|
SUNUŞ
Kadının insan haklarının
geliştirilmesi için yapılacak projeye esas olmak
üzere yapılan araştırmanın sonuçlarının
değerlendirilmesini sunuyoruz. Bildiğiniz gibi
soruların ve örneklemin oluşturulması, araştırmanın
uygulanmasında ve verilerin temel bilgisayar
analizinde ekibimiz yer almamıştır. Bizim
değerlendirmemiz BM ve ANAR tarafından oluşturulup
uygulanan sorular üzerinden yapılmıştır.
Araştırma Raporu üç temel bölümden
oluşmaktadır. Birinci kısımda her il için ayrı ayrı
bir değerlendirme yapılmıştır. İkinci kısımda
karşılaştırmalı sonuçlar ve temel değerlendirmeler
yer almaktadır. Üçüncü olarak bu araştırmalarının
sonuçlarından çıkarak getirilen uygulama önerileri
söz konusudur.
Raporun ikinci ve üçüncü kısmı, her
il için olan raporu tamamlayıcı şekilde
düşünülmüştür. Herhangi bir ildeki paydaşlar, kendi
illerinin raporunu okuduktan sonra kendi illerini
karşılaştırmalı olarak görebilecek ve ortak
önerileri öğreneceklerdir. Bu nedenle il raporları
bağımsız olarak hazırlanmıştır ama resmin bütünü
ancak bu ikinci ve üçüncü kısımla birlikte
anlamlanacak şekilde yazılmıştır.
Raporlar yazılırken içerikler mümkün
olduğu kadar projenin esas temalarıyla
ilişkilendirilerek oluşturulmuştur. Bu çerçevede
kapsamlı olmakla birlikte, hedefe yönelik olmaya
dikkat edilmiştir.
Karşılaştırmalı İl Sonuçları
Bu bölümde projenin genel amaçları
da göz önünde bulundurularak illerden gelen sonuçlar
karşılaştırılmaktadır.
Kadınların İnsan hakları
Kadınların insan hakları Türkiyede
anayasa ve kanunlarla güvence altına alınmıştır.
Kadınların erkeklerle eşit vatandaş olduklarını
belirten yasalar hakkında bilgi sahibi olanlar bütün
iller dikkate alındığında %80in üzerinde bir oran
oluşturmaktadır. Diğer yandan bilgi sahibi
olmadığını belirten kadınlar bakımından illerimiz
iki ana grupta toplamak mümkündür. Birinci grupta
Şanlıurfa (%16.2), Van (%14) ve Kars (%13.2), ikinci
grupta ise İzmir (%5), Trabzon (%6.3) ve Nevşehir
(%7.8) yer almaktadır. İki grup il arasındaki bu
ayırım hukuki platformda kadınların insan haklarına
ilişkin eşit miras hakkı, eşit ücret gibi diğer
alanlarda da karşımıza çıkmaktadır.


Şanlıurfa dışında bütün illerde,
kadınlar %90 oranında Türkiyede kadın hakları
sorunu olduğunu belirtmekte, ve yine kadınlar aynı
yüksek orana ulaşacak düzeyde bu sorunların
çözülmesi için politikalar geliştirilerek kadın
erkek eşitliğinin sağlanmasını talep etmektedir.
Şanlıurfada da kadınlar eşitlik talep etmekte ve
sorunlarını gidermekte diğer illere göre geride
kalmaktadır. Bu noktada Şanlıurfadaki örneklemde
kadınların %38.4ünün okur-yazar olmadığını
belirtmeliyiz.
Birinci grupta yer alan illere
ilişkin araştırma verilerini incelediğimizde
Şanlıurfa, Van ve Karsın okur yazarlık düzeyi ve
ilkokul altı eğitim oranı bakımından en düşük
değerlere sahip iller olduğunu görmekteyiz. Gerek
dil engeli gerekse okur yazar olmama ve düşük eğitim
kadınların haklarını öğrenmek konusunda ciddi
sorunlarla karşı karşıya olduğunu ortaya
koymaktadır. Burada kadınlar, fakat onlardan daha
fazla oranda da erkekler için doğru olan bir olguya
da dikkat çekmek isteriz. Genelde doğru olan bir
eğilim bu değerlerin aile ve kişisel hayata
yaklaştıkça daha az eşitlikçi olmalarıdır. Yani
kadın-erkek eşitliğine ait değerler kamusal bir
doğru olarak bilinse bile bizzat kendi ailelerine
yaklaştıkça değişmekte, geleneksel yargılara ve
değerlere dönüşmektedir.


Şiddet ve Şiddetten Korunma
Bu bölümde şiddet konusu iki ana
başlık altında incelenmektedir; ülkemizde yaygın ama
oldukça yöre temelli bir sorun olarak karşımıza
çıkan töre cinayetleri ile gündelik yaşamda ve
ailede şiddet.
Şanlıurfa örnekleminde yer alanlar
dışındaki tüm kadınlar töre cinayetleri hariç %90ı
geçen oranlarda insanlık suçu olarak
nitelemişlerdir. Buna karşılık Şanlıurfada
erkeklerin %61i ve kadınların ancak %73ü bu
değerlendirmeye katılmıştır. Töre cinayetlerinin bu
bölgedeki yaygınlığı ile bu düşük onaylama oranı
arasındaki bağlantı hemen dikkat çekmektedir. Daha
da çarpıcı olanı Şanlıurfada kadınların %26,8 ve
erkeklerin %30,5inin törenin gereği olan cezayı
onaylamalarıdır. Bu ölçüde yüksek olmamakla birlikte
Van ilinde onaylama oranları kadınlar arasında %13,5
ve erkekler arasında %23,1e kadar ulaşmaktadır.


Diğer yandan Şanlıurfada erkeklerin
%41,3 ve kadınların %32,5i kendi ailesi konusunda
fikir beyan etmemektedir (Vanda bu oranlar
sırasıyla %22,4 ve %16dır): söz konusu kesim töre
cinayetinin kamusal anlamda bir suç olduğunu
bildiğini söylemesine karşın kendi ailesinden bir
kişinin töreyi çiğnemesi durumunda nasıl
cezalandırılması gerektiği sorulduğunda susmakta,
açık bir yanıt vermemektedir. Araştırma ortaya
koymuştur ki ülkemizde oldukça yaygın bir kesim aile
namusu kavramına büyük önem vermektedir. Bununla
birlikte, diğer illerde ve özellikle kadınlar
arasında mağdur olana yardım etme oldukça yaygındır.
Buna paralel olarak erkekler arasında ilişkiyi
kesmekle birlikte töresel ceza yoluna gitmeme
eğilimi güç kazanmaktadır.
İkinci olarak şiddetin aile içinde
ve gündelik yaşamda yaygın bir biçimde görüldüğünü
vurgulayabiliriz. Hangi tür davranışların şiddet
olarak algılandığı iller arasında önemli boyutlarda
değişmekte, aynı il içinde kadın ve erkek
farklıkları daha önemsiz düzeylerde kalmaktadır.
Töre cinayetlerinde ortaya çıkan tutumlara paralel
olarak şiddet algısının en düşük olduğu ilin
Şanlıurfa olduğunu söyleyebiliriz. Bu bize başka
illerde baskı ve şiddet olarak algılanan, örneğin
aşağılama, çalışmanın engellenmesi gibi
davranışların Şanlıurfada gündelik yaşamın olağan
bir parçası gibi algılandığını gösterir.
Kadınların yaklaşık beşte biri
şiddete maruz kaldığını söylemektedir. Şiddete maruz
kalan kadınların İzmirde %60, Şanlıurfada %85i
kocası tarafından şiddete maruz bırakıldığını
belirtmiştir. Her ne kadar kadınlar arasındaki genel
eğilim kadına yönelik şiddeti meşrulaştırmama
doğrultusunda ise de kadına yönelik şiddeti her
durumda red edenler en düşük Şanlıurfa (%32,7) ile
en yüksek Kars (% 81,7) arasında değişmektedir. Her
iki şiddet olgusununun yaygınlığını birlikte
düşündüğümüzde sığınma evleri kurmanın önemi bir
kere daha ortaya çıkmaktadır. Nitekim kadınların
beşte dördü (en yüksek %95 ile Şanlıurfa) sığınma
evi açılmasını gerekli ve önemli görmektedir. Her
ne kadar aileyi koruma kanunu şiddeti uygulayan
tarafı ev dışına atıyorsa da bu önlem töre
cinayetlerini önlemede yeterince etkin olmamaktadır.
Çünkü, bir kere aile kararı aldıktan sonra mağdur
koruma altına alınmazsa fiili durumu sürdürecek
başka bir aile ferdi çıkmaktadır. Yasal önlemler
başka yönlerden de kadınların karşılaştığı sorunları
önlemekte yetersiz kalmaktadır. Bir kere şayet kadın
bir gelire sahip değilse erkeğin eve alınmaması
durumunda ciddi bir geçim sorunu ile
karşılaşmaktadır. Tersine, örneğin Şanlıurfa gibi
bir ilde geniş aile sayısı oldukça kabarıktır ve bu
ortamda kadın eve alınmayan erkeğin ailesi
tarafından cezalandırılmaktadır.
Yerel Yönetimlerin ve Hizmetlerin
Geliştirilmesi
Kadınların yerel yönetimlerin
kendilerine yönelik sunduğu hizmetlerden haberdar
olma düzeyi oldukça düşüktür.


En yüksek oran Nevşehirdedir
(%23,5). İkinci grupta İzmir (%18,8) ve Şanlıurfa
(%18) yer almaktadır. Diğer üç ilde ise hizmetlerden
haberdar olan kadınların oranı %10 veya onun altında
kalmaktadır. Sunulan hizmetler arasından en yaygın
olarak bilineni meslek kurslarıdır (Şanlıurfa %58,6,
Nevşehir %71,2). Okuma yazma bilmeyen nüfusun yüksek
olduğu illerde meslek kursu talebini okuma yazma
kursu talebi izlemektedir. Buna karşılık hizmetlerin
oldukça gelişmiş ve çeşitlenmiş olduğu İzmirde
hizmetlerin türü oldukça iyi bilinmektedir.
Kadınlar genellikle belediyelerden
doğrudan (bizzat kendileri) talepte bulunmamaktadır.
En yüksek oranda doğrudan talep İzmirli kadınlar
(%18,8) arasında görülmekte, onları Şanlıurfalı
kadınlar (%13,8) izlemektedir. En düşük düzeyde
başvuruyu ise Nevşehirli kadınlar (%5,4)
yapmaktadır. Doğrudan başvuru düzeyi eğitimden aile
yapısına, mülk sahipliğinden hak arama geleneğine
kadar uzanan bir çok etken tarafından
belirlenmektedir.
Kadınların sadece dörtte bir ile
beşte bir arasında kalan bir azınlığı belediyelerin
kadınlara yeterli hizmeti verdiği kanaatini
taşımaktadır. Nispeten olumlu görüşler İzmir,
Şanlıurfa ve Karsta ortaya çıkmaktadır. Belediye
hizmetlerinin yetersizliğinden şikayet kadar
belediyelerden ve diğer kamu yöneticilerinden
talepler de çoktur. Okuma yazma kurslarından
kreşlere, semt pazarlarından spor alanlarına, kadın
doktorlardan yaşlı bakım evlerine değin çok sayıda
hizmet talep edilmektedir. Bunun da ötesinde
kadınlar bu taleplerinin karşılanmasını kararlı
biçinmde ortaya koymakta ve aktif olarak
izlemektedir. Kadınlar ve erkekler Nevşehir, Van,
Kars ve Trabzonda %85i geçen oranda belediye
yönetimlerinde kadınların da mutlaka yer alması
gerektiğine inanmaktadır. Bu görüşe katılanların
oranı İzmir (%70.5) ve Şanlıurfada (%52.6) daha
düşüktür. İzmirde kadınlar kamu yaşamına açıktır,
onun için muhtemelen erkek egemen alanlarda iş
yapmaya alışıktırlar; Şanlıurfada ise tersine eve
kapalı ve kamu yaşamından uzaktır, onun için
belediyeyle zaten pek ilgilenmiyorlardır.
Belediyelerde kadın yönetici ve
çalışanların bulunması su, gaz, ulaşım, çöp toplama,
sokak temizliği gibi gündelik yaşamı doğrudan
ilgilendiren hizmetlerin daha etkin sunulması
bakımından kuşkusuz çok önemlidir. Kadınlar bu
alanda daha fazla söz sahibi olmak istemektedir.
Diğer bir deyişle bu hizmetler kadınların yakından
bildiği, fikir ve kanaat sahibi olduğu alanlardır.
Kadın yönetici ve çalışanlar, kadınların bu alanda
hizmet talebini arttıracak ve bu hizmetlerden
yararlanmalarını, hizmet sunumuna katılımlarını
kolaylaştıracaktır.

İlginç bir bulgu Nevşehir,
Van,Trabzon ve Karsta kadın seçmenin üçte ikisinden
fazlasının, İzmir ve Şanlıurfada ise yaklaşık
yarısının kadınların istek ve taleplerine duyarlı
bir belediye yönetimine, kendi desteklediği partiden
olmasa bile oy vereceğini belirtmesidir. Erkekler de
büyük ölçüde bu doğrultuda düşünmektedir. Sonuç
olarak şunu vurgulayabiliriz ki yerel hizmetlerde
kadınların isteklerini yerine getirmek için özel
çaba sarfetmek yerel yöneticiler için önemli bir oy
potansiyelini içermektedir.
Karar Alma Süreçlerine Katılma
Bu araştırma çok sayıda benzeri gibi
kadınların oy kullanma oranlarının çok yüksek
olduğuna işaret etmektedir. Türkiyenin en gelişmiş
illerinden birisi olan İzmirde dahi kadınlar %80
oranında oy kullandıklarını belirtmişlerdir.
Kadınlar daha yüksek bir oran oluşturmakla birlikte,
illerde üçte iki ile dörtte üç arasında değişen bir
kesim şeçimlerde kadın adaylara destek
verebileceğini belirtmiştir.


Kuşkusuz bu olgular kadınların
karar alma süreçlerine katkıda bulunma isteklerinin
en önemli göstergelerinden birisidir. Nitekim
kadınların üçte biri ile beşte biri arasında değişen
bir kesimi siyasete girmek isteyeceğini
belirtmiştir. Yine de belirtmek gerekir ki
siyasetten hoşlanmıyorum diyenlerin oranı katılmak
isteyenlerinkinden fazladır. Van, Şanlıurfa,
Nevşehir ve Trabzonda bu oranlar Kars ve İzmirin
iki katına kadar çıkmaktadır. Genel kanının tersine,
bütün illerde siyasete katılmalarında eşim izin
vermez veya aile sorumluluklarım var engelini
gösterenlerin oranı oldukça düşüktür. Siyasetten
uzak durmanın en belirgin nedeninin eğitim
yetersizliği olduğu anlaşılmaktadır.
Kadınların siyasete katılımlarının
arttırılmasında karşılaşılan engeller farklı
biçimlerde algılanmaktadır. Bir kere iller
arasındaki farklar kadar, kadın erkek farklılıkları
da önemlidir. Van ve İzmir gibi bazı illerde
erkeklerce erkek egemenliği faktörü açıklıkla
belirtilirken başka illerde kadınların ilgisizliği
(Trabzon), pasifliği (Van) ve eğitimsizliği
(Şanlıurfa) öne çıkarılmaktadır. Kadınların
kendilerini suçlayıcı tutumları da dikkat
çekmektedir. Birçok ilde kadınlar eğitimsiz (İzmir,
Van), ilgisiz (Trabzon) ve pasif (Kars) olduklarını
özellikle belirtmektedir. Bu çerçevede kadınları
eğitme ve siyasete katılıma özendirmenin önemi
ortaya çıkmaktadır.
Katılımın bir diğer yönü sivil
toplum etkinliklerine katılmak, böylelikle karar
alma süreçlerinde yer almaktır. Bu konuda iller
ikiye ayrılmaktadır. Şanlıurfa ve Karsta kadınlara
yönelik faaliyet gösteren dernek, vakıf veya benzer
kuruluşların varlığından haberdar olanlar sırasıyla
%7 ve %9,6 oranında kalmaktadır. Bu oran Trabzon
(%20,2) ve İzmirde (%27,6) daha yükektir. Diğer
yandan bu tür kuruluşların varlığından haberdar
olanların üçte ikisi herhangi bir kuruluşun
faaliyeti hakkında ayrıntılı bilgiye sahip değildir
ve bir kuruluşun ismini verememektedir.
Sivil toplum kuruluşlarının tanınma
düzeyi İzmir gibi sosyo-ekonomik yönden gelişmiş bir
ilde dahi oldukça düşüktür. Oysa kadınların
siyasete girme ve karar alma süreçlerinde yer
almalarının kolaylaştırılması büyük ölçüde bu
kuruluşların yaygınlaştırılmasına ve etkinliklerinin
arttırılmasına bağlıdır.
İstihdam ve Çalışma Yaşamı
Türkiyede kentli kadınların iş
gücüne katılımlarının bir hayli düşük olduğunu
bilmekteyiz. Araştırma bulgularına göre kadınların
gelir getirici bir işte çalışma oranı Şanlıurfada
%17,3 ile İzmirde %24,5 arasında değişmektedir.
Türkiyede yapılan diğer araştırmalar üniversite
mezunu kadınların iş gücü piyasasına katılımlarının
çok daha yüksek olduğunu ortaya koymaktadır. Buna
paralel olarak örneklemde üniversite mezunu kadın
oranı Şanlıurfada düşük (%6,7) İzmirde (%22,5)
yüksek çıkmaktadır.
Kadınlar ve erkeklerin çalışmama
nedenleri belirgin biçimde farklıdır. Aynı şekilde
iller arasındaki farklılıklar da çarpıcıdır.
Şanlıurfada %32,1 ve Nevşehirde %39,2 oranında
kadın, eşleri izin vermediği için çalışmadıklarını
söylemişlerdir. Bu iki ilde çalışmıyor olmalarını
aile ve eşle ilgili nedenlere bağlayanların oranı
sırasıyla %73,6 ve %57,1dir. İkinci grupta Trabzon
ve Van yer almaktadır. Trabzonda eşi izin vermediği
için çalışmayanların oranı %18,6, Vanda ise
%12,9dur. Buna karşılık aile kaynaklı engel
Trabzonda %41,5 ve Vanda %38,8 düzeylerine
ulaşmaktadır. Üçüncü grupta İzmir ve Karsı ele
alabiliriz. Bu illerimizde çalışmamanın en önemli
nedeni iş bulamamaktır. İzmirde kadınların %24,9u
Karsta ise %45,7si bu nedeni öne sürmektedir. Yine
bu iki ilde aile kaynaklı engel (İzmirde %27,9 ve
Karsta %20,4) oldukça aşağılara düşmektedir.
Karsın, Van ve Şanlıurfadan en önemli farkı,
üniversite mezununun %8 olmasına rağmen orta öğrenim
mezunlarının diğer üç ilden çok fazla olmasıdır. Bu
il bize orta öğrenim mezuniyetinin bile yerel
koşullara bağlı olarak iş gücü piyasasına girmeye
teşvik edici olabildiğini göstermektedir.
Önce de belirtildiği gibi mesleki eğitim iş gücü
piyasasına katılımı önemli ölçüde
kolaylaştırmaktadır. Mesleki eğitime bakış konusunda
örneklem kapsamındaki illeri iki ana grupta ele
alabiliriz. Bir yanda mesleki eğitim istemeyenlerin
çoğunlukta olduğu Şanlıurfa (% 62), Nevşehir (%58,8)
ve Van (%55), diğer yanda ise isteyenlerin
çoğunlukta bulunduğu İzmir (%51,7),
Kars (%53,9) ve Trabzon (%55,2). Bu noktada
Trabzonda orta öğrenim düzeyinde önemli bir
toplanmanın olduğunu ve bunun etkisi ile Trabzonlu
kadınların daha çok mesleki eğitim alıp ekonomik
yaşama daha fazla katılmak istediklerini
düşünebiliriz. Söz konusu farklılık eğitimin
içeriğine de yansımaktadır. İzmirli kadınlar daha
çok (%30) bilgisayar örneğinde olduğu gibi
teknolojik yönü olan mesleki eğitim almak isterken
aynı talepte bulunanlar bile Trabzon ve Karsta
beşte bir oranına düşmektedir. Diğer illerde ise
öncelik biçki dikiş kurslarına geçmekte ve
bilgisayar kursu isteyenler marjinal boyutlarda
kalmaktadır.
Çalışan kadınlar çalışma yaşamı
içinde çok büyük bir ayrımcılığa uğradıklarını
düşünmediklerini belirtmektedir. Ayrımcılıktan
şikayet en çok İzmir (%20,5) en az ise Karsta (%7)
görülmektedir. Bununla beraber ayrımcılığın bazen
olumlu ayrımcılık olduğunu da belirtmeliyiz.
Örneklemde cinsel tacizden şikayet edenlerin sayısı
çok azdır. Buna karşılık bir başka soruyu
yanıtlarken çok daha fazla sayıda kişi iş yerlerinde
cinsel taciz olayları olduğunu ve bu nedenle
çalışmak istemediklerini söylemiştir. Bu önyargıyı
düzeltmek kadınların çalışma yaşamına geçişini
kolaylaştıracaktır.
Bu bağlamda bir kalıpyargıdan söz
edebiliriz. Araştırma kapsamında yer alan illerde
kadın ve erkeklerin üçte ikisi içinde bulundukları
toplumda kadınların çalışmasının hoş
karşılanmadığını öne sürmüştür. Bu konuda İzmir
dışındaki illerde erkeklerin kadınlardan daha tutucu
eğilimde olduğunu gözlemekteyiz. Böyle ifade
edilmekle birlikte kadınların ortalama olarak
%20-25i çalışmaktadır ama daha önemlisi kadınlar
gittikçe artan ölçüde çalışmak istemekte ve işgücü
piyasasına katılmaktadır. Çalışmanın amacı kendini
birey olarak ortaya koymanın yanısıra aile bütçesine
katkıda bulunmak ve yaşamın yükünü her alanda diğer
aile fertleri ile paylaşmaktır. Gelişimin bu
doğrultuda olması kadın ve erkek rollerinin
değişmesi kadar aile içindeki güç paylaşımının da
değişmesine yol açacaktır. Oysa geleneksel ailenin
iş bölümü anlayışı sonucu kadının katkısı ev içinde
erkeğinki ise ev dışındadır; diğer bir deyişle erkek
ekmeği getirir kadın ise evine ve çocuklarına bakar.


Bu tutum ve değerler doğrultusunda
erkeğin evin geçimini sağlaması gerektiği
düşüncesinin erkek ve kadınlar arasında en çok
benimsendiği il Şanlıurfadır (kadınların %55,7si,
erkeklerin %91,6sı). İkinci bir kategoriyi Nevşehir
ve Van illeri oluşturmaktadır. Bu illerde erkekler
ağırlıkla evi kendilerinin geçindirmesi gerektiğini
düşünürken kadınların yarısı ortak geçindirmeden
yanadır. Trabzonda ve Karsta ise erkekler Nevşehir
ve Vanda olduğu gibi düşünürken kadınlar üçte iki
oranında ortak geçimden yanadır. İzmirde ise kadın
ve erkeklerin cevapları birbirlerine çok
benzemektedir.

Bütün illerde, kadınların çalışma
oranlarının da oldukça düşük bir düzeyde kalmasına
paralel olarak, erkeklerin büyük çoğunluğu evi
kendilerinin geçindirdiğini söylemişlerdir. Çalışan
kadınların büyük bir çoğunluğu ise kendi gelirlerini
kontrol etmektedirler. Yalnızca Şanlıurfada
kadınların %26,9u kazandıkları gelirin eşleri
tarafından kontrol edildiğini öne sürmüşlerdir. Bu
bulguyu aile içindeki erkek egemenliğinin önemli
bir göstergesi olarak alabiliriz. Oysa diğer illerde
bu oran yok denecek kadar düşüktür.
Aile ve Aile içi İlişkiler
Yaşam kalitesini geliştirmenin
önemli araçlarından biri aile birliği ile ailenin
huzur ve güveninin sağlanmasıdır. Bu bağlamda aile
büyüklüğü ve kompozisyonu önem kazanmaktadır.
İller arasında farklılılıklar olsa
dahi erkek deneklerin çok büyük bir çoğunluğu
çocukların evliliğin devamını sağladığı
kanaatindedir.
Mevcut çocuk sayısı ve istenilen
çocuk sayısı bakımından da iller arasında çok önemli
farklılılar vardır. Şanlıurfada üç ve dört çocuk
sahibi olan kadınların oranı %26, dörtten fazla
olanların ise %41,2dir. Bu oranlar Nevşehirde %31,6
ve %5,3, Vanda %28,3 ve %19,2, Trabzonda %27,1 ve
%4,9, Karsta %27,2 ve %12.3, İzmirde %12 ve
%0,9dur. Görüldüğü gibi Doğu ile Batı illeri
arasında oldukça ciddi farklılıklar mevcuttur. İl
raporlarından da kolaylıkla izlenebileceği gibi
çocuk sayısını belirleyen en önemli etken kadınların
eğitim düzeyidir.
Diğer yandan, araştırma kapsamında
yer alan illerde kadınlar tarafından istenen çocuk
sayısı ağırlıkla iki ile sınırlı kalırken
Şanlıurfada erkeklerin ve kadınların üçte biri dört
çocuktan fazla istemektedir. Bu eğilimin kuşkusuz
geleceğe yönelik önemli demografik sonuçları
olacaktır.
Araştırma sonuçları kız çocuklarını
okula gödermemenin en önemli nedeninin maddi
yetersizlik olduğuna işaret etmektedir. Kız
çocuklarını okula göndermeme bütün diğer illerde
yüzde beş altı gibi düşük bir oranda kalırken
Şanlıurfada bu oran %15,6ya kadar çıkmaktadır.
Daha da çarpıcı bir olgu bütün diğer illerde kız
çocukları okula göndermemenin nedeni yoksulluk
olarak ifade edilirken Şanlıurfada özellikler
erkeklerin kızların okumasına karşı olduklarını
belirtmeleridir. Büyük ölçüde göç ve kentsel
yoksulluk gibi etkenlerin sonucu olarak İzmirde kız
çocuklarını okula göndermeme diğer illerden daha
yüksektir (%6,8).
Çocuk sayısının artışı ailenin yaşam
standardını da önemli ölçüde etkilemektedir. Örneğin
sistemli sağlık hizmeti alamadığını söyleyenlerin en
yüksek oranda olduğu il Şanlurfadır (%62,6). Bunun
tam tersi Nevşehir için söz konusudur; bu ilimizde
sağlık hizmetlerinden yararlanmayan kadın oranı
%28,5e kadar düşmektedir.
İllerin tümünde kadın deneklerin
%70i aşan bir kesimi aile planması bilgi ve
yardımlarını sağlık kurumları ve personelinden
aldıklarını belirtmiştir. Bilgi edinmede ikinci
sırayı medya kuruluşları tutmaktadır. Şanlıurfa ve
onu uzaktan izleyen Van ilinde bilgi edinmenin
önemli bir kaynağı olarak eş ve aile yani normal
ilişkiler ön plana çıkmaktadır. Daha çok sayıda
çocuk isteyen erkek ve kadınların bu illerde
yoğunlaştığını hatırlayacak olursak çok çocuk isteme
ile aile içi bilgilenme arasında yakın bir ilişkinin
mevcut olduğunu kolaylıkla farkedebiliriz.
Kadınların yeri evidir diye düşünen
kadınların oranı Van ve Nevşehirde %40 dolayında
iken Trabzon, İzmir ve Karsta üçte bire inmektedir.
İzmir dışında bütün illerde erkekler yaklaşık yüzde
altmışı geçen oranlarda bu görüşü benimsemektedir.
İki ilimizde, İzmir ve Şanlıurfada bu görüşe
katılan erkek ve kadınların oranı aynıdır. Bununla
birlikte İzmirde erkekler kadının ev dışına
açılmasını ve çalışmasını büyük oranda desteklerken
Şanlıurfada kadınların kendileri dahi kadınların
eve kapanmasını ağırlıkla desteklemektedir.
Araştırma toplumda yaygın olan bazı
önyargılar ve düşünce kalıpları üzerinde de
durmuştur. Örneğin erkeğin eşini aldatmasının olağan
karşılanacağına ilişkin ciddi bir eğilim göze
çarpmaktadır. Bu değerlendirmeye katılanların oranı
Kars ve Şanlıurfada deneklerin üçte birini
geçmektedir. Bu davranışa ilişkin hoşgörü Karsta
erkekler arasında üçte iki gibi yüksek bir düzeye
ulaşmaktadır. Yukarıda değinildiği gibi Şanlıurfada
töre cinayetlerini onaylama, yani kadınların
öldürülmesi küçümsenmeyecek düzeyde bir kesim
tarafından olağan kabul edilip hoşgörü ile
karşılanmaktadır. Kadınlar dahi, hatta erkeklerden
de fazla, bu davranışın bir hak olduğu görüşünü
paylaşmaktadır.
Türkiyede boşanma düzeyi oldukça
düşük bir seviyededir. Bunun önemli bir nedeni aile
yapımızın güçlü olmasıdır. Bu doğru olmakla birlikte
çok sayıda kadın mutsuz da olsa sorunları aile
içinde tutarak birlikte yaşamayı sürdürmektedir.
Diğer yandan özellikle geçimini temin etmekte
zorlanan kadınları boşanma sonrasında zor bir
hayatın beklediğini ve bu durumun boşanma üzerinde
caydırıcı etki yaptığını söyleyebiliriz. Genel
olarak kadınlar erkeklere göre aile içi zorluklara
daha daha fazla işaret etmektedir. Bu endişe
kadınları aile yaşamının zorluklarına hatta şiddete
katlanmaya razı olup evliliği sürdürmeye
yöneltmektedir. Nitekim bütün illerde kadınların ve
erkelerin üçte ikisi ile dörtte üçü arasında değişen
bir kesimi bu önermeye katıldıklarını belirtmiştir.

ÖNERİLER
-
Yerel hizmetlerin ve özellikle
kadınlara sunulan hizmetlerin arttırılmasında
çok önemli yararlar vardır. Hem kadın hem de
erkek vatandaşlar bu doğrultuda taleplerde
bulunmaktadır. Bu konuya özellikle seçilmiş
yöneticilerin dikkatini çekmek isteriz çünkü
kadına yönelik hizmet ve kadını karar alma
mekanizmalarına katmak oy getirecektir.
-
Yerel Yönetimlerin sunduğu
hizmetlerden haberdarlığın az olduğu
belirtmiştik. Kadınlara yönelik hizmetin eğer
varsa, yerel yönetimlerin bu hizmetlerini
duyurmaları önem kazanmaktadır. Bu çerçevede
hizmetleri daha etkin duyurabilmek için
-
Yerel radyo ve yerel gazeteler
aracılığı ile duyuru yapma
-
Yerel televizyonlarda tanıtım
programları yapma
-
Evlere el ilanları dağıtma
-
Muhtarları bilgilendirme ve
onları mahalle bilgilendirme toplantıları
yapmaya teşvik etmek düşünülebilir. Kadınların
evlerinden ve mahallelerinden daha az çıktıkları
göz önüne alınarak, onlara kendi mahallerinden
ulaşmaya çalışmak önemlidir.
-
Yerel yöneticilerin kadınlara
yönelik hizmetlerinin geliştirilmesi sırasında
kadınların talepleri hakkında bilgi sahibi
olmaları uygun olur. Bu çerçevede yerel
yöneticiler aşağıdaki yöntemlerin birini veya
birkaçını bir arada izlemelidirler.
-
Kendilerine ait yönetim
biriminde bir kadın çalışmaları uzmanı
bulundurabilirler. Bu uzman o mahallelerdeki
kadınlarla diyalog içinde ve araştırmalar
yaparak taleplerini inceler ve yönetime
tavsiyelerde bulunur.
-
Kadınların taleplerini
karşılamak ve bazı hizmetleri sunmak üzere bir
hizmet birimi kurulabilir. Bu birim, örneğin
hukuk danışmanlığı gibi hizmeti vermenin
yanısıra, kadınlardan gelen talepleri
değerlendirir, projeler halinde yönetime sunar.
-
Belediye mahalle ve sivil toplum
temsilcilerinin de yer alacağı geniş katılımlı
bir kadın meclisi kurabilirler. Burada
yöneticilerle kadınların temsilcileri, bir araya
gelip tartışır ve projeler oluştururlar. Buna
benzer bir kurum Yerel Gündem 21ler
çerçevesinde denenmektedir.
-
Hizmeti sunmak kadar hizmeti
ulaşabilir kılmak da önemlidir. Hizmetten
haberdar olma ona ulaşmanın önemli bir yönü.
Bunun yanısıra hizmeti alma şartlarının kolay ve
ucuz olması ve fiziki olarak ulaşımın olanakları
da önemlidir. Örneğin mesleki eğitim kursu bir
hizmet olarak sunuluyorsa, mümkünse bedava veya
çok ucuz olması, ulaşım aracı sağlanması veya
kursun mahalleye getirilmesi düşünülebilir.
-
Şiddet ve şiddet algısı toplumda
çok fazladır. Hiç bir şüphe yok ki esas olan
toplumda şiddeti önlemektir. Bununla beraber
şiddete maruz olan kadınlar bunu en çok aile
fertlerinden, özellikle erkeklerden
görmektedir. Kadınların ailede gelir sahibi
olmadığını ve güçsüz olduğunu da birçok
araştırmanın sonucu göstermektedir. Güçsüzü
koruma kamunun görevleri arasındadır. Bu
çerçevede kadınların da talebi doğrultusunda
yerel yöneticilerin sığınma evlerini açması
önerilmektedir. Mevcut aileyi koruma kanunu,
şiddet uygulayan tarafı evden uzaklaştırdığı
için, kadını evinde de korumak mümkündür. Sadece
bu kanunu bilen çok azdır. Kanun ve uygulama
koşulları hakkında bilgilendirmeye yönelik
kampanyalar oluşturulmalıdır. İl merkezlerinde
oluşturulan 24 saat 7 gün acil bir telefon bilgi
ve ihbar hattı şiddet mağdurlarını korumayı
kolaylaştıracaktır.
-
Yerel yöneticilere yöneltilen
iki kurumsal talebe dikkat çekmek isteriz:
Kreşler ve yaşlı bakım evleri. Esasında bu iki
kurum birbirine çok benzer şekilde kadının, aile
yükünü azaltıp onu dışarıya, topluma ve
özellikle de çalışma yaşamına açmaktadır. Birçok
ilde hem kadınlar hem erkekler yaşlı bakım
evlerini öncelikli talepleri arasında
sıralamışlardır. Çekirdek aile düzeni içinde
yaşlıların bakımı gittikçe artan bir sorun
olmakta ve bu yük kadınlara kalmaktadır.
Önümüzdeki dönemde bu talep ciddi olarak
artacaktır
7.
Kadınların işgücüne katılmayı, aile bütçesine
katkıda bulunmayı istediklerini biliyoruz. Bu
çerçevede,
-
Kadınlara kendi talepleri
doğrultusunda meslek edinmelerini sağlamak için
mesleki eğitim vermek gereklidir. Hangi
kursların açılacağına iş gücü piyasasının arz
talep araştırması sonucunda ve kadınların
eğitim/yaş/çalışma tecrübesi gibi nitelikleri
göz önüne alınarak karar verilmelidir
-
Kadınların hem evden iş yaparak
gelirlerinin arttırılmasına (örneğin örgü,
dikiş v.b.) hem de ev dışında çalışıp gelir elde
etmelerine olanak yaratılmalıdır.
Unutulmamalıdır ki bunların her biri ayrı ayrı
kadınları güçlendirici etkiye sahiptir. Yerel
yöneticiler ve sivil toplum kuruluşlarının bu
konuda aktif olarak iş alanı ve pazar
oluşturmasında yarar vardır. Önerilen iş
alanlarında ve ürünlerde çeşitlenmeye, yaratıcı
olmaya gereksinim vardır. Aksi takdirde
pazarlama ve iş bulmada çok ciddi sorunlar
yaşanmaktadır.
-
Ayrıca özel kurslardan ve/veya
özel sektördeki iş yerlerinden çıraklık ve staj
şeklinde kadın kotası talep edilebilir.
Böylelikle kadınlar iş gücü piyasasına girmeye
teşvik edilir ve onlara bir nevi alıştırma olur.
8.
Kadınların kendi gelirleri de dahil aile geliri
üzerinde kontrolleri limitli görünmektedir. Onları
bütçe kullanımı ve gelirin kontrolü üzerinde söz
sahibi yapmak önemlidir. Bu çerçevede bankaların
kadınların hesap açmalarının teşviki önemli bir
katkı olacaktır. Bankaların kadınlara özel kredi
kartı vermesi, bu kredi kartlarına teşvik (ek hediye
puan), kolay banka kredisi verilmesi, farklı faiz
uygulaması düşünülebilir. Eğer kadınların hesap
açtırması maddi olarak avantajlı görülürse eşi de bu
hesapların açılmasını destekleyecektir. Burada
önemli olan kadının geliri kullanabilir ve tasarruf
yapabilir hale getirmektedir.
9.
Sivil
toplum kuruluşlarının da çok yaygın olarak
bilinmediğini görüyoruz. Bu bilgisizlik bazı
bölgelerde yaygın ve etkin sivil toplum faaliyeti
olmamasından kaynaklanabilir, STKların çok canlı
olduğu yerlerde de kadın kuruluşlarının ve/veya
kadına yönelik hizmet verenlerin bilinirlikleri
düşüktür. Bu çerçevede
-
STKların faaliyet alanlarını
iyi tanımlayarak; kendilerini hem daha yaygın
katılıma açmaları, hem de hizmetlerini daha iyi
duyurmaları gerekmektedir.
-
Tanıtım için bilinen metotlar
medya, el ilanı, basın duyuruları dışında yeni
yöntemleri de kullanmak ileriye dönük bir
strateji olabilir. Genç kadınlar bilgisayar
öğrenmeye ve internet kullanmaya hevesli
görünmektedir. STKlar interneti hem
hizmetlerini tanıtmak hem de hizmet sunmanın
aracı olarak kullanmaya başlamalıdırlar. Örneğin
bir aile planlaması derneği hem kendini tanıtmak
hem de bilgi sunmak için internet kullanabilir.
10.
Kadınların karar alma sürecine katılmaya istekleri
vardır. Erkekler de onları kabule karşı olduklarını
beyan etmektedir. Sadece bu konuda önemli bir
darboğaz görülmektedir. Siyasete en çok girmek
isteyenler üniversite mezunu kadınlardır ve çelişik
bir şekilde eğitim yoksunluğu da en önemli çekince
olarak görülmektedir. Bu konunun derinlemesine
incelenmesine ihtiyaç vardır. Eğer kast edilen
siyasi bilgi eksiği ise çok yönlü eğitim ve
bilgilendirme ile (interaktif yöntemler de dahil)
bunu gidermek gerekir. Kadınların karar alma
süreçlerinde yer alması sadece milletvekili olması
demek değildir. Önümüzdeki dönemde kadınların yerel
karar alma süreçlerinde yer almaya teşvik edilmesi
gerekir. Bu kurallar arasında okul-aile
birliklerinden başlayarak, mahalle ihtiyar
heyetleri, belediye meclisleri sayılabilir. STKlar
eğitim programlarını yerel siyaseti içerecek şekilde
farklılaştırıp çeşitlendirmeli, yerel yöneticiler de
kadın kurulları oluşturarak kadınları teşvik
etmelidirler.
11.
İnternet önümüzdeki dönemde çok kullanılacak bir
araç olacaktır.
İnternet kadınların bazı gelenek
dışı soruları sormasını kolalaştıracak özelliklere
sahiptir. Ve bu anlamda da özgürleştirici bir yanı
vardır. Örneğin kocam beni dövüyor, haklarım
nelerdir sorusunu internette sormak kolaydır ama
kimden cevap aldığı da çok önemlidir. STKların ve
kamu kuruluşlarının kadınlara güvenilir bilgi veren
internet siteleri oluşturması gereklidir.
İnternetin bütün kadınların
kullanımının olanaklı olmadığını düşünerek STKların
kamu desteğini de kullanarak bilgi ve ihbar telefon
hatları kurması da önerilir.
Sonuç Olarak
Eğitim ve özellikle yüksek eğitim
kadın erkek eşitliği değerlerinin benimsenmesinde
çok önemli rol oynamaktadır. Bu konuda altı
çizilmesi gereken husus, eğitimin etkisinin kadınlar
üzerinde, erkeklere nazaran çok daha fazla
olduğudur. Bütün illerde ve hemen hemen bütün
konularda kadınlar ve erkeklerin eğitiminin artması
değerleri değiştirmekte kadınların topluma ve
siyasete katılmalarını arttırmakta, onları
kurumlardan vatandaşlık hakları çerçevesinde daha
talepkar hale getirmekte, bilinçli ve bilgili
kimseler olarak insan haklarına ve vatandaşlık
hukukuna saygı duymalarına yol açmaktadır. Eğitimin
olumlu etkisi erkekler üzerinde de görülmekle
birlikte aradaki ilişki kadınlardaki kadar belirgin
değildir.

Eğitim yalnızca bilgi değil yeni
değerlerin de aktarılmasını sağlamaktadır. Bir kere
eğitimli kadınlar kadın erkek eşitliği konusunda
daha fazla bilgi sahibi olmaktadır. Daha önemlisi
ilişkinin böyle olması gerektiğini düşünmekte ve
kapsamlı biçimde kadın erkek eşitliği değerlerini
savunmaktadır. Örneğin, formel eğitim görmüş olan
kadınlar anayasal haklarını bilmekte, töre
cinayetlerine karşı çıkmakta, kız çocuklarını
okutmakta, siyasete katılmak istemekte ve daha az
çocuk sahibi olmaktadır.
Erkek eğitiminin artmasının çok
önemli bir sonucu ise kamusal söylemlerin daha
eşitlikçi hale gelmesidir. Bu çerçevede erkeklerin
eğitiminin artmasına bağlı olarak hukuki
bilgilerinin arttığını ve kamusal düzeyde kadın
erkek eşitliği değerlerini kabule daha yatkın hale
geldiklerini belirtebiliriz. Örneğin bu durumda
erkekler kadınların mirasta eşit payı olduğunu
bilmektedir. Fakat özel yaşam alanı söz konusu
olduğunda erkekler eğitimli kadınlardan önemli
ölçüde ayrılmakta ve geleneksel değerleri daha
fazla benimsemektedir. Örneğin üniversite mezunu bir
erkek kadına yönelik şiddeti veya töre cinayetlerini
savunabilmektedir.
Benzer sonuçlara yüksek eğitimli
kadınlar arasında da düşük oranlarda rastlamak
mümkündür. Örneğin kamusal eşitlik söylemini kabul
etmekle birlikte özel yaşamda daha az eşitlikçi
değerleri savunmaktadırlar. Diğer bir örnek ise
anayasal eşitliği kabul eden çok sayıda erkeğin,
kadının erkeğin eşini aldatabileceğini, kadınların
bazen şiddeti hak ettiğini açıkça savunmasıdır.


Ülkemizde yapılan çok sayıda
araştırma kadınların eşit haklara sahipliği
görüşünün özel yaşamda ve aile yaşamında
sorgulandığını ortaya koymaktadır. Burada aile
değerlerinin ve kadın-erkek rollerine yönelik
sosyalizasyonun öneminin altını çizebiliriz.
Kalıpdeğerler küçük yaştan itibaren kız ve erkek
çocuklara aşılanmakta, onları daha sonra değiştirmek
ise bir hayli zor olmaktadır. Örneğin kadının
annelik ve eşlik rolleri çocukluktan itibaren aşırı
düzeyde vurgulanmakta, ve sonuçta kadınlar evliliğe,
erkeklere göre çok daha fazla önem vermektedir.
Ayrıca kadının namusunun aile sorumluluğunda olduğu
algısı ve erkeğe hak olan bir çok konunun kadınlara
uygun görülmemesi yaygındır.
Buna benzer bir sonucu siyaset
alanında görüyoruz. Erkekler kadınların aday
olmasını desteklemektedirler, hatta bazı illerde
erkeklerin kadın adaylara verdiği destek kadınların
verdiği desteğin üzerindedir. Bununla birlikte
erkekler katılım eksikliğini kadınların ilgisizliği
ile açıklamakta, kendilerinin sınırlandırıcı tutum
ve rollerini görmemektedirler. Kadınlar ise siyasete
katılmamalarının sebebini ağırlıkla eğitim eksikliği
olarak belirtmektedir. Oysa siyasete girmek isteyen
kadınlar arasında üniversite mezunları ağırlıktadır
ve bu konuda yapılan araştırmalar göstermiştir ki,
siyasete katılan kadınların ortalama eğitimleri
erkeklerden çok üstündür. Diğer bir deyişle kadınlar
kendi değerlerini tam olarak tartamamaktadır ve
karşımıza ciddi bir özgüven sorunu çıkmaktadır.
Kadın-erkek eşitliği konusunda
sosyo-ekonomik statünün etkisi oldukça çapraşıktır.
Bazı alan ve bazı bölgelerde gelir düzeyi arttıkça
gelirle doğru orantılı olarak bazı eşitlikçi değer
ve tutumların kabulü artmaktadır. Bu özellik daha
belirgin olarak kadınlarda görülmektedir. Ama bunun
tam tersine örnekler de vardır. Örneğin Şanlıurfada
üst sosyo-ekonomik statüde yer alan kadın ve
erkekler kendilerinden daha alt gelir gruplarına
göre daha tutucu değerler sergilemektedir. Böylesine
bir eğilim gelirin kökeni ile ilişkinlendirilebilir.
Toprağa ve ticarete dayalı geleneksel zenginlik
yerel kurallara sadakati çok teşvik etmektedir.
Diğer bir deyişle üst gelir grupları kendi güçlerini
korumak ve yerel gelenekleri yeniden üretmek için
yoğun çaba harcamaktadır. Yerel konumları ve
şöhretleri bu geleneğin sürdürülmesine bağlıdır.
Tersine bir örnek sosyo-ekonomik
statü ile eşitlikçi çağdaş değerlerin birbirine
doğru orantılı olarak arttığı İzmirdir. Bu ilimizde
sosyo-ekonomik statü artışını sağlayan gelir düzeyi,
eğitim sonucu elde edilen işler vasıtasıyla
sağlanmaktadır. Yani daha yüksek eğitim gelir
artışına çok büyük katkı yapmaktadır.
Çalışma yaşamına kadınların
katılması Türkiye düzeyindeki genel bulgulara
paralel olarak bir hayli düşüktür. Bu konudaki
yaygın kalıpyargılara rağmen kadınlar çalışma
yaşamına katılmaya, ailenin geçim yükünü paylaşmaya
erkeklerden daha açık görünmektedir. Yine de
erkekler evin geçimini kendilerinin sağlaması
gerektiğini düşünmektedirler. Çalışma yaşamına
ilişkin iki özelliğin altını çizebiliriz. Bunlardan
birincisi aile gelirine katkı diğeri ise ev dışına
açılma ve kamu yaşamına katılmadır. Kadınlar her iki
alanda erkeklerin onlara biçtiğinden daha fazla
katkı yapmak, ve de işgücü piyasasında gelir
getirecek şekilde eğitim almak istemektedir. Bu
çerçevede, her ne kadar bazı kadınlar eşlerinin izni
olmamasını veya aile sorumluluklarını çalışmama
nedeni olarak göstermişlerse de, aslında iş bulamama
ve eğitim ve beceri eksikliğinin daha ön plana çıkan
nedenler olduğu görülmektedir.
Şiddet algısı tüm illerde ve oldukça
kapsamlı bir biçimde ele alınmıştır. Bu noktada şu
ayrımı yapmak mümkündür. Kadınlar genelde aile
bireylerinden özellikle eş, ağabey ve babalarından
şiddet görmektedirler. Erkekler ise anne baba
dışında aile bireylerinden çok nadir olarak şiddet
görmekte, öğretmen, arkadaş, patron gibi aile dışı
kişilerin şiddetine maruz kalmakta ve özellikle
erişkin erkekler, erkek kaynaklı şiddetle
karşılaşmaktadır. Özetle şiddeti erkekler
uygulamaktadır.
Araştırma sonuçlarından, yerel
yönetimlerin araştırma kapsamındaki illerde
kadınlara yönelik hizmet verip vermediklerini
anlamak mümkün değildir. Hizmetler mevcut dahi olsa
bu hizmetlerden haberdar olma oranı oldukça
düşüktür. Buna karşılık yerel yönetimlerden
çeşitlenmiş hizmet talebi güçlüdür. Kadın ve erkek
birçok seçmen bu hizmetlerin önemli olduğunu ve
gerekirse bu hizmetleri vereceğini düşündükleri
adaya çoğunlukla oy vereceklerini, oy vermeyi
düşündükleri partiden olmasa bile oy
verebileceklerini söylemişlerdir.
Sağlık hizmetlerinin talepler
arasında öne geçtiğini görüyoruz. Birçok ilin
sonuçları istenilen çocuk sayısının var olan
çocuktan daha az olduğunu göstermektedir. Bu
çerçevede aile planlaması büyük önem kazanmaktadır.
Aile planlaması bilgileri de ağırlıkla (özellikle
kadınlar için) sağlık merkezlerinden alınmaktadır.
Erkeklerin bir kısmının eşlerinden
aile planlaması bilgisi aldığına dikkat çekerek
kadınlara ulaşmanın önemini belirtmek isteriz. En
öz haliyle kadınlar değişmeye açıktır ve kadınları
değiştirmenin yolu eğitimden geçmektedir. Onlar
eşitlikçi değerleri kabul etmeye, karar alma
süreçlerine katılmaya hazırdır. |