Dünya Kadınlar Günü  Gender-UNblog  Yasal Altyapı   Bülten   English     Anasayfa                 İletişim

Daha İyi Bir Gelecek İçin
"Önce Kadınlar ve Kız Çocukları"

 Yerel yönetimler ve STK'ların kadın hakları konusunda kapasite artırımına yönelik ortak program

 

Program hedefleri ve ihtiyaçlarının belirlenmesine yardımcı olunmak amacıyla altı ilde kamuoyu yoklaması yapıldı


Kamuoyu araştırmalarının sonuçlarını Prof. Dr. Ayşe Ayata değerlendirdi

Van

Türkiye’de kadınlar toplumsal hayatın her alanında, eğitimde, siyasette ve istihdamda toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılığa maruz kalmaktadırlar. Kadınlık rollerinin daha çok özel alanda tanımlanması, kadına atfedilen annelik ve ev kadınlığı rollerinin önplana çıkması, bu rollerin gerek kadınlar gerekse de erkekler tarafından içselleştirilmiş olması, kadınların eğitim düzeylerinin erkeklerden daha düşük olması, çalışma hayatında gereğinden az yer almaları ve siyasete aktif katılımlarının ve temsiliyetlerinin düşük olması bu ayrımcılığın artmasındaki önemli sebeplerdir.

Türkiye’de kadın sorununa duyarlı ve bu sorunu çözmeye yönelik politikaların üretilmesinde devletin, yerel yönetimlerin, karar vericilerin ve uygulayıcıların, sivil toplum kuruluşlarının ve vatandaşların birlikte katılımı ve işbirliği vazgeçilmez bir ön koşuldur. Söz konusu politikaların çözüme yönelik, etkin ve gerçekçi olabilmesi ve uygulanabilirliği ancak kadınların ihtiyaç, talep ve öncelik alanlarının belirlenmesi ile mümkündür. Bu amaçla Van ilinde gerçekleştirilen araştırma aile, eğitim, istihdam, yerel hizmetlerden yararlanma ile toplumsal ve siyasal katılımdaki sorunların genel hatlarını belirlemek üzere yapılmıştır. Araştırma sonuçları öncelikler, sorunlar ve talepler anlamında hem Vanlı kadınların bakış açısını ortaya koymakta hem de bu konularda erkeklerin durum, tutum ve kanaatlerinin anlaşılmasını sağlamaktadır. 

Araştırmanın örnekleminin %70’ini kadınlar %30’unu erkekler oluşturmaktadır. Örneklemde yer alan erkeklerin %35,1’i alt sosyo-ekonomik statüde, %47’si orta sosyo-ekonomik statüde, %17,9’u üst sosyoekonomik statüdedir. Kadınların ise %44,62sı alt sosyo-ekonomik statüde, %38,8’i orta sosyo-ekonomik statüde, %16,6’sı üst sosyo-ekonomik statüdedir. Eğitim durumu açısından erkeklerin %5,2’si okur yazar değil, %0,7’si okur yazar, %22,4’ü ilkokul mezunu, %11,2’si ortaokul mezunu, %44,8’i lise mezunu ve %13,4’ü üniversite mezunudur. Kadınların ise %22,2’si okur yazar değil, %4,1’i okur yazar, %30,6’sı ilkokul mezunu, %6,7’si ortaokul mezunu, %21,3’ü lise mezunu ve %14,6’sı üniversite mezunudur. Örneklemdeki erkeklerin %57,5’i, kadınların ise %18,4’ü çalışmaktadır.

  1. AİLE

 1.1.  Çocuk sayısı

Ailede her çocuğa eşit imkanların sağlanabilmesi ve eşit eğitim olanaklarının sunulması çocukların sosyalleşme sürecinde ve yetkin bireyler olarak yetişmelerinde büyük önem taşımaktadır. Bu açıdan her ailede ideal çocuk sayısı, ihtiyaç ve talepleri karşılanabilen çocuklarla belirlenebilir. Van’da çok çocukluluk yaygındır. Çocuksuz kadın ve erkeklerin büyük bir çoğunluğu evli değildir. Bekarları dışlayarak baktığımızda 3 çocuk ve fazlası kadınların %66’sında ve erkeklerin %8.3’ünde görülmektedir. Bununla beraber, üst sosyo-ekonomik statülerde sahip olunan çocuk sayısı 2 iken alt sosyo-ekonomik statüde ve düşük eğitim gruplarında 4’ten fazladır. Eğitim ile çocuk sayısı arasında istatistiki olarak anlamlı bir tersine ilişki söz konusudur. Hiç bir üniversite mezunu kadınının üçten fazla çocuğu yoktur. Bu eğilim üst gelir gruplarında biraz değişmektedir. Bölgede gelir, sadece eğitimle açıklanamaz. Üst sosyo-ekonomik statüye sahip kadın ve erkeklerin bir kısmı, bölgenin niteliği gereği geleneksel rollerini korumaktadır. Örneğin toprağa dayalı zenginlik, aşiret reisliği gibi kurumlar çok çocuk sahipliğini özellikle erkek çocuk sahipliğini bir değer haline getirebilmektedir. Kadın ve erkekler çoğunlukla ideal çocuk sayısının 2 olduğunu ifade etmişlerse de, 3’ten fazla çocuğu ideal gösterenlerin oranı üçte bire yakındır. Sosyo-ekonomik statü yükseldikçe ideal çocuk sayısının 2 olduğunu düşünen kadın ve erkeklerin sayısı artmaktadır. Bir diğer unsur da çok çocuk isteme eğiliminin her sosyo-ekonomik statü ve eğitim seviyesinde erkeklerde daha fazla olmasıdır. Erkek egemen toplumda çocuk sahibi olma kararını genellikle erkek tarafından verildiği gözönüne alındığında bu eğilime dikkati çekmek gereklidir. Alt sosyo-ekonomik statüdeki erkeklerin 1/3’ünün, kadınların ise yarısına yakının 2 çocuğa sahip olmayı istedikleri göz önüne alındığında, söz konusu kesimlerdekilerin arzu ettiklerinden daha fazla çocuk sahibi oldukları görülmektedir. Kadınların eğitim düzeyi yükseldikçe istenen çocuk sayısı da düşmektedir.

Kadınlar ve erkeklerin çok büyük bir çoğunluğu kız çocuklarını okula gönderdiklerini ifade etmektedirler. Sosyo-ekonomik statü ve eğitim arttıkça kız çocuklarının okula gönderilmesi oranları çok artmaktadır. Kız çocuklarının okula gönderilmemesi maddi güçlüklerle açıklanmakta ve en yaygın olarak alt sosyo-ekonomik statüde görülmektedir. Aynı zamanda kız çocuklarını okula göndermeyen aileler okur yazar olmayan ve ilkokul mezunu olan kadın ve erkeklerdir. Eğitim hakkı temel insan haklarındandır. Ülkemizde ne yazık ki kız çocuklarının eğitimi erkek çocuklarınınkinden daha düşük seviyedir. Özellikle maddi imkanları yetersiz ve eğitim seviyesi düşük olan ailelerde bir tercih yapma zorunluluğunda kalındığında, erkek çocuklarının okutulmasına öncelik verilmektedir. Bu da geleceğin genç kadınlarının toplumsal, siyasal ve ekonomik hayatta erkeklere nazaran daha dezavantajlı bir konumda olmalarına neden olmaktadır. Eğitim düzeylerinin artması bireylerin, özellikle kadınların iş olanaklarını arttıracak, yaşam kalitelerinin yükselmesini sağlayacak ve kadın ve erkekler arasındaki toplumsal eşitsizliklerin azaltılmasına katkıda bulunacaktır.

1.2.  Aile Planlaması

Aile planlaması, kadın sağlığı ve dolayısıyla ana-çocuk sağlığı hakkında bilgi düzeyi, kadın ve çocukların fiziksel ve psikolojik sağlıkları açısından büyük önem taşımaktadır. Bilgi düzeylerinin yükseltilmesi ancak kullanılan bilgi kaynaklarının tespiti ve bunların çeşitlendirilmesi ile mümkündür.

Van’da aile planlaması ve kadın sağlığı konusunda bilgi edinme kaynakları erkek ve kadınlarda farklılaşmaktadır. Kadınların büyük çoğunluğu söz konusu bilgileri sağlık kurumlarından ve personelinden aldığını ifade ederken, erkekler en çok kitle iletişim araçlarından bilgi edindikleri söylemektedirler. Sosyo-ekonomik statü arttıkça, kadınlarda sağlık kurumları ve personeli ve kitle iletişim araçlarından bilgi edinme oranı artmakta, diğer araçların önemi azalmaktadır. Her iki grup için üçüncü bilgi kaynağı kitaplardır. Erkekler kadınlara oranla kitaplardan daha çok yararlanmaktadırlar. Kadınların sosyo-ekonomik statüsü ve eğitimleri arttıkça bilgi kaynaklarının farklılaşmadığı görülmektedir. Erkeklerin eğitim düzeyleri arttıkça kitap ve internet gibi kaynaklardan bilgi edinme oranları da artmaktadır. Kadınlarda alt eğitim ve alt gelir gruplarında kişisel ve profesyonel olmayan kaynaklardan (aile, arkadaş, eş gibi) bilgi alma artmaktadır. Bu gruplar muhtemelen sağlık ocaklarına daha az ulaşmakta, medyayı da daha az anlamaktadır. Erkeklerde daha karmaşık durum söz konusudur. Alt eğitim alt sosyo-ekonomik statü grupları en çok sağlık kurumlarını ve medyayı bilgi kaynağı olarak kullanan gruplardır. Söz konusu erkekler için eşleri bir bilgi kaynağı değilken diğer aile üyelerinden bilgi almaktadırlar. Erkeğin ev dışına çıkma özgürlüğü ona kamu kurumlarını kullanma ile kamusal dili anlama konularında avantaj sağlamaktadır. Özellikle kadınların doğru bilgiye ulaşmakta zorluk çekme olasılığı uygulanan politikalarda göze önüne alınmalıdır.

Aile planlaması, kadın ve ana-çocuk sağlığı konusunda bilgi kaynaklarının çeşitlendirilmesi, bilgi kaynaklarına erişimin kolaylaştırılması, sunulan hizmetlerin farklı eğitim ve gelir seviyelerindeki kadın ve erkeklere göre yeniden gözden geçirilmesi şüphesiz kadın ve ana-çocuk sağlığı konusunda daha bilinçli bireylerin yetişmesine katkıda bulunacaktır.

1.3. Aile içi İlişkiler

Aile içi ilişkilerin eşitlikçi olmasının temel göstergeleri arasında aileye ilişkin konularda, aile gelirini ve kendi kazancını kontrol etmede birlikte karar vermek sayılabilir. Van’da kadınlarda gelirleri üzerinde kontrol sahibi olma oranı erkeklerinkinden çok daha düşüktür.  (E: %93,5, K: %65,1). Kendi gelirini eşi ile birlikte kontrol ettiklerini ifade eden kadınların oranı erkeklerinkinden çok daha fazladır. Sosyo-ekonomik statü arttıkça kadınların kendi gelirleri üzerindeki kontrolü ve birlikte gelir kontrolü artmaktadır. Eğitim düzeyi arttıkça erkeklerin tek başlarına kontrolü azalmakta kadınlarınki ise artmaktadır. Kadınların eğitim düzeyinin yüksek olması ve dolayısıyla iş gücüne katılımlarının artması, aile gelirine katkıda bulunarak daha iyi bir yaşam kalitesine ulaşılmasını ve aynı zamanda aile içi ilişkilerin daha eşitlikçi bir nitelik kazanmasını sağlamaktadır. Böylelikle kadınların erkeklere olan bağımlılığı da azalmaktadır. Aile içi gelirin kim tarafından kontrol edildiği şüphesiz aile reisinin erkek olduğunu onaylayan geleneksel aile kalıplarına uygun düşünme anlayışının da bir sonucudur. Erkek kazandığı gelirin miktarından bağımsız olarak aile içinde daha fazla söz sahibi olabilmektedir.

Ailenin geçimini kimin sağlaması gerektiği konusundaki görüşler göz önüne alındığında erkeklerin kadınlara göre daha geleneksel bir tutum sergiledikleri görülmektedir. En yaygın geleneksel aile içi rol dağılımında erkekler ‘aile reisi’, bu anlamda da evin ekmeğini getiren, kadınlar da ev hanımı yani çocukların, ev reisinin ve evinin bakımından sorumlu olarak görürler. Bu kadının evde çalışması erkeğin de evin geçiminden sorumlu olması ile özetlenebilir. Erkekler evin geçimini kendilerinin sağlama rollerini kadınlardan fazla vurgularken (E: %46.3, K: %37), bu oran beraber geçindirmede tersine dönmektedir. Kadınların yarısına yakını  kadın ve erkeğin beraber kontrolünün gerekliliğini savunmaktadırlar (K: %47.8; E: %37). Sosyo-ekonomik statü artıkça erkeğin evi geçindirmesi gereğini düşünenler hem kadınlarda hem erkeklerde azalmakla beraber geçindirme gereği konusunda kadın ve erkekler arasındaki düşünce farkları belirginliğini korumaktadır. Kadınların eğitim düzeyi arttıkça erkeğin evi geçindirmesi gerektiğini düşünenler azalmaktadır.

Mevcut duruma bakıldığında kadının aile gelirindeki payının erkeklere oranla daha az olduğu görülmektedir. Hem erkekler hem de kadınlar aile geçiminin ağırlıklı olarak erkekler tarafından sağlandığını ifade etmişlerdir.  Sosyo-ekonomik statü artıkça erkeğin evi tek başına geçindirme oranı azalmakla beraber ağırlık yine erkeklerdedir. Kadınların eğitim durumu yükseldikçe beraber geçindirme oranı artmaktadır. Özellikle kadınların eğitim seviyelerinin yükseltilmesi iş bulma çeşitliliğini ve olanaklarını arttıracak böylece aile içinde daha eşitlikçi ilişkilerin oluşmasına katkıda bulunacaktır. Kadınların ailede gelir kontrolü konusunda beraberliği daha çok savundukları göz önüne alındığında yeterli eğitim olanakları sağlanan kadınlar hem ailelerinin gelir düzeyinin, dolayısıyla refahının artmasını sağlayacak hem de ekonomik anlamda erkeğe bağımlılıklarını azaltarak aile içi karar almada daha etkin olacaklardır.

1.4. Aile İçi Şiddet

Genelde şiddet özelde aile içi şiddet tüm toplumlarda son derece hassas ve incelenmesi zor bir konudur. Türk toplumunda aile mahremiyeti görüşünün oldukça yaygın olduğu göz önüne alındığında şiddet eylemlerinin içeriği, boyutu ve şiddet uygulayanların belirlenmesi daha zor hale gelmektedir. Önemli olan bir diğer husus da şiddet algısının çeşitliliği ve içeriğinin kadın ve erkekler arasında farklılaşmasıdır. 

Van’da aile içi şiddet konusunda kadın ve erkeklerin şiddet eylemi olarak algıladıkları en belirgin davranışlar, dayak, küfür ve  tecavüzdür. Aşağılamak, azarlamak, arkadaşlarla görüşmeyi ve çalışmayı engellemenin şiddet eylemi olarak algılanma oranı erkeklerde kadınlara göre az farkla da olsa daha yüksektir. Arkadaşlarla görüşmeyi engelleme ve çalışmayı engelleme erkek ve kadınların aşağı yukarı yarısı tarafından bir şiddet eylemi olarak algılanmaktadır. Hem kadınlar hem erkekler arasından tecavüzün şiddet eylemi olarak üçüncü sırada görülmesi dikkat çekicidir.  Ancak sosyo ekonomik statü arttıkça kadınlar tecavüzü birinci derecede bir şiddet eylemi olarak algılamaktadırlar. Aynı şekilde arkadaşlarla görüşmeyi %79 ve çalışmayı engellemede üst sosyo-ekonomik statü grubunun %72’si  tarafından bir şiddet eylemi olarak algılanmaktadır.  Eğitim düzeyi ve sosyo-ekonomik seviye arttıkça kadın ve erkeklerde şiddet algısı da artmaktadır.

Kadınlar ve erkekler birbirine yakın oranlarda şiddete maruz kaldıklarını ifade etmişlerdir. Sosyo-ekonomik statü ve eğitim arttıkça şiddete maruz kalma oranı da azalmaktadır. Ancak yüksek eğitim düzeylerindeki erkekler için bile dayak tecavüzden daha çok şiddet içeren bir eylem olarak tanımlanmakta, tecavüz ve küfür aynı derecede bir şiddet eylemi olarak tanımlanmaktadır. Aynı eğitim düzeylerindeki erkek ve kadınlara bakıldığında (özellikle lise ve üniversite mezunları) arasında arkadaşlarla görüşmeyi ve çalışmayı engelleme kadınlar tarafından daha çok şiddet içeren eylem olarak tanımlanmıştır.

Kadınlar arasında bakıldığında ücretli bir işte çalışmayan kadınlar ile yaşlı kadınların şiddete daha fazla maruz kaldıklarını ifade ettikleri görülmektedir. Burada da ikili bir durum söz konusu olabilir. Birincisi çalışmayan kadın daha bağımlıdır ve erkek egemenliğine daha fazla başeğmek zorunda kalabilir. İkincisi kuşaklar arasında şiddete tolerans gösterme eğilimi değişmektedir. Genç kadın nesilleri dayak, hakaret gibi konuları daha zor kabul etmekte, genç erkekler de bu tür zor kullanmalara daha az başvurmaktadırlar.

Van’da kadın ve erkeklere şiddet uygulayanlar da farklılaşmaktadır. Kadına şiddet uygulayanlar sırasıyla eşi, anne–babası ve ağabey ve kardeşleridir. Erkeklere ise anne-baba, ağabey-kardeş ve patron, öğretmen ve arkadaşları şiddet uygulamaktadır. Dikkat çeken nokta erkeklerin şiddet algısında tanımlanan rollerinin yine erkek kaynaklı olmasıdır. Erkeklere şiddet uygulayanlar arkadaşları ve patronları yani genellikle hemcinsleridir. Bundan hareketle kadınların aile içi şiddete maruz kalma oranlarının daha fazla olduğu ve erkeklere şiddetin daha çok kamusal alanda uygulandığı sonucunu çıkartmak mümkündür. Kadınların maruz kaldığı şiddetin ağırlıklı olarak dayak ve tecavüz olması, kadının özel alanda daha baskıcı tutumlara maruz kaldığının göstergesidir. Sosyo-ekonomik statü arttıkça kadınların eşlerinin şiddetine maruz kalma oranları düşmektedir. Eğitim düzeyleri arttıkça da kadınların eşlerinden şiddet görme oranları azalmakla birlikte, üniversite mezunu kadınların %71,4 gibi yüksek bir oranı eşlerinin şiddetine maruz kalmaktadırlar.

Yine şiddete karşı tutumlar göz önüne alındığında kadının şiddeti hiç bir koşulda hak etmediğini düşünen kadınların oranı erkeklere göre daha fazladır. Erkeklerin %11,9’u bazı durumlarda kadının şiddeti hakedebileceğini düşünürken kadınların ancak %5’i şiddeti bazı durumlarda meşru görmektedir. Yapılan başka çalışmalar başta sadakatsizlik olmak üzere eşin emirlerine karşı çıkma, cinsel ilişkiyi reddetme, yemek yapmama ve çocuklara bakmamayı, şiddeti meşrulaştıran nedenler arasında göstermektedir. Erkeklerin çoğunluğu lise ve üstü eğitime sahiptir ve %15’i kadınların bazı durumlarda şiddeti hak edeceği kanaatindedir.

Erkeklerin şiddete ilişkin tutumlarına sosyo-ekonomik statü ve eğitim düzeyleri açısından bakıldığında çarpıcı sonuçlarla karşılaşmak mümkündür. Erkeklerin sosyo-ekonomik statüleri arttıkça kadınların şiddeti bazı durumlarda hakettiğini düşünenlerin sayısı artmakta, hiç bir durumda hak etmediklerini düşünenlerin sayısı azalmaktadır. Erkekler arasında kadının bazı durumlarda şiddeti hakettiğini düşünen lise ve üniversite mezunlarının sayısının daha düşük seviyelerindekilerden daha fazla olması dikkat çekicidir. Buradan hareketle eğitim düzeyinin erkeklerin şiddet eylemini meşrulaştırma eğilimlerini azaltmadığını söylemek mümkündür. Ayrıca eğitimi yüksek kişilere anket uygulandığında daha açık sözlü davranmanın ve ezber dışı konuşmanın artacağı da gözönüne alınmalıdır. Kadınlarda ise sosyo-ekonomik statü ve eğitim düzeyi arttıkça şiddetin hiç bir durumda meşru kabul edilemeyeceğini söyleyenlerin sayısı artmaktadır. Eğitimin kadınların söylemini şiddeti onaylamamak şeklinde etkilemesinin en önemli göstergesi %92.3 oranında üniversite mezunu kadının ‘Kadınlar hiç bir durumda şiddeti hak etmezler;  her durumda buna karşı çıkarım’ demiş olmalarıdır.

Töre cinayetlerine karşı tutumlara bakıldığında erkeklerin %23,1’i töre cinayetlerini onaylarken, kadınların ancak %13,7’si onaylamaktadır. “Töre cinayetleri insanlık suçudur” düşüncesine hem kadınların, hem de erkeklerin  yaklaşık % 95’inin katıldıkları göz önüne alındığında, töre cinayetlerine karşı görüş açıklayan insanların, durum kendi aileleri ile ilgili bir şekle büründüğünde gelenekler doğrultusunda tepki verdikleri görülmektedir. Töre yüzünden mağdur duruma düşen kadınlara destek verme oranı erkeklerde %32,8 iken kadınlarda %47,2’dir. Bu açıdan erkeklerin mağdur durumdaki kadınları daha dışlayıcı olduklarını söylemek mümkündür. Sosyo-ekonomik statü ve eğitim düzeyleri dikkate alındığında töre cinayetlerini onaylama oranı düzey arttıkça azalmakta ve mağdurlara destek verme düşüncesi yaygınlaşmaktadır. Ancak üst sosyo-ekonomik statü ve eğitim düzeylerindeki kadın ve erkekler arasındaki tutum farkları belirgindir. 

45-54 yaş grubundaki kadınlar ve erkekler aile namusu söz konusu olduğunda kadınların töreye göre cezalandırılması gerektiğini en çok savunanlardır. Bu gruptaki kadınların 1/5’i, erkeklerin ¼’ünden fazlası töre cinayetlerini onaylamaktadırlar. Bu gruptakilerin daha çok ebeveynler olduğu gözönüne alındığında töreye göre cezalandırma kararını verecek olanlar da söz konusu kadın ve erkeklerdir. Mağdur durumda olanlara en az destek de yine bu kesim tarafından verilmektedir. Özellikle erkeklerde destek oranı düşüktür. Onaylama oranının en düşük olduğu kesim 35-44 yaş grubundaki kadınlar ile 15-24 yaş grubundaki erkeklerdir.

  1. İSTİHDAM

2.1.  Çalışma/İşsizlik

Çalışma hayatına katılma erkek ve kadınların yaşam kalitesini attıran en önemli belirleyicilerden birisidir. Van’da kadınların iş gücüne katılma oranı (%18) erkeklerinkinden çok daha düşüktür (%57.5). Bu başlı başına kadın erkek eşitsizliğinin önemli bir göstergedir.

Kadın ve erkekler arasında işsizlik sebepleri farklılaşmaktadır. Hem erkek hem kadınları için işsizliğin en önemli sebepleri iş bulamama ve eğitim düzeylerinin düşük olması ile ilişkilendirilirken kadınların toplam %30,4’ü işsizliklerini ailelerinin ve eşlerinin izin vermemesi ve %9,3’ü ailelerine bakmak zorunlulukları ile açıklamaktadırlar. Bu kadınların çalışma hayatına katılmalarının önündeki önemli bir engelin de aile içi rolleri olduğu sonucunu çıkartmak mümkündür. Çalışmak için eşinin iznine tabi olan kadınlarla annelik ve eşlik sorumluluklarını ön plana çıkartanlar çalışma yaşamının, dolayısıyla kamusal alanının dışında kalmaktadırlar. Erkekler aile nedenlerini iş konusunda hiç bir şekilde engel olarak öne sürmezken, eğitim yetersizliğini de kadınların dörtte biri kadarı sebep olarak belirtmektedirler. Çalışma koşullarına ilişkin tutumlara bakıldığında erkeklerin çalışma ortamlarından kadınlara göre daha memnun olduklarını söylemek mümkündür. Kadınların arasında sosyoekonomik statü arttıkça çalışma ortamından memnuniyetleri azalmaktadır. Burada kadınların duyarlılığının daha fazla olmasının ve çalışan kadınların ortalama eğitiminin fazla olmasının da önemi vardır.

2.2.  Mesleki eğitim

Mesleki eğitimin arttırılması kadınlar ve erkekler için yeni iş olanaklarının yaratılmasına yardımcı olmaktadır. Özellikle kadınlar için mesleki eğitim kursları hem ev içi emeğin değerlendirilmesine katkıda bulunmakta hem de gelir sağlayıcı olanaklar yaratmaktadır. Van’da kadınların %45’i erkeklerin %71,9’u mesleki eğitim istemektedir.

Mesleki eğitim almak isteyen kadınlar en çok biçki-dikiş, bilgisayar ve halı dokumacılığını tercih ederken erkekler en çok bilgisayar eğitimi, elektrik-elektronik ve mobilya-dekorasyon eğitimi  almak istemektedirler. Lise ve üniversite mezunu kadınlar arasında bilgisayar kursu talebi yaygınken, eğitim düzeyi düşük olan kadınlar daha çok biçki-dikiş kursu istemektedirler. Bu da söz konusu mesleki eğitim kurslarının kendi eğitim seviyeleri ile uygunluk teşkil ettiğini düşünmelerinden kaynaklanmaktadır. Genç kadınlar bilgisayar kursuna rağbet göstermekte (15-24 yaş grubu); ilerleyen yaş gruplarında tercih biçki-dikiş-terziliğe kaymaktadır. Yaşlı, düşük gelir ve eğitim seviyesindeki kadınlar, ev dışında çalışma olanaklarının olmayacağını düşünerek, realist bir şekilde mesleki eğitim taleplerini ev kadınlığını mükemmeleştirmeye yönelik olarak belirlemektedirler. Nitekim bu kategorilerde mesleki eğitim isteyenlerin oranı belirgin olarak yüksektir. Erkeklerin eğitim düzeyi arttıkça mesleki eğitim talepleri azalmakta, en çok talep edilen mesleki eğitim tipi özellikle genç erkekler arasında bilgisayar eğitimi olmaktadır. Meslek eğitimi olanaklarının farklı yaş grupları ve eğitim düzeylerindeki kadın ve erkeklerin talepleri göz önüne alınarak sunulması, bunlardan faydalanma düzeyini de arttıracaktır.

  1. TOPLUMSAL VE SİYASAL KATILIM

Kadınların toplumsal ve siyasal katılımlarının arttırılması kadın erkek eşitliğinin sağlanmasına, kadınların ihtiyaç ve taleplerine duyarlı politikalar geliştirilmesine ve kadınların siyasette temsiliyetlerinin artmasına olanak sağlayacaktır. Bunun için öncelikli olarak erkek egemen tutum ve davranışların yerini daha eşitlikçi tutum ve davranışlara bırakmaları, erkek ve kadınların kadın sorunu konusunda duyarlılık ve bilinç düzeylerinin artırılması gerekmektedir.

3.1.  Kadın Erkek Eşitliğine İlişkin Tutumlar

Kadın-erkek eşitliğinin sağlanmasının en önemli iki unsuru şüphesiz bu konudaki bilgi ve bilinç düzeyinin arttırılması ve eşitlik doğrultusunda tutum ve davranışların geliştirilmesidir.  Van’da kadın ve erkek eşitliğinin anayasada güvence altına alındığı, kız ve erkek çocuklarının eşit miras hakkına sahip olduğu, kadın ve erkeklerin adil ücret ve sosyal güvenlik hakkına sahip olduğu ağırlıklı olarak bilinmektedir. Ancak yasal haklar konusunda erkeklerin kadınlardan daha bilgili oldukları görülmektedir. Erkeklerin ortalama eğitimlerinin kadınlara göre daha yüksek olması ve kamu yaşamına daha fazla aşina olmaları nedeniyle “kamusal doğru veya hukuki prensipleri” bilme oranları daha yüksektir. Dikkat çeken bir diğer husus her sosyo-ekonomik seviye ve eğitim grubunda kadın ve erkeğin birbirine benzerliğinin, farklı eğitim grubu ve sosyo-ekonomik gruptaki hemcinslerine göre daha yakın olmasıdır. Örneğin kadınların miras hakkının varlığını bilme oranı alt gelir grubu erkeklerde % 76.6, kadınlarda %72.5 iken, üst sosyo ekonomik statüdeki erkeklerde bu oran %100 kadınlarda ise %93’tür. Kadınların sosyo-ekonomik statüleri ve eğitim düzeyleri yükseldikçe söz konusu haklardan haberdarlıkları da artmaktadır. Eğitim sahibi özellikle yüksek eğitim sahibi kadınlar erkeklere bu değerler ve bilgiler açısından çok yakındırlar.

Kadınların sahip oldukları yasal hakları yeterince kullandığını düşünen erkeklerin sayısı kadınlardan daha azdır. Sosyo-ekonomik statü arttıkça yasal haklarını yeterince kullandıklarını düşünen kadınların sayısı artmaktadır. Ancak her sosyo-ekonomik statüde erkeklerin yarısından fazlası kadınların sahip oldukları haklardan yeterince yararlanamadıklarını düşünmektedir. Okur yazar olmayan, ilkokul ve ortaokul mezunu kadınlar lise ve üniversite mezunu kadınlara oranla yasal haklarını daha az kullanabildiklerini ifade etmişlerdir. Bu da eğitimin yasal hak ve özgürlüklerin öğrenilmesi ve kullanılmasında çok büyük bir rolü olduğunun göstergesidir.

Kadınların büyük çoğunluğu (%73,2) yasal düzenlemelerin kadın erkek eşitliğinin sağlanması konusunda yetersiz olduklarını düşünmektedirler. Erkeklerin %68,7’si bu görüşe katılmaktadır. Sosyo-ekonomik statü arttıkça yasal düzenlemelerin yeterli olduğunu söyleyenler artmaktadır, ancak kadın ve erkekler arasındaki düşünce farkı belirginliğini korumaktadır. Üniversite mezunu kadın ve erkeklerin yarısından  fazlası yasal düzenlemelerin yetersiz olduğunu ifade etmişlerdir.

Kadınların %60,6’sı kadınların toplumda bir değeri olmadığını düşünürken, erkeklerin %40,3’ü bu düşünceye katılmaktadır. Gelenekçilik ve kadının yerini daha çok aile içinde tanımlama eğilimi erkeklerde daha fazladır. Erkeklerin %59,7’si ‘kadının yerinin evi’ olduğu düşüncesine katılırken kadınların %58,6’si bu düşünceye katılmamaktadır. Sosyo-ekonomik statü yükseldikçe ve eğitim düzeyi arttıkça kadın ve erkekler arasında kadının yerinin evi olduğunu düşünenlerin sayısı azalmakla beraber kadın erkeklerin bu konu hakkındaki görüş farkları belirgindir. Üniversite mezunu erkeklerin dahi yarısından fazlasının kadının yerinin evi olduğunu düşündüğü göz önüne alındığında, erkeklerin geleneksel değerlere bağlılığının eğitim düzeylerinden bağımsız olduğu ve erkek egemen değerlerin sürdürülmesinde daha etkin oldukları sonucunu çıkartmak mümkündür.

Kadınların %72’si ve erkeklerin %61.2 iş yerinde taciz olduğu kanaatindedirler. Daha büyük bir oranda kadın (%72.9) ve erkek (%74.6) toplumda kadınların çalışmasının hoş karşılanmadığını söylemiştir. Halbuki çalıştığı yerde cinsel tacize maruz kaldığını söyleyen bir tek kadın vardır ve cinsel taciz tehlikesi iş aramama nedenleri arasında sayılmamaktadır. “Kadının yeri evidir” önermesine özellikle erkeklerden gelen onay da dikkate alındığında, kadının çalışmasına yönelik çok önemli bir ideolojik engel olduğu anlaşılmaktadır. Bu engelin gerçeklere dayanmadığı ancak ama yine de kadın ve erkek pek çok kişi tarafından içselleştirildiğini görülmektedir.

Erkek ve kadınlar erkeklerin eşlerin aldatmalarını çoğunlukla onaylamamakla birlikte kadınların hoş görmeme oranı daha fazladır. Sosyo-ekonomik statü yükseldikçe ve eğitim seviyesi arttıkça aldatmayı hoş görenlerin sayısı azalmaktadır. Muhafazakar aile değerlerinin korunmasına yönelik iki sonuca dikkat çekmek isteriz. Van’da çocuk sayısının yüksek olmasına paralel olarak kadınların ¾’ü ve erkeklerin 4/5’i çocukların evliliğin devamını sağlayacağını düşünmektedir. Erkeklerdeki oranın yüksekliğinin erkeklerin çok çocuk istemesi ile ilgili olduğu düşünülebilir. Ayrıca anket uygulananların yaklaşık 2/3’si boşanmış kadınların toplum tarafından dışlanacağını düşünmektedir. Bu boşanmayı çok zorlaştıran bir düşüncedir. Dışlanacağını düşünen kadın çok zor şartlara dahi dayanmak zorunda kalabilecektir.

Van’da gerek kadınlar gerekse erkekler töre cinayetlerinin bir insanlık suçu olduğu düşüncesine katılmaktadırlar. Ancak erkeklerin kadınlara oranla töre cinayetlerini daha fazla onayladıklarını belirtmek gereklidir. Erkeklerin %23,1’i ailedeki kadın ve kızların aile namusunu zedeyelecek bir davranışları söz konusu olduğunda törelere göre cezalandırılması gerektiğini söylerken kadınların sadece %13,7’si bu görüşe katılmaktadır. Erkeklerin %95,5’nin töre cinayetlerini bir insanlık suçu olarak değerlendirdikleri göz önüne alındığında ortaya çelişkili bir durum çıkmaktadır. Bu durum erkeklerin kendi ailelerine ilişkin konularda daha tutucu ve töreye bağlı davranabildikleri ile açıklanabilir. Töre cinayetlerinin bir insanlık suçu olduğunu en az düşünen kesim 45-54 yaş grubundaki erkek ve kadınlardır. Diğer yaş gruplarında bu görüşe katılma oranı %95’in üstündeyken söz konusu erkek ve kadınlar arasında da insanlık suçu olarak görme oranı %88’dir. Bu bulgu  45-54 yaş grubunun töre cinayetlerini en çok onaylayanlar olmasını da desteklemektedir. Töreye göre cezalandırma oranı sosyo-ekonomik statü yükseldikçe  belirgin derecede azalmakta, töre mağdurlarına destek olma artmaktadır. Aynı şekilde eğitim düzeyi artıkça töre gereği cezalandırmaya büyük ölçüde karşı çıkılmaktadır. Üniversite mezunu kadınların %1,9’u erkeklerin ise %4,8’i onay verirken töreye en çok bağlı kesimin ilkokul mezunları olduğu görülmektedir (K: %21; E: %46,7). Ancak her eğitim seviyesinde erkekler kadınlardan daha fazla töreye uygun davranmaktan yanadırlar.

Türkiye’de kadın sorunu olduğunu düşünen kadınların sayısı töre cinayetlerini insanlık suçu olarak gören kadınlardan daha fazladır. Bununla beraber Türkiye’de kadın sorunu olduğunu düşünen kadınların sayısı erkeklerinkinden daha fazladır.

Kadının toplumsal ve aile içi rollerine ilişkin tutumlarda kadın ve erkekler arasındaki düşünce farkları belirgin olmakla birlikte çelişkili durumlar da ortaya çıkmaktadır. Örneğin erkeklerin seçimlerde bir kadın adayı destekleme oranı kadınlarınkinden daha yüksektir. Orta sosyo-ekonomik statüdeki erkeklerin kadın adayları alt ve üst sosyo-ekonomik statüdekilere göre daha çok destekledikleri görülmektedir. Bununla beraber  üniversite mezunu erkeklerin %81’i kadın adayları desteklerken üniversite mezunu kadınların sadece %67,3’ünün desteklemesi dikkat çekicidir. Burada erkeklerin kadını kamu yaşamında desteklediklerine,  kendi özel yaşamlarındaki kadına karşı çok daha muhafazakar tutumlar içinde olduklarına dikkat çekmek gerekir. Kadınların kadınları destekleme oranı sosyo-ekonomik statü yükseldikçe artmaktadır. Kadın adayları destekleyen kadınlar en çok lise mezunu kadınlardır.

3.2. Temel İhtiyaçların Karşılanması ve Kanaatler

Van’da gerek kadınlar gerek erkekler için en temel ihtiyaçlar sağlık ve eğitimdir. Erkekler için üçüncü öncelikli ihtiyaç okuma-yazma kurslarının açılması iken kadınlar için kadın doktor ihtiyacıdır. Kadın-erkek eşitliğinin sağlanması, kadınlar için iş olanaklarının arttırılması ve kadınların sorunlarını çözmeye yönelik politikalar kadınlar tarafından erkeklere nazaran daha oranlarda ihtiyaç olarak görülmektedir. Sosyo-ekonomik statü arttıkça kadınların statüsünün iyileştirilmesi gerektiğini düşünen kadın ve erkeklerin oranı artarken aradaki fark da kapanmaktadır. Eğitim düzeyi arttıkça kadınlar ve erkekler için eğitim ve sağlık ağırlıklı önemini korurken kadınlar için iş olanaklarının arttırılmasını ihtiyaç olarak görenlerin sayısı artmaktadır. Kadın ve erkeklerin en az önemli gördükleri ihtiyaçlar ise ucuz spor alanları ile tiyatro, sinema gibi kültürel faaliyetlerdir.

3.3. Yerel Hizmetlerden Haberdarlık

Van’da kadın ve erkeklerin kadınlara özel olarak sunulan yerel hizmetlerden haberdarlık oranı çok düşüktür. Kadın ve erkeklerin aşağı yukarı %10’u belediye ve valiliklerin kadınlara yönelik hizmetlerinden haberdardır. Bunun önemli bir sebebi ise valilikler ve belediyeler tarafından sunulan hizmetler konusunda bilgi düzeyinin düşük olmasıdır. Sosyo-ekonomik statü arttıkça özel hizmet aldıklarını ifade edenlerin sayısı artmaktadır. Eğitim düzeyi yüksek olan kadın erkekler en çok hizmet aldıklarını ifade eden kesimdir. Büyük bir ihtimalle eğitim sahibi olanların bilgisi ve haberdarlığı artmaktadır. Yerel haberleri bu kesimin daha yakından takip etme olanağı vardır.

Kadınlara sunulan yerel hizmetler konusunda kadınlar en çok okuma yazma kurslarından erkekler ise meslek kurslarından haberdardırlar. Kadınlar ekonomik yardımlar konusunda erkeklerden daha bilgilidirler. Bir yandan birçok yardım sadece kadınlara verilmektedir, diğer yandan da bir çok çalışma göstermektedir ki erkekler eşlerinin bu yardımı almasını teşvik etmektedirler. Kadınların yardım talebi toplumda daha fazla kabul görmektedir. Bununla beraber kadınların sunulan hizmetler hakkında bilgi çeşitliliğinin erkeklere oranla daha fazla olduğunu söylemek mümkündür. Sosyo-ekonomik statü arttıkça özel hizmetlerden haberdar olma oranı artmaktadır.  Yüksek eğitim seviyesindeki kadınlar daha çok kadın sığınma evleri hakkında bilgi sahibi iken eğitim düzeyi düşük olanların (okuryazar olmayan ve okuryazar) daha çok ücretsiz sağlık hizmetleri ve ekonomik yardımlardan haberdar oldukları görülmektedir. Burada söz konusu hizmetlerin varlığından ziyade, bu hizmetlerin belediyeler ve/veya valilik tarafından sunulması gereğine ilişkin bilgi de anlaşılmaya çalışılmıştır. Bu tür genel bilgiye doğal olarak eğitimli gruplar daha fazla sahiptir. Yerel hizmetlerin gerek kadınların gündelik sorunlarını gidermede kolaylık sağlayabileceği gerekse de okuma-yazma ve meslek kursları ile kadının statüsünü iyileştirebileceği göz önüne alındığında söz konusu hizmetler konusunda kadınların bilgilendirilmesi ve ilgilerinin arttırılması büyük önem taşımaktadır.

Belediyelere başvurma oranı ortalama %15’tir. Kadınlar erkeklere oranla daha az başvurmakta, başvurdukları durumlarda ise erkeklere göre daha az sonuç elde edebilmektedirler. Erkeklerin hem daha fazla mal sahibi/hak sahibi oldukları için, hem de kamu kurumları ve kuralları ile ilgli daha fazla bilgili oldukları için belediyelere başvuru oranlarının daha yüksek olduğu düşünülebilir. Sosyo-ekonomik statü ve eğitim seviyesi arttıkça başvuruda bulunmayanların sayısı azalmaktadır. Ancak en üst sosyo–ekonomik statü ve eğitim düzeyinde bile başvuru oranları ortalama %20’nin altında kalmaktadır.

Belediyelerin kadınlara yönelik hizmetlerini yeterli bulma oranı kadınlarda erkeklere göre daha yüksektir. Ancak kadınların ¼’ü bu tür hizmetlerden haberdar değildirler. Her sosyo-ekonomik statüdeki kadın ve erkeklerin yarıdan fazlası özel hizmet sunulmadığını düşünmekte, eğitim düzeyi arttıkça özel hizmet sunulduğunu düşünenlerin sayısı artmaktadır.

3.4. Sağlık Hizmetlerinden Yararlanma

Kadınlar erkeklerden daha fazla yeterli sağlık hizmeti aldıklarını ifade etmişlerdir. Sosyo-ekonomik statü ve eğitim düzeyi arttıkça yeterli sağlık hizmeti alma oranı kadın ve erkeklerde artmaktadır.

Kadınlar yeterli sağlık hizmeti alamama sebeplerinin birincisini hizmet kalitesinin yetersizliği ve personelin kötü muamelesi olarak görmektedirler. İkinci sebep ise hastane ve sağlık ocaklarının kalabalık olmasıdır. Tedavi ücretlerinin pahalı olması üçüncü neden olarak ortaya çıkmaktadır. Kadınlarda sağlık hizmetlerinin kalitesinden memnuniyet eğitim düzeyi ve sosyo-ekonomik statü arttıkça azalmaktadır.

Erkeklerde yeterli sağlık hizmeti alamama sebeplerinin birincisi olarak sağlık hizmetlerinin kalitesinin yetersiz olması olduğunu ifade etmişlerdir. Hastane ve sağlık ocaklarının kalabalık olması ve sağlık personelinin kötü muamelesi ile tedavi ücretlerinin pahalı olması yeterli sağlık hizmeti alamamanın nedenleri arasında ikinci ve üçüncü sırada gösterilmiştir. Kadın ve erkeklerin sosyo-ekonomik statüsü ve eğitim düzeyi arttıkça sosyal güvenceye sahip olma oranı da artmaktadır.

3.5. Siyasal Davranış

Kadının kamu yaşamına açılmasında karar alıcı organlarda yer almasının önemi büyüktür. Böylelikle hem kadınların güçlendirilmesi, hem yerel ve genel hizmetlerden yararlanmaları ve onlara yön vermeleri mümkün olacaktır. Bu çerçevenin bazı önemli yönlerine dikkat çekmek isteriz. Birincisi Türkiye’de siyasi katılım genelde yüksektir ve bu araştırma da bunu doğrulamaktadır.  Kadınlar arasında da oy verme oranı yüksekken (%84.8) kadınların katılımının diğer bir aracı olan sivil toplum kuruluşlarından haberdarlığı düşüktür (%37.5). Burada iki katılım durumunun farklı yapılarına dikkat çekmek isteriz. Oy verme, sürekliliği olmayan bir bakıma olağan dışı bir olgudur. Onun için oyun yönü de dahil genelde kadınların bu konuda önemli bir özgürlük alanı da vardır. Halbuki sivil toplum kuruluşları süreklidir ve ev dışında faaliyeti zorunlu kılar. Bu nedenle bir çok yerel merkezimizde kadınların sivil toplum örgütlenmeleri çok azdır, faaliyetleri kısıtlıdır. Onlar hakkındaki bilginin azlığı da buna bağlı olabilir.

Kadınlarda oy verme oranı erkeklerden daha fazladır. Çalışan kadınlar ve erkekler arasında oy verme oranı çalışmayanlara göre daha yüksektir. Kadınların eğitim seviyesi artıkça siyasete girme istekleri artmaktadır, siyasetten hoşlanmayanların sayısı düşmektedir. Üniversite mezunu kadınların %36,5’i siyasete girmeyi istediklerini ifade etmişlerdir.  Siyasete en çok girmek isteyen kadınlar daha çok 25-34 yaş grubundaki kadınlardır.

Kadınların ancak %39,9’u illerinde kadın örgütü olmadığını söylerken %34,4’ü bu konuda bilgi sahibi değildirler. %62,5i kadın örgütü adı bilmemektedir. Gençlik merkezi olmadığını söyleyenler %40,2 iken, kadınların %39,1’i haberdar değildirler.

Belediyelerde mutlaka belirli sayıda kadının bulunması gerektiğini düşünen kadınların oranı (%85.7) erkeklerden (%67.2) oldukça yüksektir. Sosyo-ekonomik statü arttıkça kadınların belediyelerde daha çok temsil olunması gerektiğine inananların sayısından artma görülürken, eğitim seviyesinin yükselmesi erkeklerin tutumlarında belirgin bir değişikliğe sebep olmamakta ancak kadınlar kendi temsiliyetlerini daha önemli görmektedirler. Yerel yönetimlerin hizmet alanları özel yaşama daha yakındır. Belediyelerin temel hizmetlerinin (yol, su, elektrik gibi) yaygın kullanıcıları kadınlardır. Bu hizmetlerin aksamasından en çok onlar rahatsız olur. Ayrıca, bu yakınlık onların siyasi karar alma süreçlerine katkı vermesini kolaylaştırabilir.

Kendi destekledikleri parti olmasa da kadın sorunlarına duyarlı partiye oy verme eğilimi kadınlarda erkeklere oranla yüksektir (K:%73,8; E: %54,4). Sosyo-ekonomik statü ve eğitim düzeyleri arttıkça söz konusu partilere oy verme oranı kadınlarda artmakta erkeklerde ise azalmaktadır. Sadece üniversite mezunu erkekler kadın sorunlarına duyarlı partileri destekleyeceklerini ifade etmişlerdir.

Kadınlar kendilerinin siyasete girmesinin önündeki engelleri daha çok kendi eğitimsizlikleri ve siyasete ilgisizlikleri ile açıklarken siyasetin erkek egemen bir alan olması üçüncü sırada bir engel olarak belirtilmiştir. Erkekler için kadınların eğitimsizliği ve siyasetin erkek egemen olması eşit derece engel teşkil ederken kadınların pasifliği ve ilgisizliği diğer engeller olarak görülmektedir. Kadınların temel görevi annelik ve ev işleri olduğu için siyasete giremediklerini düşünen erkeklerin sayısı kadınlardan daha fazladır. Bu görüşe katılma oranı üst sosyo-ekonomik statüdeki kadın ve erkekler arasında azalmaktadır.  Eğitim düzeyi arttıkça siyasetin erkek egemen bir alan olduğunu söyleyen erkek ve kadınların oranı artmaktadır.

SONUÇ

Kadın-erkek eşitliğinin toplumsal, ekonomik ve siyasal alanda sağlanmasının başlıca koşulu eğitim düzeyinin arttırılmasıdır. Kadın-erkek ilişkilerinde eşitlikçi tutumların geliştirilmesinde, kadınların kamusal alanda daha fazla yer almasının sağlanmasında, çalışma hayatında iş olanaklarının arttırılmasında ve aile içinde kadına karşı baskıcı davranışların önlenmesinde kadınların eğitimi son derece önemlidir. Araştırma bulgularından da görüleceği gibi eğitim, kadının kendi statüsünü iyileştirmesini, sorunlarına dair duyarlılığının artmasını ve bilinçlenmesini sağlamaktadır. Eğitim kadının toplumsal hayatta güçlendirilmesinin önkoşuludur. Yaygın ve örgün eğitim imkanlarının arttırılması ve kadınların ihtiyaçlarına göre şekillendirilmesi kadınlara yönelik politikaların geliştirilmesinde öncelik teşkil etmelidir.

Kadın erkek eşitliğinin sağlanmasında şüphesiz kadının aile içindeki ikincil statüsünün ortadan kaldırılması gerekmektedir. Aile ilişkilerinde erkek egemen tutumlar kadını özel alanla kısıtlamakta, kadınlık rollerini annelik ve ev kadınlığı ile sınırlamakta ve aile içinde eşitsizlikle sonuçlanmaktadır. Aile içi gelirin ağırlıklı olarak erkek tarafından sağlanması hem kadının erkeğe bağımlılığını arttırmakta hem de erkek egemenliğini pekiştiren tutumların yaygınlaşmasına neden olmaktadır. Van’daki kadınların iş gücüne katılımlarının önündeki ana engelin eşleri ve ebeveynlerinin izin vermemesi olduğunu ifade ettikleri göz önüne alındığında toplumsal cinsiyet ayrımcılığına dayalı aile içi rollerin kadının toplumsal ve ekonomik hayata katılımını sınırladığını söylemek mümkündür.

Van’da töreye bağlılığında en çok ebeveynler arasında yaygın olduğu görülmektedir. Ancak muhafazakar tutumların genç kuşaklar arasında yaygın olmaması, onların geleceğin ebeveynleri olacakları göz önüne alındığında son derece olumlu bir durumdur. Töreye göre cezalandırmanın devam ettirilmemesi yalnız kadınların mağduriyetini azaltmakla kalmayıp,  daha ilerici nesillerin yetişmesine katkıda bulunacak ve kadın erkek eşitliği önündeki engellerin ortadan kaldırılmasına yardımcı olacaktır.

Van’da farklı kültür ve toplumlardan olan, mağdur durumdaki kadınların sorun ve ihtiyaçlarına duyarlılık düzeyinin yüksek olduğu görünmektedir. Kadın ve erkeklerin çoğunluğu mülteci kadınların özel destek hizmetlerine ihtiyaç duyduklarını düşünmektedir.  Bu yüzden ildeki mülteci statüsündeki kadınların durumlarını iyileştirmeye yönelik politikalar geliştirilmesi gerekmektedir.

Kadınların kamusal alana katılımının ve temsiliyetinin en önemli gereklerinden biri kadının siyasete aktif katılımının arttırılmasıdır. Van’da kadınların, kadınlara yönelik sivil toplum faaliyetlerinden düşük seviyede haberdar oldukları dolayısıyla gerekli katılımı sağlayamadıkları görülmektedir. Kadın örgütlerinin özellikle kadın istihdamının arttırılmasını teşvik edici, şiddete karşı bilinç düzeyini yükseltici ve mağdur durumdaki kadınlara danışma ve destek sağlayıcı faaliyetlere ağırlık vermeleri gerekmektedir. Sivil toplum kuruluşları erişimi kolay ve kadın temsiliyetinin sağlanmasında daha duyarlı örgütlerdir. Bu açıdan kadınların sivil toplum faaliyetine katılmaları, en azından STK’lardan yararlanmalarının teşvik edilmesi gereklidir.

Aynı şekilde siyasete aktif katılım kadınlar arasında yaygın değildir. Kadınların siyasete ilgisizliği ve pasifliği aslında sadece kadınların kendilerinden değil siyasetin erkek egemen bir alan olmasından ve kadınların özellikle aile içi rolleri ile çatışmasından kaynaklanmaktadır. Ancak Van’da özellikle genç kadınlar arasında yaygın olan siyasete ilgi ve katılma isteği değerlendirilmesi gereken bir potansiyeldir.

Kadın-erkek eşitliğinin sağlanmasında ve kadının insan haklarının korunmasına yönelik politikaların geliştirilmesinde devlet, yerel yönetimler ve sivil toplum işbirliği son derece önemlidir. Bu işbirliğinde ihtiyaç, talep ve öncelik alanlarının ortaklaşa belirlenmesi çözüme yönelik politikaların üretilmesi ile sonuçlanacaktır. Bu açıdan yerel yönetimlerin sürece aktif katılımı gerek hizmet sağlama olanaklarının çeşitliliği gerekse erişilebilirliklerinin yüksek olmasından dolayı şarttır.

 
 
Kamuoyu yoklamaları
Türkiye'de kadın olmak

Basın
Odası
Fotoğraf galerisi
Faaliyetler
Eğitim
Diğer BM projeleri

İzmir

 Kars

Nevşehir

Şanlıurfa

Trabzon

 Van

Genel değerlendirme