arttıkça erkeklerin kadın adaylara verdikleri destek artmakta,
kadınlarınki ise azalmaktadır. Üst sosyo-ekonomik statüdeki erkeklerin
%91,7’si kadın adayları destekleyeceklerini söylerken kadınların sadece
yarısı hemcinslerini destekleyeceklerini ifade etmektedirler. Eğitim
düzeyine bakıldığında lise ve üniversite mezunu kadın ve erkeklerin
¾’üne yakını seçimlerde kadın adayları destekleyeceklerini ifade
etmişlerdir.
3.2. Temel İhtiyaçların Karşılanması ve Kanaatler
Gerek kadınlar gerekse erkekler için en temel ihtiyaçlar
sağlık ve eğitimdir. Doğrudan kadınlara yönelik ihtiyaçlar; yani kadına
karşı şiddetin önlenmesi, ve sosyal güvenliklerinin sağlanması erkekler
tarafından daha önemli bulunmaktadır. Buna karşılık kadınlar için
kendilere iş ve meslek kazandırılması ile kadın erkek eşitliğinin
sağlanmasını daha çok önemsemektedirler. Kadınlara iş ve meslek
kazandırılması gereği düşüncesine en çok katılanlar üst sosyo-ekonomik
statüdeki kadınlardır. Ancak bu kesimdeki erkeklerce en az desteklenen
görüş de budur.
Farklı eğitim düzeylerindeki kadın ve erkeklerin
görüşlerine bakıldığında özellikle kadınların ihtiyaçlarına yönelik
tutumlarda belirgin farklar görülmektedir. Üniversite mezunu kadınların
%96’sı kadınlara iş ve meslek kazandırılması gereğini vurgularken
erkeklerde bu oran %76,2’dir. Aynı üst eğitim seviyesinde erkeklerin
%85,7’si kadın erkek eşitliğinin sağlanmasını önemli görürken kadınlarda
bu oran %96’dır.
Erkek ve kadınlar için temel ihtiyaçlar eğitim, sağlık
ve kadın doktor ihtiyacıdır. Erkekler için diğer öncelikler sırasıyla
okuma-yazma kursları, yaşlı bakım evleri ve kadın sağlığına yönelik
hizmetlerin artırılmasıdır. Kadınlar için ise kadın sığınma evleri,
yaşlı bakım evleri, kadınlara iş olanaklarının sağlanması ve okuma yazma
kurslarıdır. Gerek erkekler gerekse de kadınlar için en az önem arz eden
ihiyaçlar sosyo-kültürel faaliyetler ile ucuz kreş ve bakım evlerinin
açılmasıdır.
3.3. Yerel Hizmetlerden Haberdarlık
Şanlıurfa’da kadınlar ve erkeklerin %18’i belediye ve
valilikler tarafından kadınlara yönelik hizmetlerden haberdardırlar. En
çok haberdar olanlar orta sosyo-ekonomik statüdeki kadınlar ile üst
sosyo-ekonomik statüdeki erkeklerdir.

Kadınlara sunulan yerel hizmetler konusunda kadınlar
sırasıyla en çok okur yazarlık kursları, meslek kursları ve ekonomik
yardımlardan haberdardır. Erkekler arasında da aynı tip hizmetlerden
haberdarlık görülmektedir. Kadın sığınma evleri ile kreş ve bakımevi
olanakları konusunda erkeklerin kadınlara göre daha çok bilgi sahibi
olmaları ilginç bir bulgudur. Alt sosyo-ekonomik statüdeki kadınlar
ağırlıklı olarak okur yazarlık ve meslek kurslarından haberdarken
erkekler bunların yanında ekonomik yardımlardan (kadınların aksine)
haberdardırlar. Yerel hizmetlerin gerek kadınların gündelik sorunlarını
gidermede kolaylık sağlayabileceği gerekse de okuma-yazma ve meslek
kursları ile kadının statüsünü iyileştirebileceği göz önüne alındığında
söz konusu hizmetler konusunda kadınların bilgilendirilmesi ve
ilgilerinin arttırılması büyük önem taşımaktadır.
Belediyelere başvuran erkeklerin sayısı kadınlardan daha
fazla olmakla birlikte erkeklerin %19,2’si kadınların ise %13,7’si
belediyelere başvurduklarını ifade etmişlerdir. Erkeklerin kamu yaşamına
katılmaya, dilekçe vermeye, iş takip etmeye daha alışık olduğunu göz
önüne alırsak erkeklerin bu işleri niye daha çok takip ettiği
anlaşılabilir. Ayrıca ülkemizde genelde gayrimenkul sahibi ve belediyede
hak sahibi erkektir. Erkeklerde sonuç alma oranı kadınlardan daha
yüksektir. Belediyeye başvuru en çok üst sosyo-ekonomik
statüdeki kadın ve erkeklerde görülmektedir.
Belediyelerin kadınlara yeterli hizmet verdiklerini
düşünen erkeklerin sayısı kadınlardan daha fazladır. Sosyo ekonomik
statü yükseldikçe yeterli hizmet aldıklarını düşünen erkeklerin sayısı
artarken üst sosyo-ekonomik statüdeki kadınlar en az hizmet aldıklarını
düşünenlerdir.
3.4. Sağlık Hizmetlerinden Yararlanma
Şanlıurfa’da erkekler kadınlardan daha fazla sağlık
hizmetlerinden yararlandıklarını ifade etmişlerdir. Sosyo-ekonomik
statü ve eğitim arttıkça sağlık hizmetlerinden yararlanma oranı her iki
grupta da artmaktadır. Kadınlar ve erkekler yeterli sağlık hizmeti
alınamasının
en önemli sebebini sosyal güvencelerinin olmaması olarak
belirtmektedirler. Her iki kesimde diğer sebepler tedavi ücretlerinin
yüksek ve sağlık kurumlarının kalabalık olmasıdır. Sağlık hizmetlerinden
yeterince yararlanılamamasının temel sebeplerinin işsizlik ve ekonomik
zorluklar olduğu altı çizilmesi gereken bir husustur.
Kadın ve erkeklerde sosyo-ekonomik statü yükseldikçe ve
eğitim düzeyi arttıkça sosyal güvenceye sahip olma oranı artmakta,
yeterli sağlık hizmeti alamama sebepleri olarak hastanelerin
kalabalıklığı ile hizmet kalitesinin yetersizliği ön plana çıkmaktadır.
3.5. Siyasal Davranış
Kadının kamu yaşamına açılmasında karar alıcı organlarda
yer almasının önemi büyüktür. Böylelikle hem kadınların güçlendirilmesi,
hem yerel ve genel hizmetlerden yararlanmaları ve hem de onlara yön
vermeleri mümkün olacaktır. Bu çerçevenin bazı önemli yönlerine dikkat
çekmek isteriz. Birincisi Türkiye’de siyasi katılım genelde yüksektir ve
bu araştırma da bunu doğrulamaktadır. Kadınlar arasında da oy verme
oranı erkeklere göre yüksekken (%86,6) kadınların katılımının diğer bir
aracı olan sivil toplum kuruluşlarından haberdarlığı çok düşüktür
(%25,9). Burada iki katılım durumunun farklı yapılarına dikkat çekmek
isteriz. Oy verme, sürekliliği olmayan bir bakıma olağan dışı bir
olgudur. Bu nedenle oyun yönü de dahil genelde kadınların bu konuda
önemli bir özgürlük alanı da vardır. Halbuki sivil toplum kuruluşları
süreklidir ve ev dışında faaliyeti zorunlu kılar. Bu nedenle bir çok
yerel merkezimizde kadınların sivil toplum örgütlenmeleri çok azdır ve
faaliyetleri kısıtlıdır. Bu kuruluşlar hakkındaki bilginin azlığı da
buna bağlı olabilir. Şalıurfa’da kadınların sadece %7’si illerindeki
kadın örgütlerinden haberdarken bunların isimlerini ancak ¼’ü
bilmektedir.
Erkekler yerel yönetimde kadınların daha çok temsil
olunması gerektiğini kadınlardan daha fazla düşünmektedirler (E: %58,7,
K: %52,6). Yerel yönetimlerin hizmet alanları özel yaşama daha yakındır.
Belediyelerin temel hizmetlerinin (yol, su, elektrik gibi) yaygın
kullanıcıları kadınlardır. Bu hizmetlerin aksamasından en çok onlar
rahatsız olur. Ayrıca, bu yakınlık onların siyasi karar alma süreçlerine
katkı vermesini kolaylaştırabilir. Bu açıdan yerel yönetimlerde
kadınların temsil edilmesi gerekliliğine inancın kadınlar arasında
arttırılması gereklidir. Sosyo ekonomik statü ve eğitim seviyesi
arttıkça kadın temsiliyetinin gerekliliğine inanan kadın ve erkeklerin
sayıları artmakla birlikte buna en çok inananlar lise mezunu kadın ve
erkeklerdir.

Kendi destekledikleri parti olmasa da kadın sorunlarına
duyarlı bir partiye oy verme oranı erkeklerde kadınlara nazaran daha
fazladır (E: %48,5, K: %47,7). Özellikle alt ve orta sosyo-ekonomik
statüdeki kadınlar kendi sorunlarının halli için kimi zaman siyasal
tercihlerinde değişiklik yapabilmektedirler. Lise ve üniversite mezunu
kadın ve erkeklere bakıldığında erkeklerin kadınlara oranla siyasal
tercihlerinde daha fazla değişiklik yapabildikleri görülmektedir.
Üniversite mezunu erkeklerin kadın soruna duyarlı partilere oy verme
eğilimi %75 iken kadınların %52’si siyasal tercihlerinde değişiklik
yapabileceklerini ifade etmişlerdir.
Kadınların siyasete girmesinin önündeki engeller olarak
erkekler sırasıyla kadının eğitimsizliğini, pasifliğini ve siyasetin
erkek egemen bir alan olmasını
görürlerken kadınlar için sıralama siyasetin erkek egemen bir alan
olması, kadınların eğitimsizliği ve kadınların pasifliği şeklindedir. Bu
açıdan kadınlar siyasetin erkek egemen bir alan olmasını siyasete
girmedeki en önemli engel olarak görürken erkekler özellikle kadınların
kendilerinden kaynaklanan engellerin daha güçlü olduğunu
düşünmektedirler. Kadının temel görevinin annelik ve ev işleri
olmasından dolayı siyasete giremediklerini düşünen erkeklerin sayısı
kadınlarınkinden daha fazladır. Kadınların sosyo-ekonomik statüleri
yükseldikçe siyasete girmenin önündeki engelin ev işleri ve annelik
olduğunu düşünenlerin oranı artmaktadır. Üniversite mezunu erkek ve
kadınlar en önemli engelerin kadınların eğtimsizlği ve siyasete olan
ilgisizlikler olduğu görüşündedirler.

Kadınların 1/5’i siyasete girmek isterken, siyasete
girmeyi en çok isteyenler üniversite mezunu kadınlardır. Siyasetten
hoşlanmadığı ifade eden kadınlar daha çok okur yazar ve ortaokul mezunu
kadınlardır. Siyasete girme isteği en çok 15-24 yaş grubundaki genç
kadınlar arasında yaygındır. Siyasetten en az hoşlanan kesim ise 65 yaş
ve üzerindekilerdir.
Oy kullanma ve siyasete girme isteği çalışan kadınlarda
çalışmayanlara oranla daha fazladır.
Bu verileri ileriye yönelik önemli bir umut ışığı olarak
görebilir ve gençlerin “kadınlar siyasete katılmamalı” önyargısını kırma
eğiliminde olduğunu düşünebiliriz.
SONUÇ
Kadın-erkek eşitliğinin toplumsal, ekonomik ve siyasal
alanda sağlanmasının başlıca koşulu eğitim düzeyinin arttırılmasıdır.
Kadın-erkek ilişkilerinde eşitlikçi tutumların geliştirilmesinde,
kadınların kamusal alanda daha fazla yer almasının sağlanmasında,
çalışma hayatında iş olanaklarının arttırılmasında ve aile içinde kadına
karşı baskıcı davranışların önlenmesinde kadınların eğitimi son derece
önemlidir. Araştırma bulgularından da görüleceği gibi eğitim, kadının
kendi statüsünü iyileştirmesini, sorunlarına dair duyarlılığının
artmasını ve bilinçlenmesini sağlamaktadır. Eğitim kadının toplumsal
hayatta güçlendirilmesinin önkoşuludur. Yaygın ve örgün eğitim
imkanlarının arttırılması ve kadınların ihtiyaçlarına göre
şekillendirilmesi,
kadınlara yönelik politikaların geliştirilmesinde öncelik teşkil
etmelidir.
Kadın erkek eşitliğinin sağlanmasında şüphesiz kadının
aile içindeki ikincil statüsünün ortadan kaldırılması gerekmektedir.
Aile ilişkilerinde erkek egemen tutumlar kadını özel alanla
kısıtlamakta, kadınlık rollerini annelik ve ev kadınlığı ile
sınırlamakta ve aile içinde eşitsizlikle sonuçlanmaktadır. Aile içi
gelirin ağırlıklı olarak erkek tarafından sağlanması hem kadının erkeğe
bağımlılığını arttırmakta hem de erkek egemenliğini pekiştiren
tutumların yaygınlaşmasına neden olmaktadır. Erkek egemen kültürün aile
içinde son derece yaygın olması kadınların işgücüne katılımlarını da
kısıtlamaktadır. Kadın işsizliğinin en önemli nedenin eşlerin veya
ebeveynlerin izin vermemesi olduğu göz önüne alındığında geleneksel
kadınlık rollerinin içselleştirilmesinin kadını kamusal alandan
dışlanması ile sonuçlandığını görmek mümkündür.
Şanlıurfa’da yaygın olan töreye göre cezalandırma
kadınların ikincil statüsünü güçlendirmekte ve kadın erkek eşitliğinin
sağlanmasının önünde engel teşkil etmektedir. Töre cinayetleri en temel
insan hakkı olan yaşama hakkının ihlalidir. Bu tür cezalandırmaların
kadınlar tarafından, özellikle anneler tarafından onaylanması genç
kadınların eşitlik algısı üzerinde son derece olumsuz bir etkiye sebep
olacaktır. Eğitim seviyesinin yükseltilmesi hiç şüphesiz töreye göre
cezalandırma eğilimlerini azaltacaktır.
Kadınların kamusal alana katılımının ve temsiliyetinin
en önemli gereklerinden biri kadının siyasete aktif katılımının
arttırılmasıdır. Şanlıurfa’da kadınların, kadınlara yönelik sivil toplum
faaliyetlerinden düşük seviyede haberdar oldukları,
dolayısıyla gerekli katılımı sağlayamadıkları görülmektedir. Sivil
toplum kuruluşları erişimi kolay ve kadın temsiliyetinin sağlanmasında
daha duyarlı örgütlerdir. Bu açıdan kadınların sivil toplum faaliyetine
katılmalarının ve
en azından STK’lardan yararlanmalarının teşvik edilmesi
gereklidir.
Aynı şekilde siyasete aktif katılım kadınlar arasında
yaygın değildir. Kadınların siyasete ilgisizliği ve pasifliği aslında
sadece kadınların kendilerinden değil siyasetin erkek egemen bir alan
olmasından ve kadınların özellikle aile içi rolleri ile çatışmasından
kaynaklanmaktadır. Ancak ilde özellikle genç kadınlar arasında yaygın
olan siyasete ilgi ve katılma isteği değerlendirilmesi gereken bir
potansiyeldir.
Kadın-erkek eşitliğinin sağlanmasında ve kadının insan haklarının
korunmasına yönelik politikaların geliştirilmesinde devlet, yerel
yönetimler ve sivil toplum işbirliği son derece önemlidir. Bu
işbirliğinde ihtiyaç, talep ve öncelik alanlarının ortaklaşa
belirlenmesi çözüme yönelik politikaların üretilmesi ile
sonuçlanacaktır. Bu açıdan yerel yönetimlerin sürece aktif katılımı
gerek hizmet sağlama olanaklarının çeşitliliği gerekse
erişilebilirliklerinin yüksek olmasından dolayı şarttır.
|